Sınır ötesi operasyon ve Kürt sorunu

Bugün Türkiye'de siyasi gündemi ve toplumsal yaşamın her alanını PKK terörizmi ve terörizme karşı mücadele belirliyor. Terörizme karşı mücadele olgusu ve süreci de, bir taraftan sınır ötesi askeri operasyon, diğer taraftan da Kürt sorunu tartışmalarını içeriyor.
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

Bugün Türkiye'de siyasi gündemi ve toplumsal yaşamın her alanını PKK terörizmi ve terörizme karşı mücadele belirliyor. Terörizme karşı mücadele olgusu ve süreci de, bir taraftan sınır ötesi askeri operasyon, diğer taraftan da Kürt sorunu tartışmalarını içeriyor. Türkiye, çok karmaşık, çok riskli ve çok katmanlı bir sorun ve süreçle karşı karşıya. Bu süreçte, kendimizi tepkici milliyetçiliğin gerisinde bir alanda konumlandırmalı ve insan odaklı ve çokboyutlu bir strateji izlemeliyiz. Son günlerde, her ne kadar Türkiye'nin ülke içi toplumsal barışı bağlamında endişe ve korku içinde olsak da, terörizme karşı mücadelede insan odaklı ve çokboyutlu strateji olasılığını artıran gelişmelerin yaşandığını da gözlemliyoruz.
Üç önemli gelişme
Önce Başbakan Erdoğan'ın başarılı geçtiğini söyleyebileceğimiz ABD ziyareti ve bu ziyaretin ortaya çıkardığı iki önemli sonuç: Bir taraftan, Başbakan Erdoğan tarafından "Türkiye'nin Irak'ta emperyal hedefler içinde olmadığı, sadece PKK'ya karşı mücadele temelinde sınır ötesi askeri operasyonu düşündüğü" söyleminin dünya kamuoyuna net bir biçimde açıklanması, diğer taraftan, bu ziyarette askeri operasyonun başarılı olması için ortaya konulan "anlık istihbarat temelli askeri müdahale" yöntemi. Her iki sonuç da bize Türkiye'nin, hem sınır ötesi askeri operasyon yoluyla Irak bataklığına ya da tuzağına çekilme riskinin bilincinde olduğunu hem de bu riski doğru diplomatik ve stratejik tercihler yaparak azaltma çabasında olduğunu gösteriyor. İkinci olarak, Fikret Bila'nın, 1990'lardan bugüne PKK'ya karşı mücadelede üst düzey görev almış askerlerle yaptığı görüşmeleri içeren yeni kitabı Komutanlar Cephesi'nin özeti denebilecek mülakatlar dizisinin Milliyet gazetesinde yayımlanmasıyla ortaya çıkan, çok önemli bir yöntemsel/siyasal saptama: 1990'lı yıllarda PKK'ya karşı yapılan mücadelede askeri başarının siyasal başarıya dönüşmesinde anahtar olan koşulda, diğer bir deyişle Kürt kimliğine sosyolojik ve kültürel olarak yaklaşımda yaşanan ciddi eksiklik. Fikret Bila'nın mülakatlar dizisinden çıkan bu önemli sonuç bize şu gerçeği gösteriyor: Terörizme karşı mücadele çok katmanlıdır ve sadece güvenlik sorunu olarak düşünülmemelidir. Bu anlamda da ekonomik, siyasal, kültürel katmanları içinde bir kimlik sorunu olarak yaşanan Kürt sorununda insan odaklı bir demokratik çözüm önerisi ve iradesi geliştirilemediği sürece siyasal başarı mümkün değildir.
Fikret Bila'nın mülakatlar dizisinden çıkan bu sonucu destekleyen üçüncü gelişmeyse, son dönemlerde dozu hızla artan bir tepkici milliyetçi söylemle siyaset yapan CHP lideri Deniz Baykal'ın, sınır ötesi askeri operasyon ve Kürt sorunu üzerine yaptığı sürpriz niteliğindeki açılımdı. Terör sorununun sadece sınır ötesi operasyonla çözülemeyeceğini vurgulayan Baykal, askeri operasyonel başarı kadar, Kuzey Iraklı Kürtlerin desteğini kazanmanın da başarı için çok önemli olduğunu vurguluyor ve bu bağlamda da bir dizi öneri geliştiriyor. Bu öneriler, Kuzey Iraklı üniversite okuma düzeyine gelmiş Kürt gençlerin Türkiye'de ODTÜ ve İTÜ gibi önemli üniversitelere gitme olasılığından bu bölgede Türkiye'nin görüşlerinin aktarılacağı BBC türü yayıncılığın yapılmasına, bölgeye su yardımı yapılmasından bu bölgeyle ekonomik işbirliğinin geliştirilmesine katkı sağlayacak yeni gümrük kapılarının açılmasına kadar, farklı ekonomik, kültürel ve insani önerileri içeriyor. Baykal'ın bu açılımının arkasından Fikret Bila'ya verdiği mülakatta yaptığı (Milliyeti 13, 11, 2007) "Türkiye Kürt düşmanı değildir" saptaması da, kendisinin terör sorunuyla Kürt sorunu ayrışmasını yaptığını ve terörizme karşı mücadelede askeri müdahaleden daha çok "yumuşak güç" yoluyla başarıya ulaşma yöntemine yöneldiğini gösteriyor.
Beş ayda ne değişti?
Bu noktada kısa bir parantez açıp iki noktanın altını çizmek gerekiyor. Bunlardan birincisi, Derya Sazak'ın (Milliyet, 10, 11, 2007) Baykal'ın yaptığı açılımı yorumlarken doğru ve önemli olarak altını çizdiği nokta. Uzun zaman değil yaklaşık beş ay önce aynı Baykal, yaptığı açılımın tam tersi bir stratejiyle, dolayısıyla "sert güç, şahin askeri strateji ve Kürt kimliğine tepkici milliyetçilikle yaklaşma ekseni"nde girdiği 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde partisini ciddi başarısızlığa uğratmıştı. Bu anlamda bu beş ayda ne değişti de Baykal, yumuşak gücün ve insani durumun önemini anladı sorusu sorulmalı. Bu soru bize, Türkiye'de siyaset yapma eyleminin, ülkenin iyi yönetimi için vizyon ve politika üretme temelinde değil, aksine ne kadar anlık ve çıkar temelli olduğunu gösteriyor. İkinci ve bence seçim kaybetmekten daha da önemli nokta, Baykal'ın izlediği tepkici milliyetçi, şahin bakış açısının, Türkiye'de bugün yaşadığımız gerilime, toplumsal kutuplaşmaya ve geleceğe karşı duyulan korku ve endişe duygusuna ciddi katkı vermiş olmasıdır. Bu bağlamda da, Baykal'ın tepkici milliyetçiliği, kendi partisini küçültmekten öte, ahlaki ve etik temelde Türkiye'nin bugünkü sorunlu ve endişeli ruh halinin oluşmasına neden olan unsurların başında geliyordu, ki bu yönüyle de affedilmeyecek bir seçim stratejisiydi.
Bununla birlikte, Baykal'ın bugün öne sürdüğü açılım, inandırıcılığı zayıf olmakla birlikte, Türkiye'nin terörle mücadelesinde insani olanın ve yumuşak gücün ön plana çıkartılmasına ve farklı kimlikler arasında düşmanlık duygusunun değil, tam aksine birlikte yaşama olasılığının gerçeklik kazanmasına verebileceği katkı temelinde desteklenmelidir.
Son günlerde yaşadığımız bu üç önemli gelişme bize, terörizme karşı mücadelenin akıl temelli ve yumuşak gücü önemseyen bir yolla yapılması gerekliliği üzerinde, devlet ve siyasi aktörler arasında bir eğilimin olduğunu gösteriyor. Akıl temelli, insan odaklı ve çokboyutlu düşünme zor ama gereklidir. Bu satırları yazarken, bir dostum telefonla arayıp Şırnak'ta Gabar Dağı'nda çıkan çatışmalarda yine askerlerimizin şehit olduğunu söyledi. Bu da yine acılara yol açacak, yine tepkici milliyetçi söylemleri besleyecek, yine akıl temelli düşünmenin zorluğunu ortaya çıkartacak.
Ama çözüm için, tepkimizi ve acımızı terörizme karşı mücadelede başarılı sonuç almaya dönüştürmeliyiz. Bu da, bu mücadelenin iki önemli ayağını çok ciddi tartışmamızı gerekli kılıyor. Birinci ayak, PKK'ya karşı yapılacak sınır ötesi operasyonda nasıl tuzağa düşmeden ve bataklığa çekilmeden başarılı olunabilir sorusuna vereceğimiz yanıttır. Doğru yanıt, sınır ötesi operasyonlarda askeri-stratejik ve lojistik başarı kadar, Kuzey Irak'la ilişkileri yumuşak güç temelinde geliştirmeyi içeriyor. Türkiye'yle bu bölge arasındaki ekonomik, kültürel ve diplomatik ilişkileri daha da geliştirmek, PKK ile Kuzey Irak Kürtleri arasında Türkiye'nin bölgede algılanması bağlamında ciddi bir ayrışma, farklılaşma yaratabilir ve böylece PKK olgusunun bu bölgede izole olması sağlanabilir. Terörizme karşı mücadelenin ikinci ve en önemli ayağı da, Türkiye'nin son 20 yılında çok ciddi insan kayıplarına, insan trajedilerine ve siyasal, ekonomik, kültürel sorunlara yol açan, bu niteliğiyle de Türkiye'de demokratikleşme ve toplumsal barışın önündeki en büyük engel olan Kürt sorunu üzerine kapsamlı ve akıl temelli düşünmeyi ve tartışmayı içeriyor.
Doğrudur, Kürt sorunu, tarihsel olarak, uzun yıllardır var olan bir sorundur ama aynı derecede doğrudur ki,-bu saptamayı Fikret Bila'nın üst düzey askeri görevlilerle yaptığı mülakatlar dizisinden çıkartabiliyoruz-, bu sorunla sorunun taşıdığı kimlik, sosyolojik, siyasal, sosyal adalet ve kültürel boyutlarıyla, daha yeni yeni ilgilenmeye başlıyoruz. Kürt sorununu yeni yeni tartışmaya başlıyoruz. Farklılıklar arası birlikteliğin, birarada ve beraber yaşamanın, ancak insan odaklı, demokratik müzakere ve farklılığa karşı eleştirel sorumluluk ilkeleriyle, Kürt sorununu tartışmamız durumunda olasılık kazanacağını daha yeni yeni anlıyoruz.
Son gelişmelerden ortak payda olarak çıkartabileceğimiz teröre karşı mücadelede, devlet ve siyasi aktörler içinde insana, yumuşak güce ve akıltemelli yaklaşıma yönelmeyi destekleyelim.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.