Sınırötesi operasyon yapılmalı mı?

Başlıktaki soruya verilen üç yanıt var: Evet, biraz ve hayır. "Evet" diyenlerin yaslandıkları zemin güçlü: PKK'nın onlarca işçi ve köylü kökenli askeri öldürmesinin ardından Kuzey Irak'taki gerilla kamplarının dağıtılması ve...
Haber: KORAY ÇALIŞKAN / Arşivi

Başlıktaki soruya verilen üç yanıt var: Evet, biraz ve hayır. "Evet" diyenlerin yaslandıkları zemin güçlü: PKK'nın onlarca işçi ve köylü kökenli askeri öldürmesinin ardından Kuzey Irak'taki gerilla kamplarının dağıtılması ve PKK'yı destekleyen unsurların yok edilmesi gerekliliği. "Biraz" diyenler kapsamlı ve uzun süreli bir harekatın siyasi ve iktisadi giderlerinden çekiniyor ve kısmi bir bombalamanın yeterli olacağını savunuyor. "Hayır" diyenler ise harekatın terörle mücadele açısından uzun vadeli bir getirisinin olmayacağını ve Türkiye'nin çıkarlarına ters olduğunu savunuyor. Hangisi haklı?
Evet
Kapsamlı bir sınırötesi operasyonun gerekliliğini savunanların dayandıkları temel tez, terör eylemlerinin bir semptom değil, sorunun kendisi olduğunu düşünmeleri. Yüzlerce insanın canını alan bu eylemleri semptom olarak görmek gerçekten zor. Zira semptomlar can almaz, baş ağrıtır. Bu nedenle PKK'ya karşı bir an önce şiddet uygulanmasını savunanlar "terör sorununun" halli için silah kullanılsın istiyorlar.
Kuzey Irak'a ve özellikle PKK'yı destekleyen Barzani ve Talabani'ye gözdağı vermek, askeri güç kullanma konusunda kararlılık göstermek, operasyon sırasında ordunun iç politika sahnesinde güçleneceğini hesap etmek, birkaç yüz gerilla öldürerek terör örgütüne kısmi ve geçici bir zarar vermek de "evet" diyenlerin nedenleri arasında.
Yüzlerce insanın hayatına mal olacak operasyon hakkındaki tartışmanın en yüksek sesli ve nüfuslu korosunu saldıralım diyenler oluşturuyor. Ancak evetçilerin bu yüksek sesine rağmen ilginç bir sessizliği var. Daha önceki operasyonların sorunu çözmeyip büyüttüğü gözlemine karşı çık(a)mıyorlar. Şimdiye kadar iki tanesi aylarca süren ve kısmi işgal formunu almış, yirmiye yakın müdahale bir sonuç vermedi. Şimdikinden bir sonuç alacağımızı nereden biliyoruz?
"Evet vuralım" diyenlerin sessizliğinin nedeni terörü neden olarak görmeleri. Oysa terör bir semptom. Teşbihte hata olur, ondan dikkatle yapalım: Arkadaşlarına şiddet uygulayan bir çocuğu evire çevire döverseniz çocuğun bir daha şiddet uygulamayacağını düşünebilir misiniz?
Uluslararası ilişkiler ve politika çocuk yetiştirmeye benzemez diyenleri duyar gibiyim. Haklılar. O zaman çocukluk etmeyip daha önceki operasyonların çok işe yaramadığını teslim edip, bu operasyonun terörü nasıl ve neden bitireceğin açıklasınlar. Yoksa fikirleri şiddet öven ve çağıran bir tarz alır ki, hafif de olsa terör tanımına girer.
Biraz
"Yine vurup ne kazanacağız?" sorusunu sorma cesaretini gösterebilmiş gözlemcilerin bir bölümü "bari biraz vuralım" sonucuna varıyorlar. Birazcıların önerdiği çözüm, kampların uzaktan bombalanması ve dolayısıyla PKK'ya maddi ve askeri ceza verilmesini amaçlıyor.
Bu pozisyon tüccar-komisyoncu zihniyetine yakın bir motivasyondan besleniyor: Onlara göre adalet, hakkaniyet, barış gibi kavramlar uluslararası ilişkilerde "ideolojik kaçan" lüks şeyler. Ulusların adaletle alakalı olmadığını biliyor birazcılar. Oysa Filistin, Irak ve Lübnan örneklerinin ampirik olarak en net gösterdiği sonuç "adil barışın" olmadığı yerde, şiddetten arınmanın imkansızlığı. En mütevazı bir şekilde söyleyelim gerekirse: Adalet çok can kurtarır. Oysa birazcılar, evetçilerin varyasyonu olan pozisyonlarını stratejik çıkar hesabı üzerine kuruyorlar.
Hayır
Hayırcılara göre terör bir semptom. Esas sorun Kürt kimliğini tanımayan, Kürt halkına ve siyasetçilerine iktisadi ve kültürel baskı yapan yerleşmiş devlet politikaları. Yoksulluğun dizboyu olduğu, Kürtlere karşı sembolik ve reel şiddetin sıklıkla ve kolayca kullanıldığı, dahası Kürtlerin siyasi tercihlerini tartışıp inşa edebilecekleri alanlar olan gazete ve dergilerin kapatıldığı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarına rağmen yargılanmaya devam edildiği ortamı yeniden üretmek, terörün gerçek nedeni.
Sınırötesi operasyona hayır diyenler şiddetin bizi kalıcı barışa götürmeyeceğini söylüyorlar. Sıklıkla belirtildiği gibi, savunma zaafı gösterip memleket kendisini kollamasın demiyorlar.
Tam tersi, terörden korunmamızın önkoşulunun daha ciddi bir savunma taktiği geliştirmek olduğunu belirtip kansere aspirin çözümü sunan evetçiler ve birazcıların güvenlik gedikleri yarattığını gösteriyorlar. Hayırcıların pozisyonu stratejik, askeri, iktisati ve siyasi olarak daha isabetli görünüyor.
1995 Çelik Operasyonu 45 gün sürmüş ve 555 PKK'lı ve 185 askerin hayatına malolmuştu. 1997 Çekiç Harekatı ise 65 gün sürmüş ve 2730 PKK'lı ve 114 askerin hayatını almıştı. Geçen zaman içinde Öcalan yakalandı, ömür boyu hapse mahkum oldu. PKK, ABD ve AB dahil birçok ülkede terör örgütü listesine alındı. Bir süre geriledi ancak yine dirilmeyi başardı. Çünkü PKK'yı bitireceğine inanılan askeri çözüm, PKK'yı küllerinden yeniden dirilten bir hayat öpücüğüne dönüştü.
PKK'nın Türkiye siyaseti de bu zayıflığın üzerine kurulu. DTP'nin sivil ve siyasi bir çözüme doğru evrilmesinden endişe ediyor. Bu nedenle terör uygulayarak Kürt sorununun çözümü için atılacak siyasi, sosyal ve kültürel yolları felç ediyor.
"Hayır, Kuzey Irak'a ya da Irak Kürdistanı'na girmeyelim" diyenler PKK'nın asli düşmanı. Zira örgütün tek silahı olan silahı kullanmamayı öneriyorlar. PKK terörle değil teröristle uğraşılmasını ister. Girmeye teşne olduğumuz yol PKK'nın tercih ettiği yoldur. Altından kayan tabanına kurşun dökerek sarılmayı amaçlayan PKK'yı durdurmak, tabanın kendisine, yani yurttaşlarımıza askeri çözüm dışında bir tercih yolu sunmaktan geçer.
Ancak Kürt belediye başkanlarını tutuklayarak, sivil siyasetin önünü tıkayarak, gazete kapatarak, Kürt milletvekillerine ajan ve yabancı muamelesi yaparak başaracağımız tek bir şey var: 2017'de yeni bir tezkere çıksın mı çıkmasın mı diye tartışmak. Artık uyanalım.
Yapılması gerekenler
Kürt sorununun çözümüne doğru önemli adımlar da atıldı. Kısmi bir tanıma yaşandı, ben üniversitede okurken Kürt lafını ağzımıza zor alırdık. Artık daha ileri bir noktadayız. Ama bunlar çok mütevazı adımlar. En azından kısa vadede üç reel politik adım atmalıyız. Bunun için bir nebze cesaret ve yaratıcılık gerekiyor.
1) Türkiye'nin isabetli bir Irak Kürdistanı politikası oluşturabilmesi için bölgedeki siyasi temsilcileri tanıması gerekiyor. Buna müteakip yalnızca tehdit değil, ödül mekanizmalarını da işletebilmesi gerekiyor. Diyelim ki Barzani ve Talabani PKK'nın hareketlerini sınırladı ve örgüte yalnızca siyasi aktiviteler için serbest alan bıraktı, kampları kapattı. Biz ne yapacağız? Tamam o zaman bombalamayız mı diyeceğiz? Cezanın yokluğu, pozitif teşvik yokluğunda uzun vadeli sonuçlar yaratmaz.
2) Kuzey Irak'taki gerçekliği tanıyıp Kürtlerin reel otonomisini güçlendirecek adımlar atmanın, müreffeh bir Kürdistan'ın sınır güvenliğinden tutun PKK'nın tabanının zayıflamasına kadar birçok olumlu etkisinin olacağını görmemiz gerekiyor. Bu noktayı Mete Çubukçu, BirGün'de 17 Ekim'de yayınlanan yazısında daha ayrıntılı olarak anlattı.
3) DTP'nin acilen, üzerindeki PKK kamburundan kurtulması gerekiyor. Devletin uyguladığı şiddete terör derken, PKK uyguladığında "şiddetle bir yere varılmaz" demek yetmez. PKK'nın terör eylemlerine son vermesi gerektiğini söylemek artık DTP'nin göstermesi gereken siyasi olgunluğun kanıtı olacaktır.
Mağdurdan ağırbaşlılık beklenmesi malesef mazlumların ortak kaderi. DTP'den bu zor, ama anlamlı adımı atmasını görmek, operasyon isteyen evetçilerden PKK'ya kadar şiddeti çözüm olarak gören yelpazeyi tamamen olmasa da bir nebze kapatacak. DTP'nin tezkereye verdiği haklı red oyu, barış yanlısı pozitif siyasete ancak bu koşullarda dönüşür.
DTP'nin bu önemli adımını doğru değerlendirebilecek tek kitlesel parti milliyetçiliğin yükselmesiyle oy kaybeden AKP. Barış için hâlâ umut var. Ancak bunun için "ne alabiliriz"den ziyade "ne verebiliriz", "nasıl cezalandırırız"dan ziyade "nasıl ödüllendiririz" diye düşünmemiz gerekiyor. Binlerce gencin hayatı buna bağlı. Barışa bir şans verelim artık.

KORAY ÇALIŞKAN: Yrd. Doç. Dr., Boğaziçi Üni.