Sınırsızca dolaştık...

Bu öyle bir yolculuk ki, 84 yıl önce tam tersi yönde yapılmış; bu öyle bir yolculuk ki, biz otobüste koltuklarımıza kurulmuş rahat rahat giderken onlar yürüyerek ya da at arabalarıyla ve dahi gemilerle gelmişler...
Haber: ÜMRAN KARTAL / Arşivi

Bu öyle bir yolculuk ki, 84 yıl önce tam tersi yönde yapılmış; bu öyle bir yolculuk ki, biz otobüste koltuklarımıza kurulmuş rahat rahat giderken onlar yürüyerek ya da at arabalarıyla ve dahi gemilerle gelmişler; yanlarına alabildikleri eşyaların değil kalplerinin bir yarısını geride bırakmanın ağırlığıyla 'mecburen' göç etmek zorunda kalmışlar. İstanbul'dan Selanik'e uzanan yolculuğumuzun başında aklımda bunlar otobüse bindim. Sözünü ettiğim, Lozan Mübadilleri Vakfı tarafından Haziran başında düzenlenen, artık geleneksel oldu diyebileceğim, mübadil buluşması. Bu yılki program Selanik, Kayalar, Karacaova, Yenice-i Vardar'ı kapsıyordu.
Bu buluşma, büyükbabadan, dededen, babaanneden, anneanneden dinlediğimiz hikâyelere bizzat dokunduğumuz buruk bir zaman aralığı. Biz bu zaman aralığına bir turist olarak değil, oraların yerlisi sıfatıyla katıldık. İki otobüs dolusu insan bıkmadan usanmadan köyleri dolaştık durduk. Drama'nın Pazarlar (Agora) köyünde doktordan dönen Samsunlu Maria Teyze'yi anneannemize benzeterek boynuna sarılıp sarılıp öpmek istedik. Yolundan alıkoyduk onu, beklettik güneşin altında da, hiç sesi çıkmadı; Türkçe'yi duyunca kana kana su içer gibi oldu.
Nasliç'in (şimdiki adı Nea Polis) tepesindeki bir köye otobüsün girmiyor olduğunu öğrenince gruptan ayrılıp taksi tutacak kadar içimize çöreklenmiş bir merak ve tutkuyla göç yollarını tersine çevirdik. Rezne'de (Anthusa) Havva Özcan'la sevindik: "Evimizi göremedik ama yerini gördük", "o kadar heyecanlıydım ki, göremedim hiçbir şey... Birkaç gün daha kalmak isterdim" deyince Havva Teyze, biraz hayıflandık.
Annesi babası Sivas'tan Rezne'ye gönderilen Sultan Teyze'nin sözlerini bu gezinin özeti bildik: "Bana bak, hepimiz birik biz. Niye desene, o böyükler karıştırırlar hep, biz hepimiz bir anadan babadanık".
Samsun Havza'dan Afroditi Teyze'yi o güzelim Kastorya'da tanıdık. "Türkleri burada görünce ne hissediyorsun?" diye sorunca "Hevesleniyorum" cevabı daha o an kafamıza kazındı. "Akşama yemek var, hep beraber yemek yiyeceğiz, geliyor musun" diye sorduk, cevabı hoşumuza gitti: "Yoook gelmiyorum. Sizi gördüm, doydum." Bursa Apolyont'tan (Gölyazı) göç eden mübadillerle buluştuk. Kendimizi Apolyontlular Derneği Başkanı Angeliki Papamangari'nin sözlerine bıraktık; sirtaki kanımızı kaynatmadan önce: "Aile büyüklerimiz için bu derneği kurduk ve yaşatıyoruz. Büyüklerimiz oradan geldiler ve devamlı 'Ah, vatan' 'Ah, vatan' dediler. Fakat hiçbir zaman geri dönemediler. Biz onların çocukları ve torunları olarak Türkiye'ye geliyoruz, onların yaşadıkları yerleri, büyüklerinin ölüp de gömüldükleri toprakları görüyoruz. Torunlarımıza 'masal' olarak bütün bu hikâyeleri anlatıyoruz ve bir bağlantı sağlıyoruz. Sizi kardeş gibi seviyoruz ve daima burada görmek istiyoruz. Sizi daima burada bekleyenler olduğunu unutmayın!"
Başka bir evin hayali
Kayalar'ın (Ptolemaida) Durutlar (Proastio) köyünde, geçen sene dört, bu sene dördüncü kuşak dahil 10 kişi gelen Turgut ailesine imrendik. 96 yaşındaki Adil Turgut'un evinde, onun hasretine kızının ağzından dökülen dizeleriyle tanık olduk: "Oy Durutlar, Durutlar/gezdim sokaklarını/inkâr etme sevdiğim/öptür yanaklarını".
Toprağından aldık köylerin, birazcık su rica ettik; taşlar, çiçekler topladık, havasını bir şişeye doldurabilsek onu da alacaktık. Biz hep 'başka bir yerin, başka bir evin' hayaliyle büyüdük. Hep başka yerlere gidecekmiş gibi yaşadık. Çantamız hep sırtımızda oldu. Evimizi aradık.
Tam da bu yüzden, Yenice-i Vardar'da (Giannitsa) Osmanlı'dan kalma Evrenos Paşa türbesinin restore edilip de kültür merkezi olarak kullanılacağını öğrenince mutlu olduk. Yenice-i Vardarlı mübadillerle akşam yemeğinin daha bir tadına vardık. Dilek Koç'un duru, zarif sesinden çıkan Türkçe ve Rumca şarkılar, iki dile de ait olduğumuzun, 84 yıl önce Lozan Sözleşmesi ile ayrılıp şimdilerde yine birleştiğimizin notalardaki kanıtıydı. O yemekte Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sefer Güvenç'in çağrısına kulak verdik: "Türkiye'de biz de kilise, manastır, ayazmaların restorasyonu için çaba gösteriyoruz. Bizim paramız yok ama gücümüz var. Kamuoyunu etkileme gücü. Biz iki ülkede mübadillerin geride bıraktıkları kültürel mirasın korunması için çaba gösteriyoruz ve bunun için Türk hükümetini ve Yunan hükümetini çalışmaya davet ediyoruz".
Dedeağaç, Kavala, Drama, Serez, Selanik, Kayalar, Nasliç, Karaferye, Kastorya, Vodina, Yenice-i Vardar rotasında o köy senin bu köy benim 'sınırsızca' dolaştık biz, gönül yaramızı biraz olsun dindirdik...