Sistematikleşen saldırı

16 Şubat 2007 Cuma günü Montreal McGill Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin davetlisi olarak, bir konferans vermek için Kanada'ya gittim ve Montreal Havaalanı'nda yaklaşık 4,5 saat kadar tutuldum.
Haber: TANER AKÇAM / Arşivi

16 Şubat 2007 Cuma günü Montreal McGill Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin davetlisi olarak, bir konferans vermek için Kanada'ya gittim ve Montreal Havaalanı'nda yaklaşık 4,5 saat kadar tutuldum. Önce beni niçin tuttukları konusunda hiçbir açıklama yapmadılar. İlgili görevli, "Sizin niçin tutulduğunuzu ben de bilmiyorum" dedikten sonra tuhaf da bir soru sordu: Acaba niçin tutulduğum konusunda kendisine yardımcı olamaz mıydım? Görülmemiş, işitilmemiş bir şeydi. Sizi tutuyorlar ama niçin tuttuklarını bilmediklerini söyleyerek sizden yardım istiyorlardı. Ya memuru tersleyip "Beni tutan sizsiniz, siz sebebini bilemedikten sonra, ben nasıl bileyim. Siz söyleyin beni niçin tuttuğunuzu" diyebilirdim. Ama cevap vermeyi tercih ettim. "Hrant Dink adını duydunuz mu?" dedim. "İstanbul'da öldürülen bir Ermeni gazeteciden haberiniz oldu mu?" Hayır, olmamıştı ve hiç duymamıştı. Bunun üzerine, Türkiye'deki son gelişmeleri kısaca özetledim ve Türkiye'deki aydın ve entelektüellere yönelik sürdürülen sürek avının bir parçası olarak ABD'de de benim aleyhime ciddi bir kampanya yürütüldüğünü söyledim. "Benim terörist bir örgüt üyesi olduğum propagandası yapılıyor. Size de muhtemelen bu yolda bir bilgi gelmiştir" dedim. Ayrıca kendisine 1976-7 yıllarında tutuklanmam ve Almanya'ya gidişim vb. konusunda da bilgi verdim.
Bu bilgilerden bazılarını not alan memur, "Kusura bakmayın, gene bazı telefon görüşmeleri yapmam gerek" diyerek gitti. Bu arada beni davet eden McGill Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü Payam Akhavan telefonla arayarak durumdan dolayı çok özür diledi. Kanada Kamu Güvenlik Bakanı Stockwell Day ve Çokkültürlülük ve Kanadalılık Kimliği'nden sorumlu Devlet Bakanı Jason Kenney'ye ulaştıklarını ve onların da duruma üzüldüklerini ve özel emirleri ile serbest bırakılacağımı bildirdi.
Gerçekten özel bir vize ile beni serbest bıraktılar. Bu sefer "beni niçin tuttuğunuzu söylemek zorundasınız, bilmek istiyorum" ısrarım üzerine bana bir kağıt parçası gösterdiler. Kağıttaki metnin internet ansiklopedisi olan wikipedia.com'dan alındığını hemen fark ettim. Benzeri ifadeler başta konferans verdiğim üniversiteler olmak üzere her yerde dağıtılan türdendi. Bu bildiri ve mektuplarda, benim Türkiye'de aranan bir terörist olduğum vb. gibi deli saçması ifadeler yer alıyordu.
Şüphesiz, Kanada polisinin kendi başına internette arama yapıp benim gelmemi beklediğini düşünmek saflık olur. Çok kuvvetle muhtemel ki, birisi veya birileri benim Montreal'de konferans vereceğimi duyup Kanada sınır yetkililerini "bir teröristin gelmekte olduğu" konusunda uyarmış olmalıydılar.
Dönüşte Amerikan sınırında, durumdan haberdar olan Amerikan gümrük görevlileri, "Taner bey, avukatınızla görüşün ve bu sorunu halledin. Yoksa her seferinde sizin başınızı ağrıtırlar. Size tavsiyemiz şimdilik seyahat etmemenizdir" dediler.
Aleyhime yürütülen kampanya
Kanada sınırında başıma gelenler uzun süredir aleyhime yürütülen kampanyanın bir parçası ve sonucudur. Aslında bu kampanya ben Amerika'ya geldiğim andan itibaren başlamıştı. Ama özellikle Kasım 2006'dan, İngilizce kitabım yayınlandıktan sonra son derece sistematik bir hal aldı. Kampanyanın arkasında Türk Amerikan Dernekleri Topluluğu (Assembly of Turkish American Association-ATAA) ve Turkish Forum denilen örgütler ile Tallarmeniantale başta olmak üzere değişik internet sayfaları ve eloktro e-mail grupları var. Bunların hepsinin ortak özelliği, birbiri ile yakın ilişki halinde olmaları. Özellikle Türk Amerikan Dernekleri Topluluğu ile Turkish Forum, Türk Büyükelçiliği ve Konsolosluğu ile yakın ilişki içindeler ve aşağıda da göstereceğim gibi, önemli ölçüde bazı diplomatlar tarafından kontrol edilip denetleniyorlar.
Aleyhime ilk saldırı, ATAA örgütünün sayfasında gözüktü, Mustafa Artun imzalı uzunca bir yazıda, benim terörist olduğum, Türkiye'deki Amerikalıların öldürülmesinden sorumlu olduğum, hatta Amerikalı sivillere yönelik cinayetleri planladığım ve organize ettiğim iddia edildi. Yazı daha sonra Turkish Forum ve Tallarmeniantale sitelerine kondu. Bunu Turkish Forum'un kampanyası izledi. Gerek çalıştığım üniversitelere gerekse bana tehdit mektupları yollandı. "Eğer bu haine bir 'selam' yollamak isteyen olursa" başlığı ile benim ev ve iş yeri adreslerim, telefon numaralarım e-mail grupları üzerinden dağıtıldı ve bunu tehdit mektupları takip etti.
Kitaptan sonra
Bu saldırıların rengi Kasım 2006'dan sonra değişti. 'A Shameful Act: The Armenian Genocide and the Question of Turkish Responsibility' adlı kitabımın yayınlanması ile saldırılar belli bir merkezden organize edilen sistematik bir kampanyaya dönüştü.
1 Kasım 2006'da New York Üniversitesi, kitabımının tanıtımı amacıyla bir toplantı düzenledi. Toplantı 15-20 kişilik bir aşırı-milliyetçi, faşist grup tarafından basıldı. Toplantıdan önce, üzerinde kalaşnikof, kurukafa ve orak-çekiç resmi olan imzasız bir bildiri dağıtıldı. Bildiride benim Türkiye'de Amerikan ve NATO üyelerine yönelik suikastler organize ettiğim, Amerikan sivillerin ölümünden doğrudan sorumlu olduğum iddia ediliyordu. Konuşmamın bitmesinden sonra, salonda bulundukları yerlerden ellerindeki birtakım resimler olan dosyaları sallayarak, laf atarak, küfürler ederek toplantıyı dağıtmaya çalıştılar. Kitap imzalama sırasında, biraraya gelerek, "Komünist-Terörist" diye sloganlar attılar ve salondan ayrılırken üstüme saldırmak istediler. Saldırganlar, "Biz Alparslan Türkeş'in askerleriyiz" diye bağırıyor ve ağıza alınmayacak küfürler ediyordu.
İkinci büyük saldırı gene New York'ta Cardozo Law School'da yapılan bir toplantıya yönelik organize edildi. Özel bir Yahudi üniversitesi olan üniversitede "Soykırım İnkarı ve Hukuk" başlıklı bir sempozyum düzenlenmişti. Turkish Forum yöneticilerinden birisi önce hukuk fakültesi dekanlığına bir mektup yazdı ve bu mektupta benim akademisyen olmadığım ve bir terörist olduğum iddialarını tekrar etti. 1970'li yıllarda Türkiye'deki bombalama eylemlerinden sorumluydum. Amerika'da muhtemelen illegal olarak bulunuyordum. Ve 1969'da Commer'in arabasını yakanlar arasındaydım.
Turkish Forum üyeleri üniversite yönetimine mektup yazmaya ve toplantıya katılmaya davet edildi. Benim terörist olduğum iddialarına ek olarak propagandalarında şu tür ifadelere yer veriyorlardı: "CIA istedi diye Türkiye tarafından El Kaide militanının Türk asıllı eşi ve dört çocuğu ile birlikte Amerika'ya teslim edildiği söyleniyor ama Taner Akçam her nedense Amerika tarafından Türkiye'ye teslim edilmiyor! Burada sorulması gereken iki soru var: 1) Taner Akçam'ın Türkiye'ye teslim edilmesini Türkiye mi istemiyor? 2) Taner Akçam'ın Türkiye'ye teslim edilmesini Türkiye istiyor ama Amerika mı teslim etmiyor?"
Haberleşmelerinde, "Komedyen Taner Akçam'ın yeni davet edildiği bir tiyatro sahnesi Newyork'ta bir Yahudi okulu", "Taner Akçam orta oyunu haftaya Pazartesi başlıyor", başlıkları atılıyor ve "Sevgili arkadaşlar bu haberi de lütfen ajandalarınıza ekleyiniz... Toplu olarak panele katılmak isteyenler Ahmet'e (isim tarafımdan değiştirildi) özel email yolu ile ulaşabilir ve 4 Aralık'tan önce Türkler arasında gerçekleşecek bir ön toplantıya katılmak istediklerini bildirebilirler." Ayrıca panele katılacakların nasıl davranmaları gerektiği de esprili bir biçimde hatırlatılıyordu: "Yeshiva Üniversitesi'ndeki Taner Akçam ve saz arkadaşlarının düzenlediği konsere katılacakların, centilmenliklerini korumaları önemle rica olunur. Katılımcılar için black tie party (siyah kıravat partisi) koşullarına uyma zorunluluğu vardır."
Konsolosluk söz verince
Bu e-maillerden bazıları, dolaylı yollardan benim de elime ulaştı ve bunları konferansı organize edenlere yolladım ve tedbir alınmasını istedim. Üniversite yöneticileri ve kongre düzenleyicileri, kendilerine doğrudan gelen mektuplardan hareketle, sadece güvenlik önlemleri almanın yeterli olmayacağını düşünerek New York Türk Konsolosluğu ile ilişkiye geçmeye karar verdiler. Görüşülen yetkiliye, Turkish Forum'un yapmayı planladığı saldırı anlatıldıktan sonra, "Konferansın ne Taner Akçam ile ne de Türkiye ile ilgili olduğu, genel olarak 'inkar ve hukuk' konusunda, Fransa da dahil, dünyada yaşanan tüm deneylerin masaya yatırılacağı akademik bir konferans olduğu" hatırlatılıyor. Yetkiliye, eğer 1 Kasım olayı gibi bir olay tekrar ederse, bunun Türkiye'nin imajı açısından son derece zararlı ve kötü olacağı söyleniyor. Yetkili önce, "bu girişimlerin kendileri ile alakası olmadığı, bunların taban hareketi olduğu, sivil girişimler olduğu ve kendilerinin yapacakları bir şey olmadığı" cevabını veriyor. Konferans düzenleyicileri, kendilerinin gerekli güvenlik tedbirlerini alacaklarını ama eğer herhangi bir saldırı veya toplantıyı dağıtma girişimi olursa, bunun Türkiye için yaratacağı sonuçları hakkında iyi düşünülmesi gerektiğini söylüyorlar. Toplantıdan bir gün önce aynı Türk yetkili ile bir görüşme daha yapılıyor ve konsolosluk görevlisi, endişe edilecek bir durum olmadığı, herhangi bir olayın olmayacağı sözünü veriyor. Konsolos ayrıca, toplantıya sadece birkaç kişinin katılacağını bildiriyor.
Ve gerçekten de aynen öyle oldu. Ne toplantı basıldı, ne bildiri dağıtıldı ne de olay oldu. Ayrıca kendisi ile konuşulan konsolosluk yetkilisi, ATAA Başkanı ile birlikte toplantıya katıldı. Anlaşılan Türk diplomat, belki de kontrol ettikleri tosunlarına fazla güvenmediği için, toplantıya doğrudan katılmayı tercih etmişti.
Cardozo Hukuk Fakültesi'nin girişimi sonuç vermişti. Yoksa ben de mi aynı metodu izlesem ve New York Türk Konsolosluğu'nu arasam? Ve sorsam onlara: "Elinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre, herhangi bir suç işlemediği ve sicilinin temiz olduğu konusunda belge olan, 1993'ten beri ülkesine serbestçe girip çıkan vatandaşınızı Amerikan ve Kanada makamlarına teröristir diye ihbar etme işini eğer doğrudan kendiniz yapmadıysanız, bunu yapanları yönlendirme ve denetleme işini yapmaktan dolayı utanmıyor musunuz?"
Söz konusu olan bir skandaldır, politik ve diplomatik bir skandal. Kanada ve Amerikan yetkililerinin ve kanunlarının, bu ülkede görev yapan akademisyenlere yönelik, onların akademik hayatlarını lekeleyen, tehlikeye atan, onların onurlarıyla oynayan, onların fiziki ve psikolojik olarak eziyet görmelerine yol açan bu akıl almaz terbiyesizliğe seyirci kalacaklarını hiç zannetmiyorum.