Sivil ölüm ve sivil anayasa

Sivil ölüm ve sivil anayasa
Sivil ölüm ve sivil anayasa
Vicdani red hakkının olmadığı ülkelerde, bir yurttaşın bağımsız bir siyasi özne olması imkansızdır
Haber: MEHMET TARHAN* / Arşivi

4. Yargı Paketi hakkında yazılan kimi haber ve köşe yazılarında “vicdani red hakkı”nın tanınacağı iddia ediliyor. Ancak taslak ve gerekçelerine baktığımızda, bu yanlış yorumun Türk Ceza Kanunu (TCK) 318. maddedeki değişiklikten kaynaklandığını görmek mümkün.
318. madde kabaca “Halkı Askerlikten Soğutma” şeklinde bir suç tanımlıyor. Eski TCK’de de 155. madde olan bu suç, şimdiye kadar vicdani redcilerin bir kısmı da dahil olmak üzere pek çok kişiye isnat edildi. Halihazırda da vicdani redci Halil Savda hakkında yeni bir 318 davası açılmış durumda. Bu durum, maalesef, vicdani redcilerin yargılandığı maddenin 318 olduğu ve 318’de meydana gelecek bir değişikliğin vicdani red hakkının tanınması anlamına geleceği gibi yanlış bir algıya neden oluyor. Oysa vicdani redcilerin yargılanmalarının nedeni, vicdani red hakkının bir hak kategorisi olarak, yasal ya da anayasal düzeyde hiçbir şekilde tanımlanmamış olması. Çeşitli eylem ya da açıklamaları dolayısıyla TCK 318. maddeden davalar açılmış olsa da vicdani redciler asıl olarak Askeri Ceza Kanunu’nun (ACK) emre itaatsizliği düzenleyen 87 ve 88. maddeleri ile izin tecavüzü ve firar suçlarını düzenleyen 63. maddesinden açılan davalarda yargılanıyor.

Sivil ölüler

AİHM vicdani redcilerin sürekli bir cezalandırılma, dolayısıyla ömür boyu hapis riskiyle yaşaması ve bu sırada da pasaport almaktan sağlık hizmeti almaya kadar hiçbir hakkından yararlanamamalarını “sivil ölüm” olarak tanımlıyor. Burada söz konusu cezalandırılma riski ACK 63’e göre “firari” olarak tanımlanmaları ve bu nedenle haklarında arama ve yakalama kararlarının olmasından kaynaklanıyor.
Örneğin 11 ay hapis yatmama neden olan ve halen devam eden davalarım ACK 88, kayıtlı bir işe sahip olmama ya da kendi adıma ev kiralayamamama neden olan yakalama kararı ise ACK 63. maddeye dayanıyor. Yine daha önce beş ay kadar hapis yatan vicdani redci Ali Fikri Işık, “firari” olduğu iddiasıyla 27 Şubat’ta yeniden tutuklanarak Edirne Askeri Cezaevi’ne konuldu ve o günden beri açlık grevinde. Bu yazı yazılırken tahliye haberi geldi ancak 63. madde yakasından düşmeyecek ve en iyi ihtimalle tüm hakları elinden alınmış bir “sivil ölü” olarak yaşamaya çalışacak.

Vatan hizmeti!

4. Yargı Paketi ile 318. maddenin taslaktaki haline dönüştürülmesi vicdani redcilerin haklarının tanınması anlamına gelmediği gibi, maddenin yeni hali zorunlu askerliğe karşı tüm çağrıları suç olarak tanımlıyor. Madde 10- 5237 sayılı Kanunun 318’inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: “(1) Askerlik hizmetini yapanları firara sevk edecek veya askerlik hizmetine katılacak olanları bu hizmeti yapmaktan vazgeçirecek şekilde teşvik ve telkinde bulunanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.”
1982 anayasasının 72. maddesi, bir “askerlik hizmeti” değil tüm yurttaşlar için “vatan hizmeti” tanımlıyor. Bu hizmetin de ne şekilde yerine getirileceği ya da getirilmiş sayılacağının kanunla düzenleneceğini belirtiyor. 1111 sayılı Askerlik Kanunu da kadın yurttaşları hiç anmayıp sadece erkekler için “askerlik hizmeti”ni zorunlu kılıyor. Yeni anayasa döneminde ise bu konunun nasıl şekilleneceğini izlemek gerekiyor.

Sivil olabilmesi için

Komisyonda BDP ile CHP ’den Rıza Türmen’in vicdani red hakkının yeni anayasada yer alması gerektiğini söylediklerini biliyoruz. BDP bu hakkı kurumsal olarak savunuyorken, CHP için bunu söylemek mümkün değil. Dünyadaki örneklere bakınca vicdani red hakkının anayasal düzeyde ifade edildiği çok az örnekle karşılaşıyoruz. En bilinen örnek Alman Anayasası’nın 4. maddesi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kaleme alınan Federal Almanya anayasasında bu hakkın yer almasının nedeni kuşkusuz Nazi geçmişi ile hesaplaşma isteği ve Nürnberg Duruşmaları’nda ortaya çıkan “emir-komuta-itaat” sorunu karşısında bireysel sorumluluğu hatırlatmaktı. Bu durum, vicdani red hakkının anayasada yer almaması gerektiğini savunanlarca savaş sonrası Amerikan işgali altında dikte edilmiş olması yönüyle dile getiriliyor.
Yeni anayasanın darbeler geçmişinden bir kopuşu imlemesi ve öncelikle Kürt sorunu olarak anılan 30 yıllık iç savaşa son vermesi temenni ediliyorken, vicdani reddin de bu yeni dönemde öne çıkarılması elzem. Çünkü vicdani red, sadece zorunlu askerlik hizmetini yapmamayı değil, iktidar sahiplerinin verdiği kararları sorgulama ve sorumluluğunu aklımızda tutmamızı sağlayan bir hak. Bu sorumluluğu yerine getirirken bir cezalandırma tehdidinden koruyacak şey ise bu hakkın resmi olarak tanınması.
Vicdani red hakkının olmadığı ülkelerde bir yurttaşın bağımsız bir siyasi özne olması imkansızdır. Dolayısıyla Türkiye gibi demilitarizasyon iddiasında olan ve bir iç savaştan çıkmaya çalışan bir ülkenin yeni anayasası, yurttaşları bağımsız siyasi özneler olarak kurmadıkça demilitarizasyonun da barışın da hayata geçmesi imkansız olacaktır. Yüzlerce vicdani redci ve yüzbinlerce asker kaçağının “sivil ölüm”üne son vermeyen bir anayasanın “sivil” sıfatını hak etmeyeceği de açıktır.
* LGBT Aktivisti/ Vicdani redci