Siyah beyaz partilerin şarkıları

Siyah beyaz partilerin şarkıları
Siyah beyaz partilerin şarkıları

Michelle Gurevich, nam-ı diğer Chinawoman.

Leningradlı bir balerin-mühendis çiftin Toronto'da büyüyen kızı Michelle Gurevich, nam-ı diğer Chinawoman'ın şarkılarında melankoli ve ironi ihtişamlı bir nostaljinin içinden yankılanıyor
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Otto F. Kernberg ‘Aşk İlişkileri: Normallik ve Patoloji’ (Ayrıntı, 2011) adlı kitabında nevrotik, narsistik ve sınır kişilik bozukluklarına sahip kişilerin aşkı ve cinselliği yaşayış biçimlerini önyargısız biçimde bilimsellik çerçevesinden açıklarken, danışanlarının hikayelerinden oluşan geniş bir arızalı aşklar kolajı sunar okura. Bu kitabı okurken insan bir yandan doktorun gözlem ve analizlerinin keskinliği karşısında hayranlığa kapılırken, bir yandan da sanat yapıtlarına ilham kaynağı olacak türde aşkların bir çoğunun çeşitli derecelerde hastalık barındırdığını düşünürken bulabilir kendisini. Önümüzdeki hafta Babylon’da iki konser verecek olan Rus asıllı Kanadalı müzisyen Michelle Gurevich, nam-ı diğer Chinawoman’ın sanatında da işte böylesi aşklara ilişkin bir romantizm eşsiz şarkılara dönüşüyor. 

Sentimental ve trajikomik 

Chinawoman, ilk albümü ‘Party Girl’ün (2007) açılış parçası ‘Lovers are Strangers’da “yıldönümleri gelip geçerken, şüpheler dile gelir; beş yıl sonra dersin ki, aradığım aslında o değildi” dedikten sonra, ‘I Kiss …’de “ilişkiler tavizden ibarettir” der ve ekler: “Beni mahvedenin elini öperim, aşkla seyrederim onun ağlayışımı seyredişini.” ‘Friday Night’ta “yalnız insanlarız biz, sen ve ben” diye söyler, Cuma gecesi gözlerinden yaşlar akarken arkadaşlarıyla dans edişinin siyah-beyaz bir resim olduğunu anlatır.
Chinawoman’ın, evinde synthesizer başında kendi başına kotardığı deneysel pop parçalarını tanıdık sadcore şarkılardan ayıran en belirgin özellik, Rus müziğinden ve genel olarak da Doğu Avrupa ’dan esinler. Sanatçı, samelovemusic’ten Craig White’a verdiği röportajda; akorlarında, melodi stillerinde ve şarkılarının bütünündeki ihtişamlı atmosferde Rus kökeninin mirasın yeri olduğunu belirtiyordu. Derdini sentimental ve trajikomik, hem kasvetli hem de şenlikli bir biçimde anlatma yönündeki arzusunu da bu mirasa bağlıyor. 

Tango ve krautrock 

Dinleyici kitlesini MySpace üzerinden oluşturan Gurevitch, ilk albümü gibi ikinci albümünü de hiçbir plak şirketiyle anlaşma yapmadan kendisi yayımladı. Berlin’e taşındıktan sonra üç kişilik bir grupla birlikte çalmaya başlayan müzisyen evinde kendi başına müzik yaparken sahneye açılışının bu mekan değişikliğinin sayesinde gerçekleştiğini belirtiyor. Berlin, gerçekten de onun müziğinin beslenmesi için doğru bir adres. Çünkü onun yapıtlarında Sovyet tangolarının olduğu kadar krautrock’ın da yankıları duyuluyor.
Chinawoman’ın ikinci albümü ‘Show me the Face’ (2010) de kaybetmeye yazgılı aşkları anlatan şarkılardan oluşuyordu. Gurevitch’in bahsettiği ihtişamın en güzel örneklerinden biri olan ‘Drawn to You’yla açılan albüm, “gösterin bana kalbimi kıracak bir sonraki yüzü” diye tekrarlayan ‘Show me the Face’te nostalji ve melankolinin harikulade bütünlüğüyle, oturmuş bir Chinawoman sound’unu ilan ediyordu. Acı çeken insanlara has o ansızın belirip kayboluveren sebepsiz mutluluk hallerinden biri hissini veren ‘Keep in Mind’, deneyselliğiyle öne çıkan ‘Woman’s Touch’ gibi parçaların ardından ‘Go’ harika bir dans parçası olarak belirirken, Chinawoman’ı böylesine özgün kılanın Vladimir Vysotsky’lerden Ladytron’lara uzanan bir ilham repertuarı olduğu hissediliyordu albümde. Özellikle ‘Wrong Side of the Fence’, ‘It’s No Compliment’ gibi parçalar, yüzleşmesi zor gerçekleri karanlık bir şiirsellikle aktarırken, Chinawoman’ın sözleri de, bir kez daha hayranlık uyandırıyordu.
Kült bir müzisyen olan Chinawoman’ın özellikle Almanya ve Doğu Avrupa’da çok sayıda hayranı var. Babylon’da vereceği iki konser sonrasında Türkiye ’de de bir dinleyici kitlesi oluşturacağı açık. Biz millet olarak, bu “büyük çaresizliğimiz”le, yanımızda hüzünlenenlere kendimizi coşkuyla bırakmaya her daim hazırız zaten. Ama Batılı dostun melankolisindeki ironiyi ıskalamamak da, sanatta ve hayatta, dikkat edilmesi gereken bir husus tabii ki!
Chinawoman, 9 ve 10 Ocak’ta saat 21.30’da, Babylon’da.