Siyasal partilerin depolitizasyonu

Siyasal partilerin siyasal araç olmaktan çıktığının en açık, en yalın örneklerinin karşımızda olduğu bir seçim dönemi yaşıyoruz. Siyasetin ve siyasal partilerin bu kadar etkisizleşmesi depolitizasyonun artık öngörülemeyen...
Haber: ZAFER AYDIN / Arşivi

Siyasal partilerin siyasal araç olmaktan çıktığının en açık, en yalın örneklerinin karşımızda olduğu bir seçim dönemi yaşıyoruz. Siyasetin ve siyasal partilerin bu kadar etkisizleşmesi depolitizasyonun artık öngörülemeyen bir alana da taşındığını gösteriyor. 12 Eylülcüler toplumu kolay ve rahat yönetmek için bilinçli ve sistematik bir yönelim olarak depolitizasyonu tercih ederken, tek istisnayı siyasal partiler oluşturuyordu. Yapılan düzenlemelerde sendikalara, derneklere, meslek örgütlerine siyaset yasağı getirilmiş, siyasetin yegâne ve asıl aracı olarak siyasal partiler kalmıştı. Bu kurguya göre gençlerin, işçilerin, kadınların politikleşmesi, toplumsal örgütlerin baskı grubu işleviyle sosyal ve siyasal süreçler hakkında fikir sahibi olup yön vermek istemesi engellenecekti. Siyaset yapmak konusunda ısrar var ise o da kuralları önceden belirlenmiş "özel bir alanda" yani siyasi partilerde sürdürülebilirdi. Kurguya bağlı kalınarak çeyrek yüzyıl sürdürülen "siyasetçilik" oyununda bugüne kadar vaziyet iyi kötü idare edildi. Fakat artık deniz bitti, karaya çıkıldı. Toplumsal yaşamın diğer alanlarında depolitizasyonun kaçınılmaz sonucu biraz gecikmekle birlikte karşımıza çıktı: Artık siyasal partiler de depolitize.
Yakın siyasal tarihimizde kurulan partilerin çok büyük bir kısmı "misyon partisi" diye tanımlayabileceğimiz toplumsal talep ve ihtiyaçlar üzerinden değiştirici, dönüştürücü bir kimlik sahibi olarak kurulmadılar. Bir kısmı doğrudan 12 Eylül'ün ürünü olarak, bir kısmı da 12 Eylül öncesi partilerin devamcısı olarak siyaset sahnesinde yerlerini aldılar. Sınırları, hatta iç işleyişleri bile yasaların kalın çizgileriyle çizilmiş bir zeminde "söylem partisi" kimliğiyle vaat ve propaganda aksı üzerinden hükümet etme imkanını ele geçirme üzerine kurulu organizasyonlar olarak şekillendiler. Öngörülen sahici bir örgütsel kimliğe, ideolojik-politik formasyona sahip olmayan farklı adlar taşıyan ama türdeş yapılar oluşturmak ve seçimlerde bunları vatandaşın tercihine sunmaktı. Temsili demokrasinin en basit kuralları bile biçimsel öğeler olarak kalacak, anlamına uygun bir işlerlik kazanmayacaktı. Toplumsal yaşama yukarıdan kolayca yön vermek, istem dışı gelişmeleri paralize etmek için yapılmış bir tasarımdı bu. Zaman zaman bu tasarımda bazı kırılmalar yaşandıysa bile yapılan müdahalelerle toplumsal mühendisliğin bu hamlesi gitgide yerine oturtuldu. Siyasetin alanın daraltıldığı, "demokrasi olmayan demokraside" siyaset sahnesi fikirlerden, politik önermelerden uzaklaşmış "siyasetsiz partilerden" mürekkep hale geldi.
Göstergeler
Seçimlere giderken "siyasetsizlik" diye kodladığımız süreç yani siyasal partilerin sorun çözme iradesi ve becerisini ortaya koyamaması, böylesine bilinçli bir çabanın ürünü ve sonucu. Siyasal partilerin depolitize edilmesi, apolitikleşmesiyle birlikte siyaset de toplumsal yaşama müdahale aracı, fikir ve idealler için yapılan bir iş olmaktan çıktı, -ağır bir ifade olması pahasına söylemek gerekiyor- açıkgözlerin kişisel ikbal kapısı haline geldi. Fikirler, görüşler ideolojik yaklaşımlar, sorunlar karşısında çözüm üretme yerini daha belirgin biçimde siyasetin sağladığı imkanlardan yararlanmaya bıraktı. Her dönemde çıkar peşinde koşan bazı unsurların olmasından farklı bir durumla karşı karşıyayız. Siyaset bir bütün olarak fikirsizleşti ve çıkarların hizmetine girdi. "İdeolojiler dönemi kapandı", "geleneksel sol-sağ ayrımı bitti", "değişim için" ya da "tehlikeye karşı birleşiyoruz" argümanları ile sağcı diye tanıdığımız, bildiğimiz isimlerin "sol" partilerde, solda yer alan bazı simaların da sağ partilerin seçim listelerinde hiçbir beis duymadan yer alıyor olması içinde bulunduğumuz dönemin gereği gibi gösterilmeye çalışılsa bile depolitizasyonun en açık göstergesi oldu. Aynı şekilde bu durumun olağan, doğal bir şeymiş gibi karşılanıp, kabullenilmesi de. Çeşitli merkezlerden üretilmiş cümlelerin, kotarılmış süreçlerin parçası haline gelerek siyasal rol üstlenme, bayrak yarışları, geleneksel algıya seslenme çabaları "karşıt cepheler" açısından depolitizasyonun ikonografisi olarak karşımızda duruyor. İmal edilmiş ihtilaflar üzerinden yaratılan gerginlikler de depolitizasyonu perdelemeye yetmiyor.
Siyasi partilerin depolitizasyonu süreci kendi dışındaki bazı faktörlerin etkisiyle ortaya çıkmış bir durum değil yalnızca. 12 Eylülcüler kolay yönetmek için depolitizasyonu bilinçli bir tercih olarak benimsedikleri gibi siyasal partilerin lider kadroları da aynı kaygılarla partileri siyasetsizleştirdiler. Siyasetin fikirle, düşünceyle olan bağını kopardılar. Siyasi partilerden siyaseti tasfiye ettiler. Seçimlere giderken aynı tutumu sürdürüyorlar. Siyasetin alanını daraltma girişimleri karşısında toplumsal taleplerin sözcülüğünü yaparak demokratik bir inisiyatif üstlenmek yerine, depolitizasyon zeminine adaptasyonu pekiştirecek bir tercihle seçime gidiyorlar. Milletvekili listelerinde yapılan tasfiyeler, "istenilene" uygun bir profil verme gayretkeşliği bu tercihin ipuçları olarak önümüzde duruyor. Siyasal partilerin tercihini siyaset zeminini genişletmekten yana yapmadığı bir ortamda seçim, ister istemez "güçsüz bir gücü" kullanma ayrıcalığını ele geçirme yarışı halini alıyor. Toplumun yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların çözümü konusunda Meclis'te ne kadar çoğunluğa sahip olursa olsun asker ve İMF karşısında güçsüz kalan siyasal partiler için seçim, yandaşlarına çıkar aktarabilecek bir güce kavuşma hevesinden ibaret hale geldi artık...
Siyasetin yeniden sahici özüne uygun bir niteliğe bürünmesi, depolitizasyon zincirinin kırılması bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Bu zorunluluğun karşılanması için önce siyasi partilerin politikleşmesi, düşüncelerin, görüşlerin yeniden siyasal partilerin, siyasetin hammaddesi haline gelmesi gerekiyor. Bunun yolu da farklı politik yaklaşımlara sahip insanların, toplumsal taleplerin sözcülerinin Meclis'e girmesinden geçiyor. Kürt sorununun muhataplarının bulunduğu, Baskın Oran, Ufuk Uras, Levent Tüzel gibi fikir ve idealleri olan kişilerin içinde yer aldığı Meclis kendiliğinden fikirlerin, toplumsal sorunların konuşulduğu zemin haline gelecektir. Elbette sadece bağımsız adayların parlamentoya girmesi, siyasetin depolitizasyonunu tek başına kırmaya yetmez. Bu yolda küçük ancak etkili bir adım olacaktır. Bunun örneği tarihte var: 1965'te Türkiye İşçi Partisi 15 milletvekiliyle temsil edildiğinde herkes dersini çalışarak parlamentoya gelmek zorundaydı. Üstelik TİP'in varlığı parlamentoda siyasetin çıtasını yükseltmekle kalmadı, aynı zamanda siyasetin toplumsallaşmasına da toplumsal muhalefetin gelişmesine de destek olmuştu.