Siyasal söylem sorunları

Ayşe Kadıoğlu'nun 4.11.2007 tarihli Radikal İki'de yayımlanan yazısındaki bir önerme bana hayli yadırgatıcı geldi. Türk milliyetçiliğinin araçsal özelliğinden söz ederken şöyle diyor Kadıoğlu: "1960'lı yılların Batı karşıtı hareketlerinin temelinde milliyetçi Türk sağı değil, Türk solu vardı."
Haber: NECMİYE ALPAY / Arşivi

Ayşe Kadıoğlu'nun 4.11.2007 tarihli Radikal İki'de yayımlanan yazısındaki bir önerme bana hayli yadırgatıcı geldi. Türk milliyetçiliğinin araçsal özelliğinden söz ederken şöyle diyor Kadıoğlu: "1960'lı yılların Batı karşıtı hareketlerinin temelinde milliyetçi Türk sağı değil, Türk solu vardı."
Benim gibi o yılların solu içinde bulunmuş olanlar buradaki "Batı karşıtı" kavramını herhalde yadırgayacaklardır. Solda Batı karşıtlığı yoktu o yıllarda, emperyalizm karşıtlığı vardı. Bu ikisini bir ve aynı şeymiş gibi düşünmek çok temel bir soruna işaret olur.
Kadıoğlu'nun şu konudaki kaygısına katılıyorum: Son yıllarda, kendine "sol" etiketini uygun gören bazı milliyetçi/ulusalcı kesimlerde mutlakçı bir Amerikan ve Batı karşıtlığı egemen. Buna AB'yi emperyalistlerden ibaretmiş gibi görmek isteyen sol kesimler de dahil. Ama bu eğilimler ne kadar sorunluysa, emperyalizm olgusunu görmeyerek tüm tepkileri "Batı karşıtlığı" başlığı altında toplamak da benzer tehlikeleri bu kez tersinden taşıyan bir eğilim bence.
Bu konuyla ilgili olarak, 29.5.2004 tarihli Birgün gazetesindeki "Dile bakış, topluma bakış" başlıklı yazıma ve 2.7.2004 tarihli Radikal Kitap'taki "Toptancı kavramlar, dışlayıcı sloganlar" başlıklı "Dil Meseleleri"ne bakılabilir. O yazılarda, sorgulanmamış ad ve kavramlarla idare edilmesinden yakınıyor ve "Türkiye düşmanları" sözünden başlayarak "Kahrolsun ABD", "Katil ABD" gibi sloganlara kadar uzanan toptancılığa değiniyordum. Kadıoğlu'nun yazısı dolayısıyla, bunlara "Batı karşıtlığı" kavramını eklemek gereğini duyuyorum. Batı karşıtlığı var gerçekten de, tıpkı ABD karşıtlığının da var olduğu gibi; ama bunu emperyalizm karşıtlığından ve ABD emperyalizmi karşıtlığından ayırmak gerekiyor.
*
Son zamanların siyasal söylem sorunlarından biri de, "Akan kanın durması için" diye başlayan ve daha çok DTP yöneticilerinden gelen açıklamalarda yatıyor. "Akan kanın durması için" sözünde bir sorun var: Kan, akıyor mu yoksa akıtılıyor mu? Gerçeğin tam olarak söylenmediği yerde barışın inşa edilemeyeceği doğruysa, bu sözün üzerinde durmak gerekiyor.
Neden böyle söyleniyor acaba bu söz? Gerçeklik dile getirilecek olsa, "Akıtılan kanın durdurulması için" demek gerekmez mi? Daha da doğrusu, "Kan akıtılmaması için"? DTP yöneticileri neden bunun yerine edilgen bir kip kullanıyor olabilirler?
Gerçeklik acı verdiği için ondan kaçınıyorlardır belki. Bu, akla gelebilecek birinci neden.
İkinci bir neden, "Akıtılan kanın durdurulması için" dense, doğrudan doğruya savaş ve pazarlık mantığına girileceği sezgisi olabilir. DTP yöneticileri bu mantığın dışında durmak istiyor olabilirler.
"Akan kanın durması için" sözü, dar anlamdaki gerçekliğe uymuyor. Ama daha geniş anlamdaki gerçekliğe hiç uymadığını söylemek de zor: Diyarbakır zindanlarını, devlet terörünü ve PKK terörünü kapsayan uzun bir döneme ait gerçekliğe uyan bir yanı var bu sözün. Ok yaydan çıkıp kan bir kez "akıtıldı" mı, savaş kendi mantığını yürütmeye başlıyor ve kan, esaslı bilinçli müdahaleler olmadıkça, "akıyor" artık. Şiddet sarmalı denen durum.
Bir kısırdöngü ve bir güven bunalımı oluşmuş durumda. "Ayrılık peşinde olmadıklarından emin olsam, 'Onları ezmek isteyen önce benim cesedimi çiğnemelidir' diyerek önlerine siper olurdum." Kürt sorununda bu fikirde olan epey kişi var. Bunu söylediğim Kürt arkadaşlar, zaten bu duyguda olduklarına yemin billah ediyorlar. "Ölsem de ayrılmam senden" duygusu mu diye soruyorum, canı gönülden böyle olduğunu söylüyorlar. Bu dediklerimin kaynağı, "Sivil Diyalog Platformu", "Türkiye Barışını Arıyor Konferansı" gibi barış çalışmaları çerçevesinde yapılan irili ufaklı toplantılardır. Ama aynı kişiler aynı zamanda Kürt kalmak ve bunu gönüllerince yaşamak konusunda kararlılar. Hakları değil mi?
Dediğim gibi, bir kısırdöngü ve güven bunalımı oluşmuş durumda. Bundan çıkılması ve akan kanın durdurulması için, bilinçli ve kararlı müdahaleler gerekiyor.
Kitap notu: "Türkiye Barışını Arıyor", Aram Yay., Temmuz 2007. (13-14.1.2007'de Ankara'da yapılan konferanstaki konuşmaların tam metni. Yay. haz. Vecdi Erbay)