Siyasette reform zorunlu

3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana geçen yaklaşık beş yıl içinde istikrarın hakim olduğu Türkiye, bugün ülkenin her karışını etkileme potansiyeline sahip bir kırılma noktasında.
Haber: KAMİL YILMAZ / Arşivi

3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana geçen yaklaşık beş yıl içinde istikrarın hakim olduğu Türkiye, bugün ülkenin her karışını etkileme potansiyeline sahip bir kırılma noktasında. Önümüzdeki haftalarda ve aylarda karşılıklı olarak verilecek tavizlerle, kısa vadede istikrarı sağlamak mümkün olsa da, bugünkü yasal ve kurumsal yapısıyla Türkiye'nin demokratik siyasi rejimi, uzun vadede yeni ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklara mahkumdur.
Bugüne kadar Türkiye'deki siyasi dinamikleri inceleyen çalışmalarda, Türk siyasi sistemi, liderlik oligarşisi tarafından yönetilen siyasi partileriyle ve bu partilerin iktidarları döneminde hakim olan patronaj ilişkileriyle tanımlanıyor. Doğruluk payı taşımasına karşın bu saptamalar, Türk siyasi sisteminin bütününü belirleyen dinamikleri anlamak için yeterli değil.
Demokratik toplumlarda siyasete atılmış kişiler, son kertede kendi çıkarlarını toplumsal çıkarların üzerinde tutan rasyonel bireylerdir. Ancak, siyasi partilerde karar alıcı konumunda bulunan "siyasi elitler", parti tabanı ve toplum karşısında daha üstün bir konumda bulunuyor. Siyasi elitlerin diğer bir ayrıcalığı da, iktidarda iken devletin ekonomik kaynaklarının kullanımı ve dağıtımı konusunda da karar verme yetkisine sahip olmalarıdır. Bu yüzden, çağdaş demokratik toplumlarda siyasi rejimi belirleyen yasal ve kurumsal çerçeve, siyasi elitlerin ayrıcalıklı konumundan kaynaklanan güçlerini sınırlayan ve onları çeşitli biçimlerde toplumsal denetime zorlayan mekanizmalarla donatıldı.
Seçimlerin çalışır durumdaki tek toplumsal denetim mekanizması olduğu bir ülkede, siyasi elitlerin toplumdan özerk bir çıkar grubuna dönüşmesinin engellenemeyeceği Türkiye deneyimiyle sabittir. Siyasi elitlere bu imkanı tanıyan ise, 12 Eylül sonrası kabul edilen 1982 Anayasası, siyasi partiler yasası (SPY) ve seçim yasasıdır. Bu yasal çerçeve, toplumsal denetim mekanizmalarını devre dışı bırakıyor, böylece demokrasinin temel kurumları olan siyasi partilerin, siyasi elitler tarafından ele geçirilmesine yol açıyor. Böyle bir yapıda parti içi demokrasi tamamen rafa kaldırılıyor, siyasi partilerin en önemli işlevi, siyasi elitlerin çıkarlarına hizmet etmek haline geliyor. Bu yüzden, ekonomi politikalarında ve özellikle devletin imkan ve kaynaklarının kullanımında rant dağıtım sisteminin ve keyfiliğin önüne geçilemiyor.
'Merkez'in yetkileri
SPY'nin, partilerdeki karar mekanizmalarında genel merkeze tanıdığı yetkilerin kapsamı çok geniştir. Bu yetkiler arasında, parti içi disiplin kisvesi altında muhalifleri susturmak için önlemler almak, bunların yetersiz kalması durumunda parti üyeliğinden ihraç etmek, il ve ilçe yönetimlerini istediği gibi görevden almak, olağanüstü seçimli yerel kongrelerin muhaliflerin girişimiyle toplanmasını engellemek, olağanüstü genel kongrenin toplanabilmesi için delegelerin ne kadarının imzasına gerek olduğunu belirlemek ve özellikle de genel seçimlerde adayların büyük çoğunluğunu merkez yoklamasıyla ya da merkez kontenjanıyla belirlemek gibi önemli tasarrufları sayabiliriz.
SPY, sadece parti tabanının partilerini yöneten siyasi elitleri denetlemelerine izin vermemekle kalmıyor, aynı zamanda partinin toplumun geniş kesimleri ile etkileşim içinde olması için gerekli olan organik ve kurumsal bağları da engelliyor. Örneğin, partilerin yaş, meslek, cinsiyet, coğrafya ve kurumlara göre örgütlenmesi yasaklanmakla kalmadı, partilerin, meslek ve sivil toplum örgütleriyle kurumsal düzeyde ilişkiler kurmasına da izin verilmedi. Böylece toplumun değişik kesimlerinin, siyasi partilerin programlarını ve örgütlerini etkilemeleri mümkün değildir.
Siyasi partilerin toplumsal örgütlerle yakın ilişkiye girmesinin SPY ile engellenmesine, bir de Anayasa ve çalışma yasalarıyla, meslek ve sivil toplum örgütlerinin, özellikle de sendikaların, ülke çapında örgütlenmelerine, eylemlerine getirilen kısıtlamalar da eklenince, toplumun kendisini doğrudan etkileyecek karar ve politikaları üreten siyasi elitleri denetlemesi mümkün olmuyor. Özellikle, 12 Eylül sonrasında işçi sendikalarının işyeri, işkolu ve ülke düzeyinde örgütlenmelerine, grev düzenlemelerine getirilen kısıtlamalar ve özellikle de genel grev düzenleme haklarının ellerinden alınması, en çok da ülkeyi yöneten siyasi elitlerin çıkarına oldu.
Partinin başındaki liderin görevde kalabilmesi için, parti iktidara geldiği zaman partiye hakim olan ve lideri çeşitli biçimlerde desteklemiş olan siyasi elitlerin çıkarlarına hizmet etmesi gerekiyor. Bu hizmet, geçmişte parti iktidardan uzak iken partiye maddi destek vermiş kişi ve şirketleri devlet ihalelerinde kayırmak, yasaları bu çevrelerin çıkarına olacak şekilde değiştirmek ya da bu kişilerin işaret ettiği kişileri devlet kurumlarında görevlere atamak şeklini alabilir. İktidarda iken devletin kaynaklarını dağıtmak suretiyle kendisine bağladığı partili siyasi elitler lideri değiştirmeye yeltenemezler. Seçim kaybetmek ya da muhalefete düşmek ise sadece geçici bir başarısızlık olarak görülür. Siyasi partinin tepe yönetimindeki siyasi elitler, başarısız olsalar bile parti tabanı tarafından bu güç merkezinden uzaklaştırılamazlar.
Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller sırasıyla 5 ve 4 seçim kaybetti, ancak partileri ülke barajı altında kaldıktan sonra istifa ettiler. 1991 seçimlerinde yüzde 51 olan partilerinin toplam oy oranı 2002 seçimlerinde yüzde 14.7'ye düştü. Bu arada, geçmişte çok düşük oy yüzdelerine sahip olan RP, MHP ve DSP gibi marjinal partiler zaman içinde oylarını artırdı. Oyunun kuralları o partilerdeki siyasi elitler için farklı olmadığı için, siyasi partiler arasındaki ideolojik farklılık anlamını yitirir ve ekonomi-politik analiz açısından farklı siyasi partiler içindeki siyasi elitleri tek bir çıkar grubu olarak ele almak yanlış olmaz. Sonuçta, sandık başında seçmene düşen "denenmemişi denemek" ya da "kötünün iyisini" seçmektir.
"Cumhur"a büyük önem addeden AKP de, siyasi elitleri toplumsal denetime tabi kılacak SPY değişiklikleri söz konusu olduğunda, kendisinden önceki iktidarlardan farklı davranmıyor. Başlangıçta daha demokratik bir tüzüğe sahip olmakla övünen AKP, 2002 seçimlerinin hemen ardından tüzükte yaptığı değişiklikle partiye hakim siyasi elitlere büyük yetkiler verdi.
Sonuç olarak, unutulmamalıdır ki, siyasette reform, ülkeyi keyfi bir biçimde yönetme özgürlüğünden vazgeçmeyen, partisinin tabanına ve topluma hesap vermeye yanaşmayan siyasi elitlere karşı bütün toplumun ortak ihtiyacıdır. Siyasette reform gerçekleştirilmeden, hem siyasette hem ekonomide ciddi tıkanıklıklara yol açan bu siyasi rejim ile Türkiye'nin istikrarı yakalaması mümkün değildir.
Bugün seçim atmosferine girmiş olan Türkiye'de yapılması gereken, 22 Temmuz seçimlerinin siyasette reform için bir referanduma dönüştürülmesidir. Siyasi partileri, seçim sonrasında ilk işleri siyasette reformu gerçekleştirmek olacağı yönünde bağlayıcı açıklamalar yapmaya zorlamak gerekiyor. Gönül arzu eder ki, geçtiğimiz haftalarda laiklik ekseninde yapılan mitinglerin benzerleri siyasette reform gündemiyle yapılsın. Ancak, bunun gerçekleşmesini beklemek bu konjonktürde gerçekçi olmaz.

KAMİL YILMAZ: Koç Üni.