Siyasi İslam'ın çöküşü

Gün, tüm beşeriyeti kucaklama günüdür. Dinden hareket edip insanları, inananlar ve inanmayanlar diye kamplara bölmek, insanlığa yapılabilecek en büyük haksızlıktır
Haber: YASİN CEYLAN* / Arşivi

Seçimle gelen Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, askeri bir darbeyle görevinden uzaklaştırılması üzücü bir olay. Tuhaf görünen bir durum ise, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi demokrasi savunucularının, bu olaya darbe demeyişleri ve hatta bundan memnun görünmeleri. Türkiye hükümeti bu olayı, demokrasinin en temel kuralına aykırı bularak, meşruiyetini şiddetle reddetti. AKP hükümeti, kendi yönetim teorisiyle, Mursi yönetimi arasında bir benzerlik olması sebebiyle, bu darbeyi, gölgesine indirilen bir hançer olarak telakki etmiş olmalı ki, Başbakan tatilini yarım bıraktı, kurmaylarıyla bu önemli hadiseyi müzakere etti. Benzerlik şu: İkisi de İslam merkezli. İkisi de bir asra yakın bir zaman içinde, baskıcı laik rejimler tarafından mağdur edildiler. İkisi de demokrasiyi amaç olarak değil, İslami bir rejime ulaşmak için, bir araç olarak kullanıyor. Demokrasiden anladıkları da, yüzde 50 oydan ibaret.

Tahrir ve Gezi

Bunu iktidar için meşruiyetin temeli sayarak, kitleleri, her türlü dini ve milli değeri istismar ederek ve hatta bazen özgürlükçü demokrat rejimlerin sloganlarını, inanmadıkları halde kullanarak, kendi taraflarına çekmeye çalışırlar. Hitabetleri kuvvetlidir. Eğitimden mahrum bırakılmış kalabalıkları ikna kabiliyetleri fevkaladedir. İktidara geldikten sonra o yegâne meşruiyet ipine sarılarak, her türlü keyfiliğin onlar için mubah olduğunu sanırlar. Ta ki, onlara oy vermeyen ve saygı duymadıkları, çoğu zaman aşağıladıkları diğer yüzde 50, harekete geçip sokaklara ininceye kadar: Tahrir ve Gezi. Şikâyetler var, talepler var. Tahrir, Mursi’nin sonunu getirdi. Gezi’nin, devam ederse, ne ile sonuçlanacağı belli değil. Bir askeri darbeyi çağrıştırdığı da iddia edilemez. Ne var ki, Mısır olayından sonra tüm İslam merkezli iktidarlar, karşılarında kendilerinden saymadıkları, daha dinamik ve korkusuz bir kitle bulacaklardır. Doğru, askeri darbelerin her türü lanetlenmelidir. Ancak, darbe hükümetleri kadar kötü, halkı ayrıştıran, halkını birbirine kırdıran seçilmiş sivil iktidarlar da vardır. Bu durumda, çözüm olarak sandık, şaibeli duruma geliyor. Çünkü aynı sandığa güvenilerek bu kötülüklere cüret edildi. O zaman ortaya çıkan manzara, bir kötü ile bir iyinin mukayesesinden çok, iki kötünün mukayesesidir.

Kurtarıcı alternatif?

İslamcı iktidarların en büyük hataları, İslam dininin, insanlığa müreffeh bir dünya hayatı, kötülüklerden arınmış bir toplumsal yaşamı sunabileceği inancıdır. 14 asırlık İslam tarihinde böyle ideal bir yönetim ve toplum var olmadı. İslam Peygamberinin ölümünün hemen akabinde, Sahabe arasında vuku bulan kanlı savaşlar ve yayılmacı fitne, İslam’ın kaynağına en yakın kimselerin bile, bu idealden yoksun olduklarını gösterdi. İslami yönetim ve toplum biçimi, yüzyıllarca, devamlı olarak mevcut yönetimlere ve kötülüklere, kurtarıcı bir alternatif, hayali bir dünya olarak sunuldu. Ancak fiili bir örneği hiçbir zaman olmadı. Günümüzde, İslam merkezli yönetimlerin ne türlü zulüm ve kötülüklere gark olduklarını görüyoruz. Bu yönetimlere karşı bile Selefi mizaçlı, öz İslam’ı, alternatif olarak sunan daha dinci kimseler ve akımlar var. İslam’ın bu ütopik özelliği, hep canlı kalacak, birçok hayalperestin zihnini süsleyecektir. Yalnız hayalde yaşayan bu arı ve kusursuz dünya ütopyasının, İslam âlemine yaptığı en büyük kötülük, gerçekçi alternatiflerin önüne geçip onları engellemesidir.
Çağımızda egemen olan İslam tevilleri, geleneksel Müslüman tipinin ötesinde, Batı medeniyetine ve sağladığı çağdaş kimliğe karşı alternatif bir yaşam modeli ve kimlik sunan bir İslam’ı tarif ediyor. Hâlbuki çağdaş, kolektif beşeri kültürün ve ortaya koyduğu dünya düzeninde din, kimlik yaratan veya belirleyen bir unsur değildir. Bu müşterek kültür mirasından, İnsan Hakları Beyannamesi gibi bir metin çıktı. Hiçbir kutsal kitapta, bu metindeki haklar bir arada görülmedi. Kutsal kitaplardaki haklar, iman şartına ve Tanrı kaynağına bağlanırken, yeni dünya düzeninde, çağdaş insan haklarına sahip olmak için, sadece insan olmak yetiyor. Garip olan şu: Dindarlar, kutsal metinleri tanrısal sanırken, din dışı beşeri gelişmeleri, tanrıdan uzak sayıyorlar. Farkında olmadıkları diğer bir husus ise, insanlığın tarihsel süreç içerisinde, inanan bilinçten, bilen ve saygı duyan bilince geçmiş olduğu.

İslam bir bütündür

21. asırda Mısır ve Türkiye gibi ülkelerde din merkezli iktidarların demokratik seçimlerle yönetimde olmaları bir talihsizliktir. Önceki rejim ve iktidarlar, daha mı iyiydi diye sorarsanız, cevabım, “hayır”. Baskıcı ve ideolojik eski rejimlerden sonra mütedeyyin kadroların güç mevkiine geçmeleri, iç ve dış dünyada bazı umutlara sebep oldu. “Demokrasiyle barışık İslam”, “ılımlı İslam” gibi ifadeler, birçok düşünürün, üzerinde kitap ve makale yazdığı konular. AKP’nin ilk 8 yılı böyle bir umudu kuvvetlendirdi. Ancak bu yönetimin son iki yılı, bu umutları yıktı. Kafasını din ve sağladığı kutsal kavramlarla dolduran zihnin, insanlığın ürettiği diğer nimetlere iltifat etmediği görüldü ve su dönüp dolanıp mecrasını buldu. “İslam bir bütündür, ilave veya eksiltme kabul etmez” diyenler haklı çıktı. Yani demokrasiyle birleşemez. Yani, bireysel alana geçip bir toplumu ve devleti yönetmekten veya siyasi bir din olmaktan vazgeçemez. Bu netameli hüküm, maalesef, Mursi ve Erdoğan örnekleriyle ispatlandı. İslam ve yeni tip politik Müslüman’dan, demokrasiye, kendilerinden olmayana, laik olana, Hıristiyan’a, Yahudi’ye saygı bekleyen yanıldı.

Önce ve yalnızca insan

İslamcı muktedirin fark edemediği başka bir husus da, dış egemen güçlerin dünya görüşleridir. Bugün, tüm dünyaya hükmeden Amerika ve Batı dünyası, İslami bir rejime ve Şeriata dayanan bir yönetime hiçbir zaman sempatiyle bakmayacak. Zamanın ruhu İslam’la barışık değil. Darbeyle de olsa gitmelerine sevineceklerdir. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi, AKP bakanlarının da bulunduğu Milli günde yaptığı konuşmada, Gezi Parkı protestosunu övdü, gençlerin itiraz ve taleplerini yerinde buldu. Bunun bir anlamı da, Mursi yönetimine benzeyen AKP iktidarının ne Amerika’dan ne de Avrupa’dan destek görmeyeceği.
Gün, tüm beşeriyeti kucaklama günüdür. Dinden hareket edip insanları, inananlar ve inanmayanlar diye kamplara bölmek, insanlığa yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Bir insana saygı duymak için, onun insan olması yeterlidir. Şu milletten olsun, şu dini kabul etsin, şu dili de konuşsun, sonra selam veririm derseniz, günahların en büyüğünü işlemiş olursunuz.

* Prof. Dr., ODTÜ, Felsefe