Soğuk bir gazoz alabilir miyim, barmen?

İki hafta kadar önceydi. İş çıkışı, henüz o günün Cuma olduğunu idrak edememiş yorgun ayaklarım bilinçsizce servise doğru ilerliyordu.
Haber: AHU PARLAR / Arşivi

İki hafta kadar önceydi. İş çıkışı, henüz o günün Cuma olduğunu idrak edememiş yorgun ayaklarım bilinçsizce servise doğru ilerliyordu. Cep telefonumdan yayılan titreşimlerle irkildim. Arayan arkadaşım ağız dolusu bir heyecanla, gece Taksim'de popüler barlardan birinde Nuri Alço'nun 80'lerin müziklerinden oluşan bir repertuarla DJ'lik yapacağını söyledi.
"Gitsek ya" dedi hafif hınzır bir tonlama ile. Uzun zamandır geceleri ancak rüyalarında dans eden bendeniz, servise artık zıplayarak binerken içinden neşe ile 80'li yılların do-re-mi kıvamındaki şarkıları geçiyordu ve ayakucuyla tempo tutuyordu! Topu topu 30 saniyede nasıl bir ruh değişimidir? Nuri Alço ve 80'lerin neşeme bu denli kaynaklık etmesi hayra alamet midir? Nuri Alço'lu bir partiye (Nuri Alço+parti= Soğuk gazoz+ilaç!) neden gitmek ister ki insan!? Süsleyip püslemeden, dosdoğru sormak gerekirse: 80'li yılların yozluğunu ve kötülüğünü temsil ettiği kabul edilen Nuri Alço neden son dönemde böyle popüler oldu?
80'ler dedik mi durmak lazım
Tam da evrimleşmemi tavukluğa doğru emin adımlarla ilerletmişken 'istemem yan cebime koy' edasıyla gittiğim barın kapısından içeri girmemle ortaokul sıralarına geri dönmem bir oldu. Müzik en iyi zaman makinesi! (Back to the Future Yıl: 1985!) Brother Louie Louie... Komançero... Eye of the Tiger. Streç kot pantolonlar, Ahu Tuğba'nın meçli saçları, Banu Alkan'ın 333 dudakları, cak cak sakız çiğnemek, kelebek toka ile saçları yandan tutturmak, bandanası ile disko topunun hemen altında dans eden Yaşar Alptekin, Michael Jackson'ın ay yürüyüşü, Milli Vanilli, Özal, Değiş Tonton, Uçan Kaz Norton, bilinçdışımızın canına okuyan Clementine, tabii ki Şeker Kız Candy, Lee Cooper, buruk kaşlı Küçük Emrah, Blue Jean aboneliği, Kara Şimşek... Ve voile: Nuri Alço! Bir bir geçiyorlar gözlerimin önünden. Bir an boşluğa düşüyorum ve "60'ların muhafazâkarları, 70'lerin hippie'lerinden sonra 80'lerin nesi" diye düşünürken buluyorum kendimi. Final Countdown ile dağılıyor sisli düşüncelerim. Üç... İki... Bir... Puf! Yaşasın I've got the power ile dans etmek!
Soytarı mı, bilge mi?
Röpteşambır giymiş ortalıkta dolanan, dans eden tiplere takılıyor gözlerim. Derken tam karşımdaki dev ekranda altın yüzüklü serçe parmağını viski bardağına tıklatarak, gazozuna ilaç atıp tuzağına düşürdüğü, yatakta sere serpe baygın yatan kızoğlankız(dıy)ı seyreden Nuri Alço. Alkışlar. Islıklar. "En büyük Nuri bizim Nuri" diye bağıranlar. Nuri Alço hangi arada kaypak gülümsemeli dolandırıcıdan bizim "cool anti-kahramanımıza" dönüştü yahu? Etrafıma bakınıyorum. Herkes öyle çok eğleniyor ki. 30'larında, dans eden, biralarını yudumlayan, ekranda oynayan filmdeki karelerle ilgili yorum yapan, gülüşen bir yığın insan. Lisedeyiz yeniden sanki. Nuri Alço "himself" çıkıyor sahneye bir anda. Aksesuvarları eksiksiz: Üzerinde röpteşambır ve elinde viski bardağı. Çıldırıyor herkes. Çığlıklar, tezahüratlar... Anlayamıyorum: Alay mı ediyoruz, yoksa yüceltiyor muyuz? Nuri Alço maskaramız mı, yoksa bilgemiz mi? Karar veremiyorum. İki kavramın tam ortasında bir yere düşüyor o gece orada olanlar ve bir süredir şurada burada Nuri Alço Revival Organization'la başlayan sonra onun ötesine geçerek devam edegelen Nuri Alço sevgi gösterileri.
Muhtaç olduğumuz ironi
Sonra birden anlıyorum. Bu tam da bizim kuşağın işi. Biz her şeyi böyle yaşıyoruz. İki arada bir derede. Çünkü biz ağlanacak halimize gülerken büyüdük ve yukarı tükürsek saman sarısı bıyık, aşağı tükürsek sakaldı. İki ucu pis değneklerdendi bizim kızılcık sopalarımız. Züccaciye dükkanı gibi bir ülkede hiçbir şeye değmeden yaşadık. Çünkü biz Doğu-Batı; sol-sağ, açık-kapalı ekonomi, iyi-kötü, doğru-yanlış, muhafazakâr-modern, asker-irticacı arası bir yerlerde büyüdük. (Apolitize bir topluluktan ne beklersiniz ki? "İyi" ve "kötünün" atanması için bile uyduruktan da olsa bir politika gerekmez mi?) Bütün bunların kesişim kümesiydik ve bir türlü tam da "bir şey" olamadık. Anlamlar silindiğinde, değerler kaybolduğunda çocuktuk henüz. Modern toplumun doğurduğu sakallı bebeklerdik. Dolayısıyla 80'li yıllarda gelişme sürecini tamamlayan kuşak olarak kendimizi hep ancak grotesk şekilde ifade edebiliyoruz. "İkircikliliğe" sonuna kadar mahkumuz! Doğal olarak da, yücelttiğimiz her şey aynı zamanda soytarımız. Kötülediğimiz, aşağıladığımız ne varsa paha biçilemez değerlere sahip. Gerçeküstü bir ironi!
Gazoz etkisi
Yoksa nasıl açıklarsınız kötülük ve samimiyetsizliğin sembolü olarak 80'li yıllardaki Türk filmlerinin vazgeçilmez aktörü Nuri Alço'nun gazozlarımıza ilaç atacağını bile bile partiye gidişimizi? O akşam partide en çok yapılan espriydi ne de olsa: Soğuk bir gazoz alabilir miyim, barmen? Kendi ayağımızla tıpış tıpış, bile isteye 'ilaçlı gazoz içmeye' gittik! Ki kapansın içimizdeki boşluklar, dönelim çocukluğumuzun naif, sığ, yoz ama bize ait günlerine! Ki artık sermaye ile faturalar arasında sıkışıp kalmış varlıklarımız kısa da olsa uykuya dalsın, unutsun... Ve başa sarsın... Belki bu kavramlar arasındaki boşluğa denk düşen partide bulurduk bir anlam! Ama doğrusu biz o hapı çoktan yuttuk. Hem de gazozsuz!
Şeker Kız Candy'inin Lisa'sından; He-man'in İskeletor'undan ve Şirinler'in Gargamel'inden bile daha kötü, daha vicdansız bir tipleme yaratan Nuri Alço'yu kendimize ikon olarak seçmemiz başka ne anlama gelebilir ki? Sindirilen ve apolitize edilen bir nesle daha uygun bir "anti-kahraman" olamaz. Uyutulmuş kuşağız biz. Canlı olarak seyrettik Körfez Savaşı'nı, yüzlerimizde ebleh ifadeler plastik Barbie bebeklerimiz ve uzaktan kumandalı arabalarımızla oynamayı sürdürerek. Şimdi büyüdük... Maddi olan dışında bir kaygımız yok hâlâ çok şükür! Groteskliğimiz ise bizim kimliğimiz.
Bir bardak soğuk su ya da gazoz
20 kuruşa bir simitle birlikte aldığımda üzerine beş kuruş artan gazoza ilaç atılmış da öyle içmişim ne yazar?.. Çoktan bağışıklık kazanmış bünyelerimiz!
Değerli olan her şey bir bir kıymetini yitirdi de tatmin olamadık, hızımızı da alamadık: Artık değersizlerin de içini boşaltmaya başladık! Amaaan fani dünya... Kimseye kalmaz!
Aynı sahneyi baştan ve baştan yeniden seyrederek alkış tutturmamızın... Nuri Alço hınzır-sinsi gülümsemesiyle "Soğuk bir gazoz içer misin, yavrum?" derken neşeyle el çırpmamızın nedenlerini çocukluğumuzdan başka nerede bulabiliriz!?
"Şiddetin, kaypaklığın kaynağına geri dönüşün sapkın büyüleyiciliği ve kötülüğün tarihsel gerçeğine ilişkin kolektif bir sanrı olmalı. Geçmişten böylesine keramet umuyorsak, bugünkü hayalgücümüz hayli zayıf, kendi durum ve düşüncemiz karşısındaki umursamazlığımız hayli büyük olsa gerek..." (diyor Baudrilliard Kötülüğün Şeffaflığı'nda.)
Bu cümleleri Heidegger vakası ile ilgili olarak kuran Baudrilliard ya da "Kendi kibrine ve başına buyrukluğuna göbekten bağlı modern insan, belki acı çeken ama asla vicdan azabı duymayan bir narsisiktir" diye yazan Julia Kristeva, Nuri Alço 80'ler Partisine katılsaydı ne çok eğlenirdik aslında! Hem... 80'li yılların üstüne hakikaten ancak bir bardak soğuk gazoz içmeli!