Sol liberalizme bakmalı mı?

Radikal İki'de yayımlanan "Liberal sol ve Türkiye" başlıklı yazıma eleştirel bir değerlendirmeyle cevap veren M. Kemal Coşkun, piyasa ekonomisiyle barışık bir solun mevcut olamayacağını iddia ediyor ve liberal sol tezleri demokrasi, sivil toplum ve kültürel/kimliksel...
Haber: MEHMET MERDAN HEKİMOĞLU / Arşivi

Radikal İki'de yayımlanan "Liberal sol ve Türkiye" başlıklı yazıma eleştirel bir değerlendirmeyle cevap veren M. Kemal Coşkun, piyasa ekonomisiyle barışık bir solun mevcut olamayacağını iddia ediyor ve liberal sol tezleri demokrasi, sivil toplum ve kültürel/kimliksel sorunların ötesine geçemedikleri savıyla yetersiz bulduğunu belirtiyor. Bu yazımda, bahsi geçen iki iddiayı da cevaplamak istiyorum. Öncelikle Coşkun, yazısının bütününden anlaşıldığı kadarıyla kendisinin de benimsediği Marksist solu, bütün sol siyasi yelpazeyle eşitleme gibi, indirgemecilikle malul bir mantıksal ve metodolojik hata içerisine düşüyor ve özcü bir yaklaşımla, kendi sol anlayışından başka bir (liberal) solun, sol olamayacağını ileri sürüyor. Oysa ifade etmek gerekiyor ki din, ideoloji, laiklik, sosyalizm, muhafazakârlık ve liberalizm gibi büyük önermelerin bilgisine doğuştan sahip olamayacağımıza göre, bunları eğitim, aile, çevre gibi değişken dinamiklerin şekillendirdiği bir zihniyet üzerinden temellük ederiz ve sol içindeki farklılıkların üzerini örten bu tür (kategorik) bir sol anlayış, pek de demokrat sayılamayacak, otoriter bir ideolojik zihniyeti ima ediyor.
Ayrıca öznel olarak pek hoşumuza gitmese de, bütün dünyada nesnel olarak sol komünizmden sosyalizme, jakobenizmden anarşizme, liberal soldan yeşillere kadar uzanan oldukça geniş bir siyasi yelpazeye karşılık gelir ve sosyal liberalizm bu yelpazenin önemli bir bileşenidir. Tarihsel süreç içinde Fransız Devrimi'nden sonra Versailles Sarayı'nın "Küçük Hazlar Salonu"nda toplanan Ulusal Meclis'in (Etats Generaux) sağına, mevcut düzendeki aristokratik ayrıcalıkların devamını destekleyen soylu ve papazlar gibi konservatif güçler, soluna ise bütün yurttaşların hukuksal açıdan eşitliğini savunan halk temsilcileri oturmuşlardır, ki o günden bu yana sol ve sağ ayrımına dayalı siyasi yelpazenin terminolojik şekillenmesi, bu ölçüt ışığında tecelli etmiş bulunuyor. Yani simgesel olarak geniş halk kesimleri lehine ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi katılım olanaklarının genişletilmesine dair pozitif muhalif tutumun sol, tersinin ise sağ olduğu kabul edilir. Günümüz sanayi ötesi toplumlarında liberal sol girişim özgürlüğü, serbest piyasa ekonomisi ve üretim araçları üzerinde özel mülkiyeti kabul etmek suretiyle hâkim sistemin fırsat eşitliği, çevre, sosyal adalet ve güvenlik temelinde yeniden regüle edilmesi ve yönlendirilmesi olanağını elde ediyor, ki ancak böyle bir solun sistem dönüştürücü işlevinden söz edilebilir. Dolayısıyla piyasa ekonomisine, bireysel özgürlüklere, üretkenliğe, çoğulcu demokrasiye, verimliliğe ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete hâlâ kategorik olarak karşı çıkan, değişen üretim ve sınıf ilişkilerine dair dünya gerçeklerinden kopuk, arkaik ve anakronik bir sol anlayışın, hakim paradigma içerisinde etkili bir aktör olarak yer alıp kapitalist sistemi geniş halk yığınları lehine düzene sokma-değiştirme iddiasından da söz edilemez. Bunu ancak, hegemonik küresel sistemin tam da çeperinde yer alan, liberal bir sol anlayış başarabilir, ki dünyanın ve Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu sol bundan başkası değildir.
Çok kültürlü ve kimlikli
Böyle bir solun Batı'da mevcut bulunmayan, demokratikleşme, sivil toplumun güçlendirilmesi, insan hakları, kadın hakları, azınlık hakları, kültürel haklar ve kimlik sorunları konularında da duyarlı olmasından daha doğal bir şey olamaz. Bu durum örtülü olarak toplumda mevcut bulunan dilsel, dinsel, cinsel, etnik ve ırksal kültürel kimliklerin ayrımcı muameleye maruz bırakılmamaları yanında, tanınmalarını da içeriyor. Türkiye özelinde liberal sol, örneğin kültürel kimliklerin tanınması, anayasal vatandaşlık temelinde bir millet anlayışının kayıtsız ve şartsız kabulünü gereksinmesinin dışında Kürtler, Aleviler ve gayrimüslim azınlıkların sosyal bütünleşmelerine destek olunmasını da savunmak durumunda. Türkiye'nin, kültürel haklar temelinde sosyolojik olarak farklı kimliksel özelliklere sahip gruplara dahil bireylerin en geniş manasıyla kendilerini ifade edebilmelerinin yolunu açması, ancak özgürlükçü sol bir açılımla mümkün olabilir. Zaten önemli olan dinsel, mezhepsel, dilsel, ırksal ya da etnik özelliklerine bakılmaksızın bütün yurttaşların eşit değerde ve eşit saygıya layık oldukları hususunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kamusal politikalarının temeli yapan plüralist bir (liberal) demokratik sistem anlayışının benimsenmesidir ki bu durum, sınıf yerine anayasal yurttaşlık üzerinden yeni bir sol muhalefet yaklaşımının esas alınmasını gereksiniyor. Çünkü henüz uluslaşma sürecini tamamlamamış Türk toplumunun alt kimlikler ekseninde çatışmaya sürüklenmesinin önlenmesi, çok kültürlü ve kimlikli ama ortak bir anayasal vatandaşlık temelinde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasından geçiyor. Kişi hak ve özgürlükleriyle siyasi haklardan oluşan klasik hakların, kimlik özelliklerine bakılmaksızın bütün yurttaşlar açısından anayasal güvence altına alındığı liberal sol bir ideolojik açılımla dilsel, dinsel veya etnik kimlik farklılıklardan kaynaklanan kronik sorunların çoğulcu ve katılımcı bir demokratik ortamda, diyalog yoluyla ve barışçıl şekilde çözüme kavuşturulması da mümkün olabilecektir.

MEHMET MERDAN HEKİMOĞLU: Doç. Dr., Muğla Üni.