Sol ve Kemalizm

Türkiye'nin son 200 yıllık tarihi, modernleşmenin ya da bir türlü modernleşememenin tarihidir. Bir geç modernleşme hareketi olarak Osmanlı/Türk modernleşmesini İlhan Tekeli dört döneme ayırıyor.
Haber: HAKKI UYAR / Arşivi

Türkiye'nin son 200 yıllık tarihi, modernleşmenin ya da bir türlü modernleşememenin tarihidir. Bir geç modernleşme hareketi olarak Osmanlı/Türk modernleşmesini İlhan Tekeli dört döneme ayırıyor.
a. Utangaç Modernite Projesi (1839-1923)
b. Köktenci Modernite Projesi (1923-1950)
c. Popülist Modernite Projesi (1950-1980)
d. Modernite Projesi'nin Aşınması (1980 ve sonrası)
200 yıllık modernleşme tarihinin en köklü ve en radikal değişimlerinin yaşandığı dönem, Tekeli'nin 'Köktenci Modernite Projesi' dediği 1923-1950 yılları arasıdır. Bu dönem, tek parti yönetiminin iktidarda olduğu ve Atatürk'ün liderliğinde (1938'e kadar) Türk Devrimi'nin gerçekleştiği yıllardır.
Ekonomik ve toplumsal açıdan bakıldığında insanlık tarihinde üç büyük devrimin yaşandığı söylenebilir: Tarım Devrimi, Sanayi Devrimi ve Bilişim Devrimi.
Türk Devrimi ya da Kemalizm/Atatürkçülük, bir modernleşme ideolojisi olarak, "geleneksel" toplumdan (tarım ekonomisi, dinsel-monarşik devlet yapısı, dinsel cemaatlere dayalı toplum, kırsal/köy yerleşimi) "modern" topluma (sanayileşme/kapitalistleşme, ulus-devlet yapısı, aydınlanma, bireyselleşme, kentleşme) geçişi amaçlıyor. Batı toplumlarından farklı olarak bunu hızlı, tepeden inmeci ve aydın-bürokrat önderliğinde gerçekleştirmek niyetindedir. Bunun nedeni, Batılı anlamda güçlü bir burjuvazinin olmayışı, Batı'ya nazaran geç kalınmış olması ve bölünme/parçalanma-yok olma korkusudur. Söz konusu korku, 1815 Viyana Kongresi'nden sonra ortaya çıkan, etkisi bugünlere kadar devam eden Şark Meselesi ve Sevr endişesinden kaynaklanır. 1915 Ermeni Tehciri'nin de, 1921'deki İstiklal Marşı'nın "Korkma!..." ile başlamasının arkasında da bu vardır. Bölünme/parçalanma-yok olma korkusu Türk ulusal kimliğinin inşasında önemli bir rol oynadı. Bunun yarattığı travmatik etki, özgüven eksiliğine de yol açtı. Nitekim Atatürk, "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" (1927), "Türk milleti çalışkandır, zekidir" (1933) derken bu özgüven eksikliğini ortadan kaldırma, ulusal bir motivasyon sağlama amacındadır.
Kemalizm, ulusal bir modernleşme ideolojisidir. Farklı yorumlar yapılabilirse de, siyasal olarak sol, ekonomik olarak sosyal bir ideolojidir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi amaçlayan, çökmekte olan bir imparatorluktan ulus-devlet çıkaran kurtuluşçu bir harekettir. Ulusal bir hareket olarak Kemalizm, enternasyonalist olan sosyal demokrasiden ayrılır. Kemalizm'in hedefi hızlı ve köklü bir modernleşme iken, sosyal demokrasi modern/kapitalist toplum içinde sosyal adaleti sağlamayı ister.
Kemalizm'ler
Aslında Türkiye'de 1920'lerden günümüze kadar geçen süreç içerisinde çok farklı Kemalizm anlayışları ortaya çıktı. Bunun farklı nedenleri olmakla beraber, temel neden Kemalizm'in ideolojik olarak içeriğinin tam olarak doldurulmamış olması, sadece ideolojik çerçevesinin çizilmiş/iskeletinin oluşturulmuş olmasıdır. Daha 1930'larda (Atatürk sağ iken) Kadro dergisi (Şevket Süreyya Aydemir, Y. Kadri KaraosmanoğluÖ) grubunun, Ülkü dergisi ekibinin (Recep Peker), liberal Ahmet Ağaoğlu'nun, sol milliyetçi Mahmut Esat Bozkurt'un ayrı ayrı Kemalizm anlayışları ortaya çıkmıştı. Sonraki yıllarda Kemalizm'in çeşitli siyasal hareketlerle (Ortanın Solu'ndan Milli Demokratik Devrim'e kadar), partilerle (CHP başta olmak üzere), derneklerle (Atatürkçü Düşünce Derneği, Kemalist Laikler Derneği) ilişkisi artarak ve girift bir şekilde devam etti. Masonundan milliyetçisine, sosyalistinden ulusal solcusuna, liberalinden muhafazakârına kadar her kesim kendi siyasal söylemine meşruiyet katmak için bir parça Kemalizm'den istifade etti. Ya da ötekisi olarak Kemalizm'i gördü.
Kemalizm'in sol ile olan ilişkisi ilk teorileştirme çalışmalarından (1920-1930'lar) itibaren vardır. TKP geleneğinden gelen Kadrocular, Kemalizm'in ilk teorisyenlerindendir. Onlara göre Kemalizm, bir üçüncü dünya ideolojisidir. Kurtuluşçu bir ideolojidir. Temel çelişki de, işçi sınıfı ile burjuvazi arasında değil, sömürgeci ülkelerle-sömürülen ülkeler arasındaki çelişkidir.
1960'lı yıllarda Türkiye'de Baas hareketinden ve sosyalizmden etkilenen cuntacı hareketler de kendi ideolojik söylemlerine Kemalizm'i referans gösterebildiler. İlginç olan yine aynı dönemde Kemalist kökten gelen CHP'nin 'Ortanın Solu' hareketi de aynı kaynağı referans aldı. Ortanın Solu hareketinin temel felsefesi ise şudur:

  • Halka dayanmak, güvenmek,
  • Demokrasiyi tüm yönleriyle benimsemek,
  • Cunta ve darbelerin karşısında olmak,
  • Ezilenlerden, çalışanlardan, emekçilerden yana olmak.
    Dolayısıyla Kemalizm zıt söylemler için de referans olabildi. Bugün de olabiliyor.
    Atatürk ve AB
    Bugün Atatürk yaşasaydı, AB konusunda şöyle yapardı, böyle yapardı gibi fikirler ileri sürülüyor. Bunların bugün, hiçbir gerçekliği ve tarihsel değeri yoktur.
    Atatürk döneminde CHP, 1927 ve 1933 yıllarında o zamanın ortanın solu partileri olarak tanımlanabilecek partilerinin örgütü olan "Radikal ve Mümasili Fırkaların Beynelmilel İtilafı" (Radikal ve Benzeri Partilerin Uluslararası Birliği)'nin toplantılarına gözlemci olarak katılıyordu. Örgütün 1933 yılında Sofya'da yaptığı toplantıda ele aldığı konular AB'nin gündemi ile örtüşür: Sofya'daki toplantıda işsizlik, işçi ücretleri ve gümrük duvarları konuları ele alındı. Avrupa Federasyonu'nun aşamaları olarak gümrük duvarlarının kaldırılması, Avrupa Gümrük Birliği ve tek paralı uluslararası bir bankanın kurulması önerildi. CHP'nin gözlemci olarak dahi olsa radikal ve demokrat Avrupa partilerinin toplantılarına katılması ve bu örgütün içinde yer alması Kemalist kadronun hedefini açık bir şekilde gösterir.
    Atatürk ve dış politika
    Türkiye'nin AB'den vazgeçerek başka seçenekler oluşturması gibi öneriler de dile getiriliyor. Referans olarak Atatürk'ü gösteren bu öneriler için söylenebilecek olan Atatürk döneminin dış politikasının çok yönlülüğüdür:
    a. Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler
    b. Batı ile iyi ilişkiler
    c. Bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler
    Sonuç
    Türkiye'de bugün yaşanan tepeden inmeci düşünce ve davranışların temeli olarak zaman zaman Kemalizm görülüyor. Halbuki, tepeden inmeci düşünce tarzı salt Kemalistlere mahsus olmayıp modern siyasal düşünce ve hareketin özünde olduğu gibi, Doğu toplumlarının genel bir eğilimidir de aynı zamanda. Kemalistlerde olduğu gibi, İslamcılarda, milliyetçilerde, İkinci Cumhuriyetçilerde (burada sayılamayan Türk toplumunun bütün siyasal aktörlerinde öyle ya da böyle) mevcuttur. Tayyip Erdoğan'ın AKP'sinde de mevcuttur bu!
    Sol, üzerine ölü toprağı serpilmiş bir şekilde, günlük ve tepkisel muhalefetten başka bir şey yapmıyor. Atatürk üzerinden ne AKP'ye ne de AB'ye muhalefet edilebilir. Bu, solu bir yere götürmez. Ki, götürmüyor da zaten!

    HAKKI UYAR: 9 Eylül Üni.