Sol ve sosyal demokrasi nerede?

Sol ve sosyal demokrasi nerede?
Sol ve sosyal demokrasi nerede?
Bugün Türkiye'de ne AK Parti'ye, ne PKK şiddetine, ne merkezileşmeye ne de dünyadaki değişimlere doğru ve tutarlı tavır alabilen bir sol ve sosyal demokrasi var
Haber: E. FUAT KEYMAN* / Arşivi

1990’lı yıllar kara bulutların üzerimize çöktüğü, çok zor yıllardı. Toplum olarak hepimizin üzerine çok büyük bir ağırlık çökmüştü. İstikrarsızlık, kriz, endişe, umutsuzluk ve güvensizlik toplumsal yaşamımızda kol geziyordu. Bir tarafta devlet ile PKK arasında düşük yoğunluklu savaş, faili meçhul cinayetler, hapisler, hukukun ve özgürlüklerin askıya alınması vardı. Diğer tarafta ise bankaların içinin boşaltılması, mafyalaşma, yolsuzluklar, rüşvet, depremler, ekonomik krizler, zayıf koalisyon hükümetleri ve postmodern darbeler, Türkiye ’yi çok ciddi bir istikrarsızlık, şiddet ve kriz sarmalına sokmuştu. 2001 ekonomik krizi ve 2002 seçimleriyle AK Parti ’nin tek başına çoğunluk hükümeti kurması, 90’lı yılların bitimini ve Türkiye’de istikrar ve reform sürecini başlattı. Darbe girişimlerine, parti kapatma davalarına, kabul edilemez siyasi cinayetlere ve toplumsal kutuplaşmalara rağmen, 2000’li yıllar toplumun özellikle ekonomik istikrar temelinde tercihini her seçimde AK Parti üzerinde kullandığı, böylece de AK Parti’nin sürekli gücünü artırarak egemen parti konumuna geldiği yıllar oldu.


Bir aşırılıktan başka aşırılığa

12 Eylül 2010 Anayasa Değişiklik Paketi Referandumu ve 12 Haziran 2011 seçimleri, AK Parti’nin sadece çoğunluk hükümeti gücünü değil, aynı zamanda egemen parti konumunu da tescilledi. 2010’ların büyük bir ihtimalle AK Parti’nin egemen parti konumuyla geçeceğini söyleyebiliriz. Seçim sonrası gelişmeler, bu yılların siyasi istikrarın çok ötesinde, siyasal gücün AK Parti’de ve Başbakan Erdoğan’da aşırı yoğunlaştığı, yönetimin aşırı merkezileştiği, sadece düzenleyici kurulların değil, aynı zamanda da, üniversitelerin, medyanın, işdünyasının ve düşünce kuruluşlarının eleştirel kabiliyetlerini bırakıp güçlü yönetimin etrafında konumlandıkları yıllar olabileceğini gösteriyor. 1990’lı yıllarda zayıf koalisyon hükümetleri temelinde yaşadığımız ağır yapıyı, 2010’lu yıllarda da, gücü çok yoğunlaşmış ve aşırı merkezileşmiş egemen parti altında yaşayabiliriz. Türkiye, 1990’lı yıllarda yaşadığı aşırı istikrarsızlıktan 2010’lu yıllarda aşırı istikrar ve güç yoğunlaşmasına doğru, dolayısıyla bir uçtan başka bir uca doğru savruluyor ve dengesini bir türlü bulamıyor.
Bu dengesizliğin iki temel nedeni var. Birincisi, 1990’lı yıllar gibi, 2010’lu yıllarda da demokrasi eksiği sorunu yaşama riskimiz yüksek. Son 20 yıl içinde, Türkiye’nin aşırı istikrarsızlıktan aşırı güç yoğunlaşmasına evrilmesinin ortak noktası, demokrasi eksiği sorunu. Dengesizlik demokrasi eksiğinden kaynaklanıyor. 1990’lı yıllar demokrasinin araçsallaştırıldığı ve içinin boşaltığı yıllardı. 2010’lu yıllar da demokrasinin, ekonomik istikrar adına, aşırı merkezileşme temelinde içinin boşaltıldığı yıllar olabilir. Bu nedenle, temel sorunumuz değişmiyor: Zayıf koalisyon hükümetleri zamanında da, aşırı güç yoğunlaşmasına sahip egemen parti zamanında da, demokrasi sorunumuz var. Kurumsal anlamda, siyasi kültür olarak, devlet-toplum ve toplum içi ilişkilerde demokrasiyi güçlendiremiyoruz, kasabanın tek oyunu yapamıyoruz. Demokrasinin güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi sorununu çözemediğimiz sürece, dengesizlik yaşıyoruz. Kürt sorunundan yargıya, kurumsal kavgadan toplumsal kutuplaşmaya, depremden kadına karşı şiddette, birçok alanda yaşadığımız sorunların nedeni demokrasi eksiği. Ve bu sorunların çözümü de demokrasinin güçlendirilmesinde yatıyor.
İkinci nedense, Türkiye’de solun eksikliği, yokluğu ve kendisini geliştirememesi. 1990’lı yıllarda da, 2010’lu yıllarda da ya da zayıf koalisyonlar zamanlarında da, egemen parti- çoğunluk hükümeti zamanlarında da, Türkiye merkez sağ ve milliyetçi tonu yüksek hükümetler tarafından yönetildi ve yönetiliyor. Bu yıllarda, ne iktidar olarak ne de güçlü muhalefet olarak, sol ve sosyal demokrasi vardı. Aslında, Türkiye’de “aktör, değer, söylem ve siyasi vizyon düzeyinde bir sol ve merkez sol olmadığı” için, tüm bu dengesizlikler ve aşırı uçlara savrulmalar yaşanıyor. Demokrasiyi güçlendirecek ve siyasi denge yaratacak bir sol ve merkez sol yok. Böyle oluğu için, istikrasız Türkiye sorunu çözülemiyor. Sol için 1990’lardaki kısa süren ÖDP deneyiminden başka bir örneğimiz yok.


Sol ve merkez sol

Nerede sol, nerede merkez sol? Bu sorulara yanıt vermemiz gerekiyor. Niye Türkiye savrulurken, sol ve merkez sol da savruluyor ve küçülüyor? Türkiye, bazı araştırmacıların söylediği gibi, solu, merkez solu olmayan ve olmayacak bir toplum mu? Ortadoğu’da, Arap coğrafyasında, Amerika’da, Avrupa’da, kitleler değişim ve dönüşüm taleplerini güçlü bir şekilde seslendirirken, Türkiye’de niye böyle bir hareketlenme görmüyoruz? Niye sol ve sosyal demokrasi dönüşüme, demokrasiye dönük bir toplumsal hareketlenmeyi sağlayamıyor? Sol ve sosyal demokrasi, istikrar adına aşırı güç yoğunlaşmasına karşı, sadece endişe-korku ekseninde mi hareket edecek? Ayşe Kadıoğlu’nun (Radikal 2, 20.11.2011), çok önemli saptamasıyla, sadece endişe ile korkunun iç içeliğini tanımlayan “angst” konumunda mı kalacak sol ve sosyal demokrasi? Kendisinden demokrasiyi güçlendirmesini ve AK Parti’ye denge olmasını bekledimiz sol ve sosyal demokrasi, sadece endişe ve korkuya, yani “angst”e rehin olmuşsa, esas bu durumdan endişe duymamız gerekmiyor mu? Zaten öyle olduğu için de, bugün ne AK Parti’ye, ne PKK şiddetine, ne merkezileşmeye ne de dünyadaki değişimlere doğru ve tutarlı tavır alabilen bir sol ve sosyal demokrasi var. AK Parti güçlendikçe, sol ve sosyal demokrasi, kendisini yenilemek yerine, aksine giderek savruluyor. Tam da, kendisinin güçlü, yaratıcı ve dönüştürücü olmasına çok gerek duyduğumuz bir zamanda.
Eğer, “Türkiye’de sosyolojik, kültürel ve siyasi nedenlerle, hiçbir zaman güçlü bir sol ve sosyal demokrasi olamaz” tezini kabul etmiyorsak, ki etmemeliyiz, Türkiye’de solun ve sosyal demokrasinin nasıl güçleneceği ve AK Parti’ye alternatif olabileceği tartışmasını başlatmalıyız. Dünyanın değişimini ve Türkiye’nin dönüşümünü doğru okuyan, işe önce özeleştiriyle başlayan, geçmişinden kurtulmuş, uzun vadeli düşünen ve çalışan bir sol ve sosyal demokrasi acilen gerekli.

* İstanbul Politikalar Merkezi ve Sabancı Üni.