Solu nasıl tartışmalıyız?

Solu nasıl tartışmalıyız?
Solu nasıl tartışmalıyız?
Taraf'ta başlatılan, sol eşittir şiddet tartışması ne derece doğru, tutarlı ve vizyon üretici bir tartışma?
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

Küreselleşme krizinin özellikle Avrupa ve Amerika’da demokrasi üzerine etkileri, diğer taraftan da Arap Baharı altında tartıştığımız ve devrim niteliğinde yaşanan değişim ve demokrasi hareketleri, küresel ve ulusal ölçekte, çok önemli bir sol ve sosyal demokrasi tartışmasını ortaya çıkarttı. Küresel meydan okumalara ve demokrasi mücadelelerine sol nasıl yanıt vermeli? Dünyanın bu büyük değişimi içinde kendisini nasıl yeniden yapılandırmalı ve hareket etmeli? Bu sorular etrafında, bir sol tartışması, dünyanın farklı yerlerinde başlatıldı. Gelişerek de devam ediyor. Eşitlik, adalet, özgürlük, dayanışma, insan onuru, birlikte yaşamak vb. sol değerlere küresel ölçekte duyulan gereksinim, sola kendini yenileme ve güçlü bir siyasal ve toplumsal aktöre dönüşme şansını veriyor. Sol, bugün dünyanın geldiği noktada, yakaladığı şansı iyi değerlendirirse, etkili bir vizyona sahip olabilirse ve toplumu farklılıkları içinde kucaklayabilirse, siyasi ve ideolojik olarak güçlenecek ve iktidara ortak olma, toplumu yönetme şansını yakalayabilecektir. Dışlayıcı, ötekine karşı düşman, ırkçı ve ulusalcı aşırı sağın Avrupa’da yükselen gücüne karşı, Amerika’da neoliberal hegemonyanın yarattığı büyük eşitsizliğe karşı ve küreselleşmenin çok boyutlu krizine karşı, güçlü ve vizyoner bir sola, hem ulusal hem de küresel ölçekte gereksinim artıyor. Türkiye de dahil, dünyanın “rekabetçi ama aşırı merkeziyetçi yürütme demokrasilerine” mi, yoksa “demokratik ve adil bir yönetişime” mi doğru evrileceği, büyük ölçüde, solun, toplumsal ve siyasal bir aktör olarak, kendisini yenileme ve vizyon kazanma kapasitesi tarafından belirlenecek. 

Sol ve şiddet
Böyle bir tarihsel dönemde ve küresel ölçekte sol tartışmasının yapıldığı bir zamanda, Taraf gazetesi odağında da, bir sol tartışması başlatıldı. 1 Mayıs öncesi, Taraf yazarı Halil Berktay’ın, “1 Mayıs 1977 katliamını derin devletin değil, solun yaptığı” saptaması üzerine başlayan tartışma, dünyadan farklı, hatta zıt olarak, indirgemeci ve tek boyutlu bir konu üzerinde, “sol-şiddet ilişkisi” temelinde yapılıyor. Türkiye dünyadan ve küreselleşmeden bağımsız bir ülke değil. Solun kendini yeniden yapılaması, vizyon kazanması, güçlenmesi, AK Parti ile siyasi denge sağlaması ve etkili bir toplumsal ve siyasi aktöre dönüşmesi, hem tarihsel bir gerekliliktir hem de bunun için uygun bir zemin var. Ama, tam da böyle bir ortamda, Taraf’ta başlatılan, sol=şiddet tartışması ne derece doğru, tutarlı ve vizyon üretici bir tartışma?
Şüphesiz ki, tarihi içinde ve son dönemde, solun şiddetle, devletle, askerle ve farklı kimliklerle ilişkisi sorunlu ve muğlak oldu. Belli sol gruplar ve söylemler, darbeleri destekleyen, etnik milliyetçiliği yücelten ve farklı kimliklere karşı düşmanca tavır alan, kabul edilemez bir hareket tarzı içinde oldular. Solun kendisini yenilemesi için, tarihiyle yüzleşmesi ve son dönemde giderek artan ulusalcı, tepkici ve dışlayıcı söyleminden ve hareket tarzından kurtulması gerekiyor. Bunun için de sol-şiddet, sol-devlet/asker ve sol-öteki/farklılık ilişkilerini ciddi anlamda tartışmamız gerek. Solun tarihi aynı zamanda toplumla, ezilenlerle, dışlananlarla birlikte olma, adalet, eşitlik, özgürlük, vicdan için mücadele etme tarihi de oldu. Bu nedenledir ki, tüm darbelerde, tüm devlet şiddetinde, Türkiye tarihi içinde, asıl hedef hep sol oldu. Sol işkence gördü, sol öldürüldü, sol hapislerde çürüdü, sol yaşı büyütülerek asıldı, sol dışlandı. Türkiye’de solun tek bir tarihi değil, birbirleriyle iç içe geçmiş farklı tarihleri var. Bu çok boyutlu tarihselliği, şiddet kadar çekilen acıları, devlet/askere yakınlık kadar ezilenler için mücadele etmeyi gözardı edersek ve tek boyutlu ve indirgemeci bir tartışma yaparsak, hem yöntemsel, hem siyasi hem de ahlaki bir sorunla karşılaşırız. 

Niye tarafgir tartışma?
Taraf’ta yapılan tek boyutlu ve indirgemeci tartışma, Ümit Kıvanç’ın ve Nabi Yağcı’nın, bence haklı nedenlerle, gazetelerinden ayrılmalarıyla sonuçlandı. Alper Görmüş, haklı olarak, bu gazetede, gazetesinde yapılan tartışmanın tarzını ve yöntemini eleştirdi, kendisine tümüyle katılıyorum. Fakat, tüm bu tepkilerin, sol-şiddet tartışmasının vurguladığım sorunlarının yanı sıra, beni rahatsız eden iki boyutu daha var. Birincisi, tartışmada sürekli tekrarlanan, “sol eşittir şiddet”, “devlet eşittir şiddet”, “sol hep devletçi/orducu olmuştur”, o zaman solun kendisini yenilemesi, vizyon kazanması mümkün olmadığı gibi, istenmemelidir de. Tam da, AK Parti’nin egemen parti konumuna geldiği, ustalık döneminde demokrasiden uzaklaştığı ve bu parti ile siyasi denge sağlayabilecek bir solun, vizyon ve hareket tarzı olarak yenilenmesi için uygun bir platform olduğu bir zamanda yapılan tek-boyutlu ve indirgemeci sol=şiddet tartışması, AK Parti’nin tek başına ve alternatifsiz bir biçimde Türkiye’yi yönetmesi isteği ve tercihini içinde barındırıyor. Aslında sol tartışılırken, dolaylı olarak, solun güçlenmesinin ve yenilenmesinin istenmediği düşüncesi dillendiriliyor: “Solsuz Türkiye daha iyi bir Türkiye’dir” gibi bir düşünce.
Benzer olarak, sol=şiddet tartışması, Kürt sorunuyla da ilgili önemli bir ima içeriyor. “Sol eşittir şiddet”, “ PKK eşittir şiddet”, “PKK aynı zamanda sol bir örgüttür”, öyleyse Kürt sorununun çözümünde PKK ve BDP , müzakere edilen aktörler olmamalı. Kürt sorunundaki şiddetin de nedeni soldur. PKK ve BDP, sola yakın oldukları için, şiddete dayanan aktörlerdir. “Solsuz Türkiye daha iyi bir Türkiye’dir” düşüncesi, bu bağlamda, Kürt sorunuyla da temellendirilmiş oluyor. Muhafazakâr kesimlerden, solun yenilenmesi, CHP ’nin güçlenmesi ve AK Parti ile siyasi denge kuracak bir solun Türkiye için yararlı olacağı üzerine yazıların yazıldığı bir zamanda, sol=şiddet tartışmasının sol için dillendirdiği indirgemeci, tek-taraflı ve bazen ahlak sınırlarını aşan bu ve benzeri düşünceleri anlamak mümkün değil. 

Solun damarları
Şüphesiz ki, bugün solun içinde, ulusalcı, tepkici milliyetçi, farklı kimlikleri ötekileştirici ve siyasete dost-düşman ilişkisi içinde yaklaşan, kuvvetli bir damar var. Sol içinde yer alan farklı düşüncelere tahammülü olmayan, demokratlık yerine ordunun müdahalelerinden medet uman, siyasi vizyonunu anti- AKP ’ciliğe indirgeyen ve şiddete karşı koşulsuz duruş sergileyemeyen ulusalcı, tepkici, dışlayıcı bir damar bu. Bu sol damar, sol=şiddet tartışmasına çanak tutuyor. Ama, bu tür solun varlığı ve gücü, Taraf gazetesinde yapılan ve yaygınlaşan indirgemeci ve tek-boyutlu sol tartışmasını meşru kılmaz. Tali karşıtlık ve zıtlık içinde, aslında, her iki pozisyon da, birbirlerinden nefret ederken, birbirlerini besliyorlar. Bugün, bu pozisyonlara karşı, solun kendini yenileme, vizyon kazanma, toplumla kucaklaşma ve “eşitlik-vicdan-demokrasi” ekseninde Türkiye’yi ve dünyayı anlama ve dönüştürme iddiasını kazanma zamanıdır. Radikal ve Radikal İki de sessiz kalmak yerine bu tartışmanın platformu olmalıdır. 

E. FUAT KEYMAN:  İstanbul Politikalar Merkezi ve Sabancı Üni.