Solu sinizmden kurtarmak

Yeni bir sol siyasal oluşum siyasal duruş sergilemekle yetinmeyip ilkeli bir siyasetin sesi olmayı başarırsa heyecan verici olur
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Türkiye’de yeni bir sol siyasal oluşuma ihtiyaç olduğu konusunda yaygın bir fikir birliği var. Liberal iktisat politikalarının yoksun ve yoksul bıraktıklarını, tek tip din ve tek tip kimlik politikalarının mağdurlarını, ataerkil ve erkek egemen zihniyetin ezdiklerini, otoriter ve merkeziyetçi bir devlet anlayışının olağan şüpheli gözüyle bakarak sürekli hırpaladıklarını özgürlükçü, demokrat ve dayanışmacı bir platformda toplayacak bir yeni sol siyasal oluşumun var edilmesine el yordamıyla uğraşılıyor. Sadece yukarıda sayılan mağdurlara, dışlananlara, altta kalanlara değil, sistemli mağduriyet, dışlanma ve ezilme üreten bir toplumsal düzeni değiştirmek isteyen herkese seslenen bir siyasal oluşum arayışının etkin biçimde hayata geçebilmesinin önünde doğal olarak birçok engel var.

Egemen siyasal kültür
Bu engeller arasında ilk sırada, Türkiye toplumuna egemen olan siyasal kültür geliyor. Siyasal yaşamın ağırlık merkezinin bütünüyle sağda yer almasına yol açan bu egemen siyasal kültür, siyaseti esas olarak çıkar ve fayda kıstaslarından hareketle algılıyor. Aşırı pragmatik bir işbitiricilik, hizmet üreticilik ve fırsat dağıtıcılık başarılı siyaset olarak algılanıyor. Bunu siyasal ve toplumsal tabuları kabullenme, bunları içselleştirip doğallaştırarak sorun olmaktan çıkarma becerisi tamamlıyor. Böyle yapınca, bu tabular aslında sorun olmaktan çıkmıyor. Görünmez gibi oluyorlar ama toplumsal ve siyasal yaşamı asli konularda esir almaya var güçleriyle devam ediyorlar. Siyaset ise bu tabulara uyumlu olarak kazasız belasız sürü gütme eylemine indirgeniyor. Konformist pragmatik bir zihniyet Türkiye siyasal yaşamında hükmünü sürdürüyor.
Türkiye’de etkili ve geniş bir yeni sol siyasal platform oluşturma girişiminin bu egemen siyasal zihniyeti sorgulaması, bu zihniyetin değişmesini hedeflemesi olmazsa olmaz bir gereklilik. Ne var ki, bu girişiminde başarılı olabilmesi için solun da kendi siyasal alışkanlıklarıyla bir o kadar mücadele etmesine ihtiyacı var. Bu alışkanlıklar arasında solun Türkiye siyasal yaşamında marjinal bir konumda kalmasına neden olan sinizm ayrıcalıklı bir yer tutuyor.
Egemen siyasal kültüre bir tepki olarak solda gelişen sinizmi ve bundan kaynaklanan siyasal varoluş tarzını dikkatli biçimde tarif eden ve bunu eleştirenlerin arasında Tanıl Bora ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Sol, Sinizm, Pragmatizm başlıklı kitabı (Birikim Yayınları, 2010), solda ilkeli, etkin ve kitlesel bir yeni buluşma yaratma çabası içindekilere rehber olması gereken önemde bölümler içeriyor.
Sinizm nedir? Tanıl Bora bu kavramın felsefi düzlemdeki anlamından ziyade, gündelik dildeki anlamına başvuruyor. Felsefi düzlemde, yapay ihtiyaçlardan arınarak gerçek erdeme erişmeyi savunan çileci bir hayat görüşü olan sinizm, Tanıl Bora’nın kitabında gündelik dildeki kullanımıyla ele alınıyor. Bu ise, durumun hassasiyetini gözetmeden sergilenen bir kıyıcı alaycılık halini tarif ediyor. Bunun daha yaygın ifadesi, genel bir müstehzilik.
Sinizmin siyasallaşmış hali, pis gerçeği yaratan güç karşısında hiçbir şey yapılamayacağı inancı veya duygusuyla, salt teşhir etmeye, taşını atıp, lafını dokundurup geçmeye dayalı bir söz söylemeye dayanır. Bu nedenle bu zihniyetin hakim olduğu yerde somut durumu anlamak ve bu anlama çabasının ışığında siyasal eyleme geçmek değil, bir duruş sergilemek önemlidir. Tanıl Bora, bu halin genellikle ağzın kıyısında yamuk bir alaycı gülümsemeyle tamamlandığını hatırlatıyor. Bunun sürekli kaş kaldırıp, kendini hafifçe geriye atıp kasılarak, bizi teslim alan büyük ve karanlık güçleri teşhir etme biçimi halinde tezahür eden türlerine de aşinayız.
Bu sinik tavır somut durumu anlamayı değil, somut durumda kendi teyidini aramaya önem verir. Siyaset, bu bağlamda, sadece doğru bir duruş sergilemeye, hep doğru yerde duruyor olmaya sıkışır. Ahlak siyasetin yerini alır. Çıkar ve fayda pragmatizmine tepkiden beslenen bu “ahlaklı duruş” kendi başına yeterli ve anlamlı hale gelir. Bunu hep “zaten biliyor” ve “zaten haklı” olmanın getirdiği konformizm tamamlar. Sağcılığın ve kapitalizmin mutlak kötülüğü, solda durmak için yeterli koşul haline gelir. Dolayısıyla sol duruş bitmez tükenmez bir teşhir halidir. Mutlak kötüye gösterme ve onu anma ritüelidir. Sinik sol duruş, bunu şehvetle yerine getirir. Bu cephesiyle şeytan taşlama, kötü ruhu savma ritüellerinin bir biçimde devamıdır.

Mutsuzluk 
Tanıl Bora, kurumlaşmış 12 Eylül sonrasında sinizmin sola hakim olduğunu hatırlatıyor. “Pis gerçekçi, aklettiğinin icabını yapamayan, bunun mutsuzluğunu bir tür alaycılıkla telafi eden, karamsar, dekadanlığa yetkin türden bir sinizmin hakim” oluşunu 12 Eylül Türkiye’siyle ilişkilendirmek, solun sergilediği mağlup dilini anlamamızı sağlıyor. “Biteviye teşhir ederken, hayret hassasını yitirmiş” bir dildir bu. “Hayret hassasına bağlı olarak, öfke duyma hassasını da” yitirmiştir. Ve neredeyse ilkselleştirilmiş bir imtina etme tavrıdır sergilenen. “Somut durumlarla ilgili ve somut özneleri ilgilendiren güncel/acil politik sorunlar bağlamında, o durumlara ve öznelere değmeyen platformu reddetme tercihleri, apolitizm anlamına gelir.”
Ama solda güçlü biçimde izleri görülen sinizmin ne Türkiye’ye ne de 12 Eylül konjonktürüne özgü bir illet olduğunu söylemeyi de Tanıl Bora ihmal etmiyor. “Radikal/devrimci sol politika, acze düştüğü ve kendi yapıcı/kurucu inisiyatifini yitirdiği, ‘anti’ci perspektife sıkıştığı anda, sinizme meyyal hale geldiğini” belirtiyor. Feci sistem analizleri ve komplo kuramları eşliğinde, “son tahlilde ‘düşman kavî, talih zebûn’ bedbinliğini büyütmeye” yarıyor. Bunun sonucu siyasal iradenin fiilen felç olması ve sistemin mutlak gücü karşısında homurdanma eşliğinde teslimiyettir. Bunu örtmek için söz seviyesinde radikalizmin dozunun zirveye çıkmasıdır.
Bu dogmatik-sinik tavır solun mağdurlarla, ezilenlerle, yoksullarla gerçek bir ilişki kurmasını imkansız kılar. Örneğin yoksulluğun bir sistem sorunu olduğunun yüksek bilgisini sergileyerek, palyatif tedbirlerin aldatıcılığını teşhir ederken, yoksulları da kendi hayatlarının faili olabileceklerini hayal bile edemeyecekleri bir acz halinde bırakır. Sonuçta bu, bir parça da olsa, palyatif de olsa, dışlananların, yoksulların, ezilenlerin güçlenmesini önemsememek demektir. Yoksulluğun, dışlanmanın, ezilmişliğin somut tezahürleri karşısında gizli bir kibir sergilemektir.
Bugün solun dayanışma örgütlerinin olmaması, küçük girişimlerin soluğunun hızla tükenmesi bu sinik tavrın sonuçları açısından anlamlı bir örnektir. Sosyal sorunlarla ilgili mücadeleyi sendikal alana hapseden bir anlayış, bunu bile sürdürebilmekte giderek zorlanıyor. Solun adına konuştuğunu iddia ettiği toplumsal kesimlere dokunamamasının, onlarla konuşamamasının bahanesi olamaz.
Sol kapitalizmle, neoliberal politikaların dayattığı piyasa toplumuyla, dünyanın bugünkü haliyle, insanın insanlığına bütünüyle kavuşmasıyla ilgili bir derdin siyasete yansımış halidir. Bu derdin salt bir itiraz halinde kalmasıyla yetinerek, sol siyaset yapılmaz, sol duruş sergilenir. Solun önemli bir kesimi gizli bir kibirle bezenmiş püriten duruşunu sergiler ve bu tavrının aynadaki yansımasıyla yetinirken ezilenler, dışlananlar, mağdurların ezici çoğunluğu pragmatik bir sağ değişimciliğe yüzünü döner.
Solun dünyayı, kapitalizmi ve toplumu değiştirmeye önce kendini değiştirmekten başlaması elzemdir. Sinizmin muhafazakârlığa dönüşen rahat ve sığ sularından solun kendini kurtarması demektir bu değişim. Sadece inadına, sadece namus belasına itiraz etmekle yetinmemektir. Solun siyasete yeniden dönmesi demektir. Söyleyip ruhunu kurtarmaktan biraz daha fazlasını yapmaya yeniden başlamaktır. Tanıl Bora’nın tam hedefini bulan ifadesiyle, “sol zaten biliyor olmakla” yetinemez. Yetinemez çünkü rahat edemez. Etmemelidir. Yeni bir sol siyasal oluşum siyasal duruş sergilemekle yetinmeyip ilkeli bir siyasetin sesi ve eyleyicisi olmayı başarırsa anlamlı ve heyecean verici olacaktır.