Solun ilkeli beraberliği

Solun ilkeli beraberliği
Solun ilkeli beraberliği

Tekel işçilerinin grevi... Piyasa ekonomisinin insani ve toplumsal açıdan yıkıcı etkilerinin karşısında duracak temel ilkelerden biri, gene eşitliktir.

Sadece demokrasiyi yerleştirmek ve güçlendirmek için değil, toplumsal yaşamın her alanını ticaret nesnesi haline dönüştüren zihniyetle mücadele etmek için de geniş tabanlı bir siyasal harekete, partiye ihtiyacımız var
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Türkiye çok büyük bir demokratikleşme sancısı yaşıyor. Bu sancılı dönemden gerçekten demokratik bir toplum yapısı mı çıkacak, yoksa farklı bir otoriter demokrasiye mi geçeceğiz? Buna kesin bir yanıt vermek bugün mümkün değil. Ama şunu biliyoruz: Bugün Türkiye’de var olan muhalif siyasal partiler dikkate alındığında, bu hercümerçten 21. yüzyılın içinde taşıdığı bazı ana eğilimlere uyumlu, farklı bir otoriter demokrasinin çıkması riski yüksek. İktidarı özgürlükçü, eşitlikçi ve dayanışmacı bir demokrasiye yönelmeye, vesayet rejiminin tasfiyesini gerçek bir demokrasi hamlesine dönüştürmeye zorlayan etkili ve kapsayıcı bir siyasal hareket olmadan, Türkiye toplumunda dönüşüm ve değişim sağlam bir toplumsal zemine oturmayacak.
Sadece demokrasiyi yerleştirmek, kökleştirmek ve güçlendirmek için değil, toplumsal yaşamın her alanını ticaret nesnesi haline dönüştüren zihniyetle mücadele etmek için de böyle geniş tabanlı bir siyasal harekete, partiye ihtiyacımız var. Neoliberal politikalara karşı yürütülecek mücadele, tüm çalışanların hak mücadelelerini birleştirerek ve bu mücadelelerden destek alarak başarılabilir. 

Değişim bunalımı
Böyle bir partinin hem Türkiye siyasal yaşamında etkili olması hem de barış, eşitlik ve özgürlük ekseninde en geniş beraberliği sağlayabilmesi gerekiyor. Bu beraberliğin zemininde milliyetçiliğin ırkçı olanından utangaç olanına kadar tüm tezahürlerine karşı, hiçbir popülist demagojiye ihtiyaç duymadan karşı çıkmak vardır. Bu beraberliğin, muhafazakârlığın tahakkümcü tezahürlerine, kadın-erkek eşitliğini reddeden zihniyete ve uygulamalarına karşı canla başla mücadele etmemesi de düşünülemez.
Türkiye toplumunun yaşadığı değişim bunalımı, birçok etmenin yanında, eşitlik ilkesinin sonuçlarının kabul edilememesi, hazmedilememesinden kaynaklanıyor. İlk bakışta, solun farklı kesimlerini yan yana getirecek, farklılıkları içinde beraberliği oluşturacak geniş tabanlı, katılımcı ve etkili bir siyasal partinin hayata geçmesi çok zor değil gibi gözüküyor. Ama böyle bir girişim hayata geçme eşiğine geldiğinde, bir dizi engel herkesin tökezlemesine yol açıyor. Bu engellerin arasında en önemlisi, böyle bir mücadelenin sosyalist, sosyal demokrat, demokrat vb. sıfatlara indirgenerek sürdürülmek istenmesidir. Yukarıda tanımlanan demokrasi ve eşitlik mücadelesinin farklılıkları içinde beraber olmak isteyenlerin oluşturacağı geniş tabanlı bir siyasal hareket aracılığıyla ve ancak böyle bir hareketle toplumu etkileme ve hedeflerinin belki hepsini değil ama en azından bir kısmını gerçekleştirme şansı var. Türkiye solunun kendi tarihinden çıkarılacak derslerin arasında bu tespitin herhalde en ön sırada yer alması gerekir.
Adı konmuş, içerikleri üzerinde asgari bir anlaşma sağlanmış ilkeler etrafında, homojen olmayan kişiler yan yana geldiklerinde, bunların etkili biçimde ortak proje, ortak dil ve ortak eylem üretebilmeleri için bazı kuralların ön kabulüne ihtiyaç var. Bu kurallardan birisi, böyle bir partinin, hareketin, girişimin, herkesin kafasındaki en iyiyi temsil etmeyeceğidir. Ortak hedefler yönünde toplumsal dönüşümün gerçekleşmesini isteyenler, bu dönüşümün sonuçta toplumun içindeki güçlerin harekete geçmesini sağlamak için beraberliklerini gerçekleştireceklerdir. Var olan karşısında, iktidar partisinin tavrı kadar muhalefet partilerinin tavırlarından da rahatsızlık duyanların oluşturacağı, ilkeler etrafında oluşmuş bir asgari müşterek partisidir bu. Mükemmelin iyinin düşmanı olduğunu, en keskin sözü söyleme arzusunun var olanı bir nebze olsun değiştirme irade ya da olanağından yoksun olmayla genellikle bağlantılı olduğunu bilenlerin beraberliğidir bu.

Farklılıklara karşı güven
Eğer Türkiye’de böyle bir beraberlik sağlanacaksa, bu beraberliğin kendi içindeki farklılıklara karşı kuşku değil, güven duymasıyla mümkün olacaktır. Bir kesimin diğerini sosyalist olduğu için, sosyal demokrat olduğu için, yeterince “solcu” olmadığı için dışlamaya çalışması, böyle bir beraberliği baştan dinamitlemektir. Sadece beraberliği dinamitlemekle kalmaz, aynı zamanda Türkiye toplumu için önerdiği farklılıkların eşitlik içinde beraberliğini kendisinin gerçekleştirmekten aciz olduğunu gösterir. Bir kere daha tekrarlayalım, ne olursa olsun, kim olursa olsun, nasıl olursa olsun ama bizi iktidara götürsün diyenlerin fırsatçı beraberliği değil, belli ilkelerde anlaşmış olanların beraberliğidir. Daha doğrusu, yegane ilkesi iktidara ulaşmak için her yol mubahtır diyenlerin beraberliği değildir.
Dolayısıyla esas olarak AKP’nin yalpalamalarına, bocalamalarına bel bağlayanların beraberliği değildir. Kendi önem verdiği değerleri, en başta eşitliği, dayanışmayı, paylaşımı, özgürlükleri, sorunların her zaman barış içinde çözülmesini benimseyenlerin yaratacağı bir toplumsal asabiyyedir. Bu asabiyye içinde kendini sosyal demokrat, komünist, çevreci, demokrat, sosyalist, feminist, devrimci, reformist, özgürlükçü gibi sıfatlarla tanımlayanlara eşit yer vardır. Eşitlik ilkesi ve talebi etrafında oluşacak böyle bir dinamik, Türkiye toplumunun yakın tarihinden devraldığı asli sorunların barış içinde çözümünün anahtarlarına da sahip olacaktır. 
Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi sorunların çözüm anahtarı eşitlik ilkesidir. Piyasa ekonomisinin insani ve toplumsal açıdan yıkıcı etkilerinin karşısında duracak temel ilkelerden biri, gene eşitliktir. Başkaları kaybederken siz kazanabilirsiniz inancını tetikleyerek ve düzenli olarak bu inancı besleyerek toplumda bir dinamizm yaratmaya çalışan piyasacı söylemi, ancak dayanışma, adil paylaşım ve eşitlik ilkelerini topluma benimseterek etkisiz kılabiliriz.
Önümüzdeki yakın dönemde demokrasiyi sadece iktidara gelmek için bir araç ve salt kendilerine yönelik hak talepleri için bir bahane olarak görmeyenlerin, eşitliğin, özgürlüğün, dayanışmanın ve adil paylaşılan bir refahın hakim olduğu bir Türkiye toplumu yaratmak yönünde etkili, katılımcı, geniş tabanlı siyasal beraberliklerinin gerçekleşmesi mümkündür. Mümkündür demek, muhakkaktır demek değildir. Mümkünün gerçeğe dönüşmesi için böyle bir siyasal girişimde yer almayı arzulayanların başkalarını değil, her şeyden önce kendi vicdanlarının sesini dinlemeleri beklenir. Toplumda iyi bir şey yapıyoruz duygusunu yaratabilmeleri için, önce bu ilkeleri kabul etmiş olanların birbirlerine samimiyetle güvenmeleri, bazılarını eşit, bazılarını dolgu malzemesi olarak görmemeleri olmazsa olmaz bir gerekliliktir.
Böyle bir beraberliği gerçekleştirmek, böyle bir toplumsal asabiyyeyi tetiklemek büyük ve önemli bir iştir. Hele Türkiye solunun tarihini dikkate alırsak, mümkün değildir diye de düşünebiliriz. Ama Türkiye’de demokratik bir toplumsal dönüşüm umudumuz varsa, solun da dönüşebileceği umudunu taşıyoruz demektir.