Soma, Kürtler ve sol siyaset

Soma, Kürtler ve sol siyaset
Soma, Kürtler ve sol siyaset
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının siyasal alanda temsili konusunda başarılı olan anaakım Kürt siyaseti, 70'lere dayanan sol geleneğine rağmen, sosyal politika alanında bugüne kadar neo-liberal sınırlardan öteye bir pratik ortaya koyabilmiş değil
Haber: CUMA ÇİÇEK* / Arşivi

Bugün BDP tarafından temsil edilen ana akım Kürt siyaseti 1990’da kurulan Halkın Emek Partisi’den (HEP) bu yana Türkiyelileşme siyaseti yürütüyor. Radikal İki’de daha önce yazdığımız yazılarda bu konuda yaşanan başarısızlığı, bu siyasetin sınırlarını ve zorluklarını farklı boyutlarıyla tartıştık. Bu yazıda, tüm zorluklara ve sınırlara rağmen, Türkiyelileşme siyasetinin hayat bulması için anaakım Kürt siyasetinin sahip olduğu dikkate değer bir şansa/dinamiğe vurgu yapacağız: Kürt bölgesinde sol siyasetin inşası ve sosyo-ekonomik politikalar bağlamında Türkiye ölçeğinde referansiyel bir aktörün ve bölgenin oluşturulması.

Referansiyel aktör

Hamit Bozarslan, PKK -BDP ilişkisini tartışırken, anaakım Kürt siyasetinin bölgede referansiyel bir aktöre dönüştüğünü ve BDP’nin ise bu referansları temsil eden bir aktör olduğunu vurguluyor. Referansiyel bir aktöre dönüşmek önemli bir noktanın altını çizer: Kişiler ya da gruplar herhangi bir aktörü ya da siyaseti değerlendirirken, bunların pozisyonlarını referansiyel aktöre karşı aldıkları tavırlara ve referansiyel aktörün onlara karşı aldıkları tavra göre değerlendirirler. BDP-PKK karşıtlığı üzerinden siyaset yapan aktörlerin Kürt bölgesinde tutunamamasının, dikkate değer bir alternatife dönüşemeden marjinalleşmesinin en önemli nedenlerinden biri bu. Referansiyel aktöre dönüşme sürecinin, sadece siyasi projelere dayanmadığını, on yılları bulan zorlu mücadele dönemi sonrası oluşan kolektif hafızaya ve grup kimliğine dayandığını not etmek gerekir. Tam da bundan dolayı, asgari bir barış sağlanmadan, Kürtlerin çocukları dağdan inmeden, çoğu toplu yatan kefensiz ve mezarsız canların on yıllardır süren yasları bitmeden, referansiyel aktörün pozisyonunda radikal bir değişim beklememek gerekir. Irak Kürdistan Bölgesi’nde Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) onca siyasi hatadan sonra güçlü konumunu koruması dikkate alındığında, Irak’ta olduğu gibi Türkiye’de de Kürt siyasi alanının kurucu aktörünün barış sonrası en az bir kuşak pozisyonunu büyük oranda koruyacağı öngörülebilir.

Sosyal referansa?

Anaakım Kürt siyaseti Kürt bölgesinde siyasi anlamda bir referansiyel aktör haline gelmesine rağmen, sosyal anlamda ne bölgede ne de Türkiye genelinde referansiyel bir aktör. Kürt ulusal kimliğinin dışında, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının siyasal alanda temsili konusunda dikkate değer bir başarı elde eden anaakım Kürt siyaseti, 70’lere dayanan sol geleneğine rağmen, sosyal politika alanında bugüne kadar neo-liberal sınırlardan öteye bir pratik ortaya koyabilmiş değil. Ötesi, aktörler, söylemler ve eylem düzeyinde önemli oranda orta sınıflaştığı iddia edilebilir. Özellikle 1999’dan bu yana devam eden yerel yönetim deneyimiyle birlikte bu orta sınıflaşmanın derinleştiği söylenebilir.
Resmi rakamlara göre bile 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma katliamıyla gündeme gelen özelleştirme, taşeronlaştırma, ağır iş koşullarında güvencesiz ve ucuza çalıştırma gibi yapı ve mekanizmalar üzerinden işleyen neo-liberal politikalara dayalı (Ayşe Kadıoğlu’nun tabiriyle) “merhametsiz büyüme” tüm Türkiye’de olduğu gibi Kürt bölgesinde de hakim. Buna karşın, Kürt bölgesindeki birçok kentte 1999’dan bu yana yerel yönetimlerde iktidar olan anaakım Kürt siyaseti “merhametsiz büyüme”ye karşı sosyal adaleti esas alan, işçi ve emekçiyi önceleyen sosyal bir alternatif inşa edemedi. Özelleştirme ve taşeronlaştırma anaakım Kürt siyasetinin yönettiği belediyelerde de hizmet üretimi ve sunumunda hakim yapılar/mekanizmalar olarak sürüyor.

Özerklik: Sol siyasete dönüş?

Son 15 yıllık neo-liberal politikalara rağmen, özerklik söylemiyle birlikte anaakım Kürt siyasetinin hem Kürt bölgesi için hem de Türkiye’nin geneli için önemli bir olanak sunduğu iddia edilebilir. İlk olarak, mevcut durumda aşırı derecede merkezileşmiş siyasi egemenliğin 20-25 özerk bölgeyle paylaşılması, bir yandan neo-liberal politikaları esas alan merkezin gücünü sınırlandırırken, öte yandan “merhametsiz büyümeye” karşı, bölgesel ölçekte alternatif sosyo-ekonomik söylem ve eylemlerin gelişmesini olanaklı kılabilir. Anaakım Kürt siyasetinin Kürt bölgesindeki hegemonik gücü dikkate alındığında, Kürt coğrafyası yeni bir sosyal inşanın öncüsü/örneği olabilir.
İkinci olarak, anaakım Kürt siyasetinin özerkliği tek başına merkez ve yerel/bölge arasında bir egemenliği paylaşma projesi olarak ele almadığı, bundan öteye, merkezin adım atmasını beklemeksizin yerelin öz-kaynaklarının yerelin sorunlarının çözümü için mobilize edilmesi olarak kavradığı görülüyor. Bu kavrayışla, anaakım Kürt siyaseti Kürt bölgesini ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal olarak inşa etmeye yöneldiğini ortaya koyuyor. Böylesi bir yöneliş anaakım Kürt siyasetini sokağa davet ediyor, sokağın sorunlarını sokağın gücüyle çözmeye çağırıyor. Elbette sokağa dönüş hem söylemsel düzeyde hem de aktörler düzeyinde anaakım Kürt siyasetinde önemli dönüşümler yaratma potansiyeli taşıyor. Zira, anaakım Kürt siyasetinin sokağının sakinlerini büyük oranda yoksullar, işsizler, emekçiler, özetle paryalar oluşturuyor. Bu anlamda özerklik söylemi, Kürt coğrafyasında sol siyasetin inşası için dikkate değer olanaklar sunuyor. Kürt bölgesinde sol-sosyal bir inşa süreci Türkiye geneli için önemli bir alternatif referans oluşturabilir ve bu referans inşa etme süreci tüm ısrarlara rağmen yıllardır başarılamayan Türkiyelileşme siyasetinin kapısını aralayabilir.

Soma katliamı ve sol siyaset

Yüzlerce emekçinin yaşamını yitirmesine neden olan Soma katliamı ve sonrasında hükümetin 19. yüzyılın vahşi kapitalizmini hatırlatan söylem ve eylemleri, çok önemli bir gerçeği bizlere bir kez daha hatırlattı: Türkiye’nin gerçek bir sol siyasete ve alternatife ihtiyacı var. HDP ile Türkiye ölçeğinde sol bir alternatif inşa etmeye yönelen anaakım Kürt siyaseti, Kürt bölgesinde sosyal anlamda referansiyel bir aktör haline gelerek, bir yandan Kürt toplumunun on yıllardır yaşadığı sosyal ve siyasal depremlerin yaralarını sarabilir, öte yandan alternatif bir toplumsal sistemin, sosyo-ekonomik düzenin mümkün olduğunu ortaya koyarak Türkiye geneli için başka bir toplumsallık inşa edebilir.

** Dr., Sciences Po./CERI