Son akşam yemeği

Son akşam yemeği
Son akşam yemeği
Başbakan Atatürkçülük yapıp 'Siz nasıl Atatürk ile terörist başının fotoğrafının yan yana olmasını kabul ettiniz?' diye bir taşla iki kuş vuruyor ama kuşlardan biri bu Barış Süreci'ndeki kendi partneri, diğeri de kendi süreci
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Katılmadım. 26 Haziran son Akiller toplantısını düzenleyen kişi, kan artık dursun diye katıldığım ilk Akiller toplantısını (4 Nisan) düzenleyenle aynı kişi değildi. Bu kadar basit. İki ayda üstünden koskoca bir tarih geçmiş, asfalta yapıştırmıştı.
Toplantı Kürtlerle ilgili olduğu için, 22 Haziran Cumartesi T24’te yaptığım açıklamayı çok yalın tuttum ve sadece Kürtlerle ilgili gerekçe belirttim: Süreç yılbaşında başlamış, tabutlar gelmeyeli altı ayı geçmiş, Kürtler ne söz verdilerse tutmuşlar, ortalık süt-liman ama reformlardan tek-kelime-yok. Arkadan seçim geliyor ve bizi “Özel okullarda Kürtçe dersleri mümkün olacak”larla oyalayacaklar. Bu, Barış Süreci’ni en hafif terimiyle “torpillemek”tir (buraya yazının sonunda, nottan hemen önce döneceğim).

Gezi = Barış Süreci = Gezi

Tabii ki protestomun tek gerekçesi reformların yapılmaması değildi. Yukarıdaki denklem çok net. İkisi de aynı demokrasi olayı. Aralarındaki bağı da herkesten önce Sn. Başbakan kurdu: Gezi’ye katıldı diye Sırrı S. Önder’i İmralı heyetinden attı.
Sonra, reformlar konusunda kılını kıpırdatmamakla kalmadı, tersini yaptı: Mayıs sonundan itibaren Türkiye ’yi reform yapılamayacak vaziyete soktu. Şimdi de, “Evinize bayrak asın” diye, kendi yarattığı ulusalcı dalga üzerinde sörf yapıyor. Yetmiyor, gaz fişeklerini insanların yüzüne nişanlayarak 10 kişinin gözünü çıkartan (Türk Tabipler Birliği, 05.06.2013), Ethem Sarısülük’ü de kafasına ateş ederek öldüren polisin nasıl “nefsi müdafaa” yaptığını şehir şehir dolaşarak anlatıyor: “Polisimiz kahramanlık destanı yazmıştır.” Kendi halkına karşı destan. Demokrasiyi güçlendireceğiz yerine, “Polisimizi güçlendireceğiz” diyor.
Bu arada, Atatürkçülük yapıp “Siz nasıl Atatürk ile terörist başının fotoğrafının yan yana olmasını kabul ettiniz?” diye bir taşla iki kuş vuruyor ama, düşünmüyor ki kuşlardan biri bu Barış Süreci’ndeki kendi partneri, diğeri de kendi süreci. Tabii, buna oranla, dini siyasete alet ederek anayasa suçu işlemek daha kolay oluyor: “Milyonlarca tweet atsınlar bizim tek bir besmelemiz oyunları bozar, onlar yaksınlar yıksınlar bizim tek bir lahavlemiz bütün tuzağı bozar.’’ Bu tuzağı da iç ve özellikle “dış mihraklar” kurmuş oluyor; hoş geldiiin Mustafa Kamil Zorti…

Kürtleri fokurdatan bir ortam

Neticede, “İmam öyle yaparsa cemaat de böyle yapar” kuralı harekete geçiyor. Sergiden tablolar: Eli sopalı Tophaneliler, “Bunları Rumlar fişekledi, parka cami yapılmasını istemiyorlar”cı Yeniköy muhtarı Engin Cevahiroğlu, “Lütfen soyunuzu araştırın”cı “profesör” Ahmet Atan, “Ermenilere bıraktınız meydanı.
Sizin yaptığınız eylemi s…yim vatan hainleri!” diye tweet atıp Akdeniz Olimpiyatlarında bayrağımızı taşıyan güreşçi Rıza Kayaalp. Hepsi bir yana, o cam gibi cinayet videosu internette rekorlar kırarken, Sarısülük’ü vurup arkadaşlarının arasına kaçan polise “meşru müdafaadır” diyen yargıç. O yargıca, “Tutuklama istemini reddeden hakim adamsın, ellerinden öpüyorummm” diye tweet atan, Ankara Adliyesi Memur Suçları Soruşturma Bürosu Müdürü Zeki Ünalmaz. Bu müdürüm sayesinde, memur ve özellikle de polis suçlarının nasıl soruşturulduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Bu twitter’ı kontrol fikri fena değil galiba yahu? Aynen, “ayaklar baş oldu”nun fevkalade doğru olduğu gibi?
Sonunda, maddeye fazla yük geliyor. Kürtler fokurdamaya başlıyor: Kandil “Hükümet savaş istiyor”, Öcalan “Hükümetin tutumu laubali, 15 gün veriyorum” diyor. PKK askeri helikoptere ateş ediyor, iki mühendisi kaçırıyor, Cizre’de kimlik kontrolüne başlıyor. Hepsinden önemlisi, Diyarbakır’da “Kuzey Kürdistan” diye konferans toplanıyor. Tehlikenin farkında mısınız yahu; bunlar çok vahim gelişmeler. O kadar ki, Öcalan ve Demirtaş bunca emekten sonra ip kopacak diye fena telaşa kapıldı ve iyimser mesajlar yaymaya başladı: “Yüzde 90 ilerleme var”. Yani, Sn. Başbakan’ın durmadan gerdiği ipi Kürtler gevşetmeye çabalıyor. Yine farkında mısınız, aynı şeyi AB de yapıyor: Bu kadar olumsuz ortamda 22. faslı açmaya razı oldu.
Peki sonra ne olur? Baş oldu ya, Erdoğan bilir. Üstelik, bu kadar rezalet yüzünden AKP ’nin seçimlerde oyunun düşmesi bana çok mantıklı geliyor. Reforma o zaman cesaret edebilecek mi peki?

Katılmak daha mı doğruydu?

Gitmemi öneren bir sürü Akil İnsan oldu. Onlara şunu söyledim, ama anlatabildim mi bilmiyorum: “Kendi seçip çağırdıklarına (DİSK gn. sekr.) bile hakaret ediyor. Hadi kendini tuttu, size etmedi. Olay, heyet tavsiyeleri üzerinde odaklandığıyla kalacak. Soruları toplu alacak, toplu cevaplayacak; format böyle. Yapacağı demagojiye cevap veremeyeceksiniz. Israr etseniz, formatı bozacaksınız. Zaten, sıkışırsa, ‘Soruşturturum’ deyip veya başka toplantım var deyip bitirecek. Ayrıca, o 60 kişinin en azından bir kısmı kendisini yere göğe koyamıyor; sen konuşurken bu artık sussa diyecekler içlerinden. Sinire bulandığınla kalacaksın.”
Bir de şu var: Yetkililerden biri aradı, “Çok erken bir karar değil mi? Toplantıyı bekleseydiniz; raporlar şimdi veriliyor, onlara göre hareket edilecektir” dedi. Ben bir de bundan korkuyorum zaten. Çünkü AKP’nin oyunu diye algılandığı için, Güneydoğu heyeti hariç, bütün heyetler tam bir protestolar manzumesi yaşadı. Sadece karşıt olanlar geldi veya söz aldı. 90 yıldır öğretilmiş paranoyayı okudu. Mesela, Kemalpaşa ilçesi ve süreç lehindeki tek akademik bildiriyi yayımlayan Muğla Üniversitesi hariç, Ege Grubu iki ay boyunca aynen buna talim etti. Buyurun, Ege raporundan birkaç katılımcı sloganı: “Kürtlere ne verdiniz? / Çözüm süreci bir ABD-İsrail projesidir! / Barış devletler arasında olur. Kiminle barış yapıyoruz? / AKP size kaç para maaş veriyor bu iş için? / Bölünme anayasasına bu halkı ikna edemeyeceksiniz / Türk-Kürt kardeş, PKK kalleş!”
Başında katılmak ve onca Allahın adamından onca saçmalığı iki ay boyunca sabırla dinlemek nasıl memleket vazifesi idi ise, buna katılmamak da aynı vazifenin mütemmim cüzü idi. Katılmadım. Belki de, “torpilleyici Judas”la el sıkışmak istemedim.
Not: “İslamcı birinden medet ummanın en azından saflık” olduğunu tekrarlayıp duranlar var. Merak ediyorum bu ezberciler nasıl şeydir: “Divan Oteli’nin sahibi olsam ben de kapılarımı sığınanlara açardım” diyen başörtülü Yıldız Ramazanoğlu İslamcı değil mi? Vicdanlı Müslümanlar? Vicdani Retçi Müslümanlar? Antikapitalist Müslümanlar? Müslüman Feministler? Genç Müminler? MazlumDer? “Yarabbi... Dokuz gündür bu meydanda direniş içerisinde olan gençlerin seslerini kavi, soluklarını güçlü eyle. Direnirken ölen kardeşimize Allah’tan rahmet, kalanlara mağfiret diliyoruz. Zalim Sultan’a karşı, Hakkı haykıran gençleri bu memleketten eksik eyleme” diye Gezi’de yakaran İhsan Eliaçık?
Not-2: Toplantının bitiminde saat 19.00’da aldığım telefonlar, olayın aynen tahmin ettiğim gibi cereyan ettiğini doğruladı. Benim marifetim değil, Allah’ın emri.