Son halifenin Lozan görüşü

Son halifenin Lozan görüşü
Son halifenin Lozan görüşü
"Lozan'dan dönerken İstanbul'dan geçen İsmet Paşa, farklı yorumlara yol açabilecek sebeplerden dolayı halifeyi ziyaret etmedi..." Neville Henderson, İngiliz Yüksek Komiseri
Haber: HAKAN ÖZOĞLU* / Arşivi

Üzerinde çalıştığım bir kitap için uzun zamandır Amerikan ve İngiliz arşiv belgeleri okuyorum. Geçenlerde, Lozan Anlaşması’nın 90. yıldönümünde, halifelikle ilgili birkaç İngiliz raporunu okurken atladığım çok önemli bir belge gözüme ilişti. 50 yıldır halka açık olan koleksiyonlarda bulunan “gizli” ibareli bu belgenin önemi son Halife Abdülmecid’in bugüne kadar hiç bilmediğimiz Lozan ve Ankara hükümeti hakkındaki görüşleri konusunda birinci el kaynaktan bilgi vermesi. Lozan ve halife-İngiltere ilişkileri konusunda pek çok “desteksiz atış”ın yapıldığı son zamanlardaki tartışmalara bu belge ile katkıda bulunmak istedim.
Aşağıda bazı alıntılar vereceğim 29 Ağustos 1923 tarihli bu rapor, İngiltere’nin İstanbul ’daki Yüksek Komiser vekili Nevile Henderson tarafından, zamanın dışişleri bakanı Lord Curzon’a gönderilen, halife ile yapılan bir görüşmenin detaylarının anlatıldığı bir belge. Lozan imzalandıktan sonra İsmet Paşa liderliğindeki Türk heyeti İstanbul üzerinden Ankara’ya giderken adet olduğu üzere Saray’a uğrayıp halifeye bilgi vermedi. Bu durum halifenin yeni rejimdeki konumunu merak eden İstanbul’daki yabancı misyon şefleri tarafından oldukça önemsendi.
Türkiye ’nin onayından tam altı gün sonra İngiltere temsilcisinin Lozan Anlaşması’nın onayını kutlamayı bahane ederek, olan biten konusunda bilgi toplamak amacıyla halifeyi görmeye giden Nevile Henderson’un kişisel izlenimlerini de eklediği raporu buraya alıntılayalım:

Lordum,
Dün halife tarafından kabul edildim. [Lozan] Anlaşmanın onaylanmasını fırsat bilerek görüşme talep ettim. Bunu özellikle yapmak istedim çünkü Lozan’dan dönerken İstanbul’dan geçen İsmet Paşa benim bilmediğim ve değişik yorumlara yol açabilecek sebeplerden dolayı halifeyi ziyaret etmedi. (...)
Halifeyi çok iyi gördüm yanında Adnan [Adıvar] Bey vardı. Beni belirgin bir memnuniyetle karşılaması dikkatimi çekti. Kendisine bu görüşme vasıtası ile majesteleri hükümetinin ve Britanya halkının Türklerin Lozan’ı onaylamasından duyduğu memnuniyeti aktarmak istediğimi anlattım. Pek çok acının ardından barışın kazanılması konusunda halkının mutluğunu paylaşmasına rağmen, Lozan Anlaşması konusunda pek çok kaygısı olduğunu söyledi. Bu anlaşma ile Türkiye’nin çok ağır yükümlülükler altına girdiğini söyledi. (...)
Halife hazretleri görüşmenin geri kalan kısmını Türkiye’nin gelecekte Büyük Britanya’nın destek ve rehberliğine ihtiyacı olduğu konusunu sürekli tekrar etmeye ayırdı. (...) Büyük bir şevkle Britanya anayasasından, politik ve ekonomik kurumlarından, devlet adamlarından bahsetti ve bunun yüzyılların birikimi olan bir gelenek olduğunu söyledi. Bunlardan bahsetmesinin sebebinin kendi kafasında bir karşılaştırma yapmak ve hatta Adnan Bey’in de [Ankara’daki] Türk devlet adamları ve anayasası ile [Britanya’dakiler arasında] böyle bir mukayese yapmasını sağlamak istediği sonucunu çıkardım. Halife Türk ve Britanya menfaatlerinin çatışmadığını ve çatışmasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Türk halkının İngiltere’ye saygı ve takdir beslediğine kefil olduğunu Türk hükümetinin de bu duyguları taşıdığını umut ettiğini söyledi. Adnan’a onay istercesine baktı. Çeşitli defalar halkın duygularının hükümetinkilerden değişik olduğunu, hükümetinkileri tam olarak bilemediğini
ama onlarınkininde Britanya dostluğuna içtenlikle hevesli sadık ve dürüst [Türk] halkınki gibi olduğuna güvendiğini dile getirdi.
Türkiye sapkın birkaç kişinin ihtiraslarından dolayı yanlış yola sokulmuştu. (...) Halife umut ediyor ki Büyük Britanya hastalıktan yeni çıkan Türkiye’ye bu dönemde daha nazikçe davranacaktır.
Halife hazretlerine Lordumun Lozan’da (...) Türkiye için verdiğiniz dostluk ve yardım sözünü hatırlattım ve ekledim, Britanya hükümeti zaten [işgal altındaki yerleri boşaltma] protokolünü yerine getirmek gibi konularda iyi niyetini kanıtladı. Bu konudaki süratliliğimiz bize güvenmeyen ve İstanbul’u işgalden vazgeçmeye hiç niyetimiz olmadığını iddia edenler için bir ders olmalıdır. Halife böyle sapkın insanlara teessüfle dikkat çekerek dedi ki “Stresli zamanlar böyle zavallı yaratıkların ortaya çıkmasına sebep olabiliyor. Bir [fiili] işgal güç kullanımı ve maddi yatırım gerektirir. Büyük Britanya kendisine sadık bir grubun İstanbul’u kendisi adına kontrol etmesinin daha ucuza mal olacağını kavramış olmalıdır.”
(...) Halifenin Ankara’daki meclis hakkındaki referanslarında bir dereceye kadar aşağılıyıcılık/ hor gören bir tavır olduğunu düşünmekten kendimi alamadım (...) İsmet’in Lozan’dan dönerken yorgunluğunu bahane ederek kendisini görmeye gelmemesi bahanesine fazla inanmıyordu.
(...) 45 dakika süren görüşmemizde bu son konudan sonra ben ayrılmak için izin istedim. Zaten halife görünürde bana hitap etmesine rağmen [Ankara hükümetinden] Adnan Bey’e mesaj veriyordu. Yine de halife beni Britanya ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunda samimi olduğuna ve kişisel olarak Britanya’yı Türkiye’yi içinde bulunduğu bataktan çıkarabilecek tek ülke olarak gördüğüne inandırdı.
Nevile Henderson

‘Dış kaynakların oyunu’Ankara hükümetine çok içerlediği anlaşılan son Halife görüldüğü gibi gayet açık olarak Lozan’ı Sevr ile mukayese ediyor ve Ankara’nın tersine Sevr’i değil Lozan’ı kaygı verici ve büyük sorumluluklar taşıyan bir anlaşma olarak gördüğünü ifade ediyor. Abdülmecid gerçekten Lozan Anlaşması’nın Sevr’den daha kötü olduğuna mı inanıyordu yoksa İngilizlere başka bir mesaj mı vermek istemişti? Bu görüşmede kendisinin ve Türk halkının İngilizlere olan ilgisini, Türkiye’nin İngilizlerin “destek ve rehberliğine” ihtiyacı olacağını defalarca tekrar ettiğini Yüksek Komiser Londra’ya iletiyor. Bunun bir amacı kendisini bir İngiliz dostu olarak tanıtması ve İngilizlerin menfaatlerine ters düşmediğini ima etmek istemesi olabilir. Ankara ile bir güç kavgasına girişilmesi halinde İngilizlerin desteğine ihityacı olduğunu düşünmüş olabilir.
Belgedeki en önemli ipuçlarından biri Abdülmecid’in Ankara hükümeti konusunda üstü kapalı yaptığı değerlendirmeler. Yüksek Komiserin edindiği izlenim halifenin Ankara’daki meclisi küçümsediği ve hakir gördüğü yönünde. Sanıyorum son halife bu mülakatla iki şey gerçekleştirmek istedi. Birincisi İngilizlere ben sizin istediğiniz lider olabilirim, beni destekleyin mesajını vermesi. İkincisi ise Adnan Bey vasıtasıyla Ankara’daki bazı gruplara mesaj göndermek istemesi ve İngiltere gibi meşruti bir monarşinin Türkiye’de başarılı olabileceği kanısını Ankara hükümetinin aklına yerleştirmek istemesi olabilir. Umarım bu belge her şeyi dış kaynakların oyunu olarak görmeğe başladığımız bugünlerde halifeliğin kaldırılmasındaki İngilizler parmağı tartışmasına da bir katkıda bulunur.
* Central Florida Üni., Ortadoğu Çalışmaları Direktörü