Sorun eve dönüşe indirgenemez

Bir süredir Kürt sorununda yeni bir evreye girildiğine dair kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Başbakan R. Tayyip Erdoğan, 5 Kasım'da Bush ile yaptığı görüşme sonrasında Kürt sorunu konusunda yapılacak hazırlığın içeriğini açıkladı.
Haber: HAKAN TAHMAZ / Arşivi

Bir süredir Kürt sorununda yeni bir evreye girildiğine dair kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Başbakan R. Tayyip Erdoğan, 5 Kasım'da Bush ile yaptığı görüşme sonrasında Kürt sorunu konusunda yapılacak hazırlığın içeriğini açıkladı. Düşünülenin, bugüne kadar birkaç kez denenen ve iki yıldan fazla bir süredir yürürlükte olan "eve dönüş yasasının" sonuç verici hale getirilmesi olduğu açıklandı. Her ne kadar daha sonra kimi bakanlar yaptıkları açıklamalarda Başbakan'ı teyit etmedilerse de Başbakan yapılan hazırlığın adını "teslim olun çağrısı" koydu. Görülen o ki bugüne kadar benzer düzenlemelerin neden beklenen sonuçları vermediğinden gerekli dersler alınmamış.
Gelinen aşamada şiddeti tırmandıran, Kürt sorununu asayiş sorununa indirgeyen, PKK'nın, K. Irak'tan tasfiyesi ve Kürt hareketini içerde de çekim merkezi olmaktan çıkarma amaçlı plan yürürlüğe koyuluyor. Anlaşılan bu planın iki ayağı var. Birincisi, K. Irak'a yapılan nokta operasyonlara paralel, Başbakan'ın sözünü ettiği teslim ol çağırısını hayata geçirmek, diğeri ise DTP'nin demokratik siyasal alandan dışlamaya yönelik linç politikasını sürdürmek. Bu, Kürt sorununda bastırmaya dayalı geleneksel siyasette ısrar etmektir. Bugün çok geniş kesimlerin üzerinde anlaştığı konu bu sorunun asayiş önlemleriyle sınırlı çözümünün olmadığıdır. Ancak sorunun çözümünü sağlayacak esas önlemlerin neler olduğu ise hiçbir biçimde tartışılmıyor, telaffuz edilmiyor. Milyonların desteğini almış, toplumsal tabana sahip ve binlerle ifade edilen silahlı bir gücün, güvenlik tedbirleriyle tümden ortadan kaldırılması mümkün olmadığı gibi, Kürt sorununun kendisi de ortadan kaldırılamaz. PKK'nın silahsızlandırılması ancak bir dizi siyasal, ekonomik, kültürel ve sosyal projelerin hayata geçirilmesiyle mümkün olabilir. Bu açıdan son beş yıldır ABD'nin de hükümete tavsiye ettiği "eve dönüş" projesinin yerine siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel açılımları içermeyen paketlerin PKK veya Kürt sorununa merhem olması bir hayalden öte geçemez.
Silahsızlandırma
Kürt sorunun şiddetten arındırılmış çözümü, çatışma döneminde ortaya çıkmış bütün silahlı güçlerin, demokratik toplumsal yaşama katılımını sağlayarak mümkün olabilir. Örneğin PKK'nın silahsızlandırılması çalışması, koruculuk sisteminin tasfiyesini içermek durumundadır. Korucuların bir kesiminin ne türden yasadışı işlerle uğraştıklarını 1999-2004 döneminde gördük. Ya da en son Mardin'de fidye için kaçırılan rahip olayı bu türden örgütlenmelerin yarattığı sosyal sorunların boyutlarını göstermiş olsa gerek. Kaldı ki sorun sadece elinde silah bulunduran Kandil'deki, K. Irak'taki, dağdakiler ve 22 ilde 90 bine yaklaşan korucularla da sınırlı değil. Bu insanların aileleri, cezaevinde ve yurtdışında bulunanların da, demokratik toplumsal yaşama katılımını sağlayacak önlemler geliştirilmediği sürece, sorunun ağırlaşarak derinleşmeye devam ettiğini yaşanan deneyler göstermiş olsa gerek. Bütün bunları merkezine almayan "eve dönüş, af veya teslim olun çağrılarıyla" sınırlı projeler, yeni silahlı insanların ortaya çıkmasının zeminini hazırlar. Bu nedenledir ki, PKK sorunu, aynı zamanda, Kürt sorununun çözümüne ilişkin bütünlüklü, demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir açılım sorunudur. Bunun bir ayağını, sürekli lafı edilen, bugüne kadar hayata geçirilmeyen ekonomik, sosyal, kültürel projelerin üretilip yaşama geçirilmesi oluşturmalıdır. Bunun için bölgeye yapılacak yatırımlarda, kültürel ve sosyal projelerde pozitif ayrımcılığın uygulanması ertelenemez. Kürt sorununun yarattığı yoksulluk, işsizlik, açlık ve toplumsal dışlanmaya ilişkin üretilen politikaların yetersizliği görülmelidir. Geliştirilecek projelerin yaşama geçmesinde birinci derece rol sahibi olacak yerel yönetim ve yerel idarenin inisiyatifini geliştirecek düzenlemeler hızla yapılmalıdır. Yerel yönetimlerin geliştireceği ekonomik, sosyal, kültürel projelere kaynak aktarmada öncelik mutlaka doğu, güneydoğu bölgelerine ve büyük kentlerde yoğun göç alan ilçelere verilmelidir. Bunun için hükümet, bölgenin yerel yönetimlerine karşı takındığı ayrımcı tavrı terk etmelidir. AKP, 22 Temmuz seçimlerinden sonra geniş kesimlerin önemli bir fırsat olarak gördüğü, DTP'nin Meclis grubunu linç etme siyasetine son vermelidir. DTP'nin son kongresinde ortaya atılan demokratik özerklik modeli önemli açılımlara sahip ve geliştirilmeye muhtaç bir proje olarak değerlendirilirse sorunun çözümünde işlevi olabilir.
Fırsat kaçmamalı
Türkiye, bugüne kadar ısrarla uygulanmaya çalışılan ama sonuç alınamamış yöntem ve yaklaşımlardan vazgeçmeli ve gerçek çözümün toplumsal koşullarının oluşturulması için PKK silahlı eylemlerini süresiz durdurmalıdır. Silahlı çatışma bahane olmaktan çıkarılmalıdır.
AKP, içinde bulunduğu meşruiyet tartışmasından kurtulmak amacıyla, Kürt sorununda gerçekleşebilir ve makul politikalar yerine, geleneksel ve ABD patentli bölgesel emperyal çıkarları esas alan politikaları hayata geçirmeye çalışarak Kürt sorununu daha fazla çıkmaza sürüklemeye son vermelidir. Sorunun çözümünü asayiş önlemlerinde ve Amerikan planını hayata geçirmekte aramamalı, yüzümüzü Meclis'teki Türkiye Kürtlerine dönmeliyiz. 2005 Ağustos'unda Diyarbakır'da, Şemdinli'de kaçan fırsat, Meclis'te tekrar yakalanabilir. Türkiye'ye, bu fırsatın ABD'nin bölgesel politikalarına ya da AKP'nin rejim içi meşruiyet sorununa kurban edilmesinden daha büyük kötülük yapılamaz.