Sosyal devlet anlayışının çöküşü ve yaşlılık

Yaşlı nüfusun hızlı biçimde artması ve sosyal, ekonomik, psikolojik ve fizyolojik sorunlarının gittikçe ağırlaşmasıyla, yaşlılık konusu endüstrileşmiş dünyanın gündemine taşındı.
Haber: VELİTTİN KALINKARA / Arşivi

Yaşlı nüfusun hızlı biçimde artması ve sosyal, ekonomik, psikolojik ve fizyolojik sorunlarının gittikçe ağırlaşmasıyla, yaşlılık konusu endüstrileşmiş dünyanın gündemine taşındı. Henüz bir sorun olarak algılanmamasına karşın, bilimsel, teknolojik gelişmeler ve kentleşmenin getirdiği değişimler nedeniyle ülkemizde de yaşlı nüfusla ilgili önemli sorunlar var ve hızlı artış sürerse kısa zamanda sorunlar katlanacak.
Endüstrileşmiş ülkelerde oluşturulan sosyal ve ekonomik politikalar nedeniyle 'yaşlılık imajı' bakım isteyen insanlar şeklini aldı. Toplumdaki statüsü gittikçe azalan ve sosyal bir sorun olarak görülen yaşlılık 'diğer insanlara bağımlılık gösteren bir konum gibi' değerlendirilmeye başlandı. İlkel toplumların bazılarında rastlanan, yaşlı insanların öldürülmelerinin tek nedeni, (Narayama Türküsü 1) toplum içinde tüketimi azaltmaktı. Böylece toplumun ayakta kalmasına yardımcı olunuyordu. Günümüz toplumunda bu süreç tamamen biçim değiştirdi, yaşlı, 'profesyonel bakım modelleri' için hedef haline geldi. Modern toplumlarda yaşı ve konumu ne olursa olsun her bireyin topluma katılımı gittikçe önem kazanıyor. Yabancılaşma, kuşaklar arası iletişimsizlik, değer çatışması, sosyal izolasyon tehlikesi, 'normsuzluk' ya da 'rolsüzlük rolü' ya da açık toplumsal beklentilerden yoksunluk ve yalnızlık, yaşlının günümüz toplumuna katılımını engelleyen sorunlar. Pek çok yaşlı yalnız yaşıyor, günlük aktivite ve gereksinimlerini yerine getirebilecek sağlık ve ekonomik yeterliliğe sahip bulunmuyor. Bu nedenle de yeni desteklere ve mekânlara gereksinim duyuyor. Bunlardan ilki yaşlıların 'kendi evlerinde desteklenmesi', diğeri ise 'kurumsal yapılara yerleştirilerek desteklenmesi'dir. İster ev ister kurum ortamında olsun yaşlı bireyin desteklenmesi, toplumun bir bireyi oldukları gözardı edilmeden sistemin içine çekilmesi, sosyal devlet anlayışı içinde sorunlarına çözüm üretecek olanakların sağlanması toplumsal bir sorumluluktur.
Yaşlıların toplumsal ve ekonomik anlamda bir sorun mu, yoksa topluma katkı veren mutlaka yaşanması gereken bir süreç mi olduğu konusunda farklı görüşler var. Berry'ye (2002) göre 'yaşlılar nüfus artışından bile büyük bir tehlike oluşturuyor'. Yaşlılığı yalnızca bedensel değil, aynı zamanda zihinsel, psikolojik ve sosyal yönden gerileme olarak kabul ettikçe, olumsuz düşünceleri silmek pek mümkün olmayacak. Aile içindeki rol ve statü kayıpları da, yaşlılığın olumsuz algılanmasını pekiştiriyor. Düşen doğum oranları, yaşlılar için geliştirilmiş daha iyi ilaçlarla birleşince, fiziksel olarak sağlıklı, ama zihnen yetersiz yaşlı insanların çoğunlukta olduğu bir nüfus ortaya çıktı. Bu durum sağlık sektörü ve ilaç sanayi için bir artı değer ifade ederken, toplumsal kaynakların bölüşümü ve sosyal hizmet fonksiyonunun yerine getirilmesi bakımından önemli çıktıya neden oldu. Üretimde payı olmayan, hizmet, katma değer üretmeyen, kredi talep etmeyen, ticari tüketim fonksiyonu düşük, tüketim toplumuna aykırı bu kimselerin toplumda bir kambur olduğu, bu nedenle de fazla yatırım yapmanın gerekli olmadığı ileri sürülüyor. Bu anlamda da yaşlılar ekonomik ve toplumsal kaynaklardan yoksun ve izole bir yaşam sürdürmeye zorlanıyor.
Yoksulluk ve yaşlılar
Sosyolojik anlamda yoksulluk bir eşitsizlik sorunu olarak ele alınmamasına karşın, yaşlılar toplumsal kaynaklardan en az yararlanan yoksul grup olmaya devam ediyor. Lewis (1971) gibi bazı yazarlar, "tüm yoksulların yoksulluk kültürü içinde yer almadığını ve yoksulların yoksulluk kültüründen kurtulabilmeleri için aidiyet duygusu geliştirecekleri bir bağlanma biçimi; bir sınıf bilinci, bir dine, ideolojiye bağlılığın var olması gerektiğini" belirtiyorlar. Bu anlamda yoksul olup da yoksulluk kültürü içinde yer almayanlar var. Ülkemizde de aynı bağlılık duygusu empoze edilmeye, mevcut durum kader gibi algılatılmaya çalışılıyor.
Yoksulluk, yaşlılık, özürlülük, cinsel, etnik vb. her türden eşitsizliğin sonucudur. Eşitsizlik, özellikle fiziksel ve ekonomik yetersizlikleri olan yaşlı bireylerin kaynaklara ulaşmalarındaki farklılıktan kaynaklanıyor. Sosyal devletin toplumsal ve ekonomik anlamdaki eşitsizlikleri ortadan kaldırmada önemli işlevler yüklenmesinin gerekliliği açıktır.
Sosyal devletin amacı yalnızca "bireylere minimum bir gelir düzeyinin garanti edilmesi" ya da "belirli ihtiyaçların karşılanmasında minimum standartların sağlanması" değil, geniş anlamda "tüm yurttaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesi"dir. Genel olarak sosyal devletin temel amacının, "bir toplumu oluşturan bireylerin, yasalar karşısında olduğu kadar siyasal, ekonomik ve sosyal yaşamın işleyişi içinde de eşit ve özgür olmalarını sağlamak" olduğu söylenir. Diğer deyişle, sosyal devlet, bireylerin yasalar karşısında eşit ve özgür olduklarını kabul etmek, bunun ötesinde bu eşitlik ve özgürlüğün bireyler açısından işlevsel bir niteliğe sahip olması için gerekli olanakları da sağlamaya çalışmak durumundadır. Sosyal devletin genel kabul gören diğer amaçları ise 'yoksullukla mücadele ve adil gelir dağılımı', 'fırsat eşitliğini sağlama' ve 'sosyal güvenlik' şeklinde sıralanabilir. Özellikle yaşlılık döneminde bireyin doğal gereksinimleri kendi bireysel kapasitesini aştığından, başkalarının emek ve desteği olmaksızın kapasitesini gerçekleştirmekten ve gereksinimlerini karşılamaktan aciz duruma geliyor. Bu durumda sosyal devletin işlevlerini yerine getirmesi ve yıllarca bu toplum için çalışan bu insanlara hak ettiği saygıyı göstermesi gerekiyor.
Ülkemizde yaşlılarla ilgili politikalar ve sivil toplumsal örgütlenmelere bakıldığında önemli eksiklikler olduğu görülür. Özellikle bazı toplumsal grupların sahipsiz olması bunda en önemli etkendir. Nüfusun hızla yaşlandığı günümüzde, yaşlılara yönelik uygulama ve politikalarla ilgili sorgulanması gereken durumlar var.
Ne var, ne yok
- Türkiye'nin geleceğe yönelik bir yaşlılık politikası mevcut mu?
- Bu konuda yerel yönetimler tarafından neler yapılıyor, nasıl bir sosyal ve teknik altyapı oluşturuluyor?
- Yaşlılara hizmet veren kurumlarca, yerleşim yeri ile ihtiyaç ilişkisi ve yeterliliği tutarlı biçimde ortaya konmuş mu? Hangi bölgelerde ne kadar huzurevine gereksinim var?
- Kaç sağlık kuruluşunda geriatri kliniği mevcut?
- Yurttaşlar yaşlılığa hazırlanacak hangi programlardan geçiriliyor?
- AB'ye giriş sürecinde, yaşlıların sosyal güvenlik şemsiyesi altında yeri nedir?
- Yaşlılık sorunu kimin sorunudur?
- Hastane kapılarındaki yığılmaları, maaş, elektrik, su, doğalgaz kuyruğunda bekleyen milyonlarca yaşlı insanın sorunlarını çözecek hangi önlemler alınıyor?
- Huzurevleri neden kent dışında ve toplumsal yaşamdan izole yerlere yapılıyor?
- 'Yaşlı bireyin evinde olmayı seçme hakkı' var mı? Buna ilişkin düzenlemeler mevcut mu?
- Kentlerde yaşlıların çeşitli organizasyonları gerçekleştirebilecekleri 'Yaşlı Dayanışma Merkezleri' yaşama geçirilebilir mi?
- Yaşlılar toplumsal yaşama/kent yaşamına aktif olarak katılabilirler ve kentin yönetiminde rol alabilirler mi?
Bu soruların yanıtları, parçacı, günübirlik çözümler yerine, bütüncül önlemler alınarak verilebilir. Bu da fotoğrafı bütüncül görmekle mümkündür.

VELİTTİN KALINKARA: Prof. Dr., Pamukkale Üni., Yaşlı Sorunları Arş. Derneği (YASAD) YK Bşk.

1. Narayama Türküsü, Shoei Imamura, 2-6 Nisan, İst. Film Festivali