Srebrenica dersleri

Bosna'daki kirli savaş başlayana ve insanlık adına birbiri peşisıra pek çok çirkinliklerin yaşandığı olaylar gerçekleşene değin, bu küçük kentin adını dünya üzerinde fazla bilen kimse yoktu.
Haber: MEHMET ALİ GÖKAÇTI / Arşivi

Bosna'daki kirli savaş başlayana ve insanlık adına birbiri peşisıra pek çok çirkinliklerin yaşandığı olaylar gerçekleşene değin, bu küçük kentin adını dünya üzerinde fazla bilen kimse yoktu. Srebrenica'nın savaş öncesinde mevcut ahalisinin yüzde 80'ini Müslüman Boşnaklar, kalanlarını da Sırplar oluşturuyordu.
Madencilik ve şifalı yeraltı suları dolayısıyla turizmden sağladığı gelirle geçinen bu kent, Yugoslavya'nın parçalanması ve bölgede yeni sınırların çizilmesiyle hassas bir konuma yerleşecekti. Srebrenica artık sıradan bir Yugoslavya kenti değil, Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin doğu kesiminde ve Sırbistan sınırına sadece 10 km. mesafedeki stratejik bir yerleşime dönüşecekti. Hem bu yüzden hem de ahalisinin çoğunluğunu oluşturan Boşnaklar yüzünden, Srebrenica Sırp ordusunun hedefi haline gelmekte de gecikmeyecekti.
Savaş döneminde Srebrenica
Milliyetçi dürtülerle, daha çok toprak sahibi olabilmek ve o topraklardaki ötekilerden kurtulmak adına başlatılan kirli bir savaş, kısa zamanda tüm bölgeyi bir cehenneme çevirecekti. Sırplar, 1992 yılından itibaren aralarında Srebrenica'nın da bulunduğu Boşnak kentlerine karşı yoğun bir saldırıya geçecekti. Ancak direnişin beklenenden güçlü çıkması kısa zamanda sonuç alınmasını zorlaştıracaktı. Bu da, sonuca ulaşmak adına savaştan daha kirli yöntemlerin devreye sokulmasına yol açacak, katliamlar, tecavüzler, işkence, insanları zorla yerinden ederek göçe zorlama gibi uygulamalar tüm uygar dünyanın gözlerinin içine bakarak devreye konulacaktı.
Bunun ilk bilinen yansıması ise 1995 yılının Nisan ayında Srebrenica'nın yakınlarındaki Bratunac köyünde 350 kişinin işkence sonrasında öldürülmesiyle ortaya çıkacaktı. Bu arada çevre köylerden katliam korkusuyla kaçan onbinlerce insan da Srebrenica'ya sığınacaktı. Barış döneminde nüfusu 10 bin civarında olan kent, bu olağanüstü koşullarda 60 bin kişiyi barındırmak zorunda kalacaktı. Hem de her türlü yokluk ve sıkıntının yanı sıra can korkusununda had safhada olduğu bir ortamda.
Bu arada muhtemel gelişmelerin nereye varabileceğini gözönüne alan BM, 1993 yılında aldığı bir kararla aralarında Srebrenica'nın da bulunduğu bir grup Boşnak kentini güvenli bölge ilan edecekti. Ne var ki, 1995 yılında Dayton barış görüşmelerinde gelinen nokta savaşın sona doğru yaklaştığını ve Sırpların toprak kazanımı anlamında istedikleri avantajı sağlamaktan uzak kaldıklarını ve bu saatten sonra da sağlamalarının kolay olmayacağını gösteriyordu.
Bu durum Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donanmış Bosna Sırp ordusunun yanlarına Akrepler denilen Sırbistan özel ordusuna mensup askerleri de alarak, Gorajde ve Srebrenica üzerine yoğun bir saldırı başlatmalarına yol açacaktı. Bu saldırı esnasında kenttekileri korumak ve savunmak için oraya konuşlanmış bulunan Albay Karremans komutasındaki Hollandalı BM güvenlik kuvvetlerininse kılını bile kıpırdatmadığı görülecekti. Hatta kıpırdatmak bir yana Hollandalı Albay ile Mladiç, kameraların karşısına ellerinde şampanya kadehleri ile geçerek poz bile vereceklerdi. Bu sırada 11 Temmuz 1995 gününden itibaren Boşnaklara yönelik katliam da başlayacaktı.
8 bin Boşnak
Suçları sadece dini ve etnik olarak öteki olmaktan başka bir şey olmayan bu insanlar katledilecek ve toplu mezarlara gömülecekti. Yıllar sonra mezarlar tekrar açılıp da konu ile ilgili araştırmalar yapıldığında katledilen Boşnak sayısının 8 bin civarında olduğu görülecekti. Onbinlerce insanınsa her şeyden yoksun olarak mülteci konumuna düştüğü de ayrıca kayıtlara geçecekti.
Bu arada dönemin BM Genel Sekreteri Butros Gali ise aynı günlerde Atina'da barışa yaptığı katkılardan ötürü Onasis ödülünü alırken, Avrupa kıtasında da faşizme karşı kazanılan zaferin 50. yılı kutlanacaktı.
En tehlikelisi iç savaş
Srebrenica katliamı kayıtlara, ll. Dünya Savaşı esnasında yaşanan Yahudi soykırımından sonra Avrupa'daki en büyük katliam ve insanlık dramı olarak geçti. Peki nasıl olmuştu da, on yıllardır Tito'nun Yugoslavya'sında barış ve huzur içinde yaşayan bu insanlar birbirlerine körlemesine düşman olmuşlardı? Nasıl olmuştu da, 30 yıldır komşu olarak yaşayan insanlar birbirinin boğazına sarılmıştı? Nasıl olmuştu da, din, ırk, dil gibi farklılıkları çoktan aştık, biz artık insanlık ortak paydasında yeni bir ulusal yapı kurduk diyenler birbirlerini katledip toplu mezarlara gömebilmişti?
Aslında savaşların hangi gerekçeyle olursa olsun bir ötekinden daha iyi veya daha insani ve dolayısıyla da insanlar adına daha az zararlı olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak şu konuda da hiç şüphe yok ki, iç savaş dediğimiz durum içerdiği anlam ve sonuçları itibarıyla diğerlerinden biraz daha farklı değerlendirilmeyi de gerektiriyor.
İçinde bulunulan psikoloji düşmanın dışınızda ve doğrudan karşı bir cepheden geldiği durumdan büyük farklılıklar arz ediyor. Düşman diye gördüklerimiz her şeyden önce içimizde. Onlar sizin büyük uğraşlarla kurduğunuz ve üzerine titrediğiniz başta devletiniz olmak üzere hassasiyetle koruduğunuz tüm değerleriniz için açık birer tehlike. Üstelik hemen de yanıbaşınızda.
Onlar farklı dini, etnik ve diğer sosyolojik özellikleriyle sizin ve temsil ettiğiniz değerlerin düşmanı. Çünkü onlar farklı bir dine mensuplar. Ya da farklı bir etnik kimliğe. Dolayısıyla da sizin kendi dini ve etnik değerlerinizle sınırlarını çizdiğiniz milliyetçi kriterlere göre sizden değiller. En hafif deyimiyle birer ötekiler. Hatta çoğu zaman için ortadan kaldırılmaları gereken tehlikeli birer unsur durumundalar. Dolayısıyla bu dürtülerle harekete geçmenin aciliyeti çok daha açık. Hatta elzem. Ve çok da kolay.
İşte bu anlayıştır ki, başka pek çok örnekte olduğu gibi Srebrenica'da da uzun zaman birarada yaşamış insanların birbirini yok edilecek bir düşman olarak görmelerine sebep olacaktı. Ve başkaca hiçbir kriter gözönüne alınmaksızın insanlar; Müslüman, Boşnak ya da en azından artık istenmeyen bir unsur olarak görüldüklerinden ötürü öldürülmeye ve yaşadığı yerleri terk etmeye zorlanacaktı.
Dolayısıyla, uzun bir zaman dilimi içinde öyle ya da böyle içiçe geçmiş olduklarından ötürü -hele de böylesi barışçı olmayan yöntemlerle-, birbirinden ayrışmaları çok zor olan farklı etnik grupların çözülme süreçleri de maalesef, kanlı, yıkıcı ve insanlık dışı manzaralar eşliğinde olacaktı. Geriye de insanlık tarihinin en büyük utanç tablolarından biri kalıverecekti.
Alınacak dersler
Srebrenica örneğinde olduğu veya şimdilerde hemen yanıbaşımızda Irak'ta da görüldüğü üzere dini, etnik, mezhepsel ya da benzeri bağlamdaki unsurlar üzerinden yürütülecek politikaların, eğer dikkat edilmezse nasıl sonuçlar vereceğini akıllardan hiç çıkarmamak lazım. Bu ülkedeki Kürt sorunu ve İslam'la ilgili güncel sorunlar karşısında demokratik çözümler geliştirmek ve sorunları insan haklarına dayalı bir anlayışla hukuk ve demokrasi içinde kalarak çözmek yerine olayları sadece rejim meselesine ya da salt güvenlik boyutuna indirgeyenlere ve bu doğrultuda topluma mesaj verenlere bir kere daha dönün, Srebrenica'ya, Irak'a, Afganistan'a, Sudan'a ve benzeri yerlere bakın diyoruz. Çünkü oralardan çıkarılacak çok dersler olduğu kanaatindeyiz. Özellikle de, milliyetçi bir paranoya eşliğinde ülke bölünüyor, vatan satılıyor, memleket elden gidiyor diye ortalığı ayağa kaldırıp bazı toplum kesimlerini ve siyasetçileri hedef gösterenlerin çıkarmaları gereken çok dersler var diyoruz.