Srebrenitsa'nın acısı

Alija Sinanoviç... Kendisini tanımam. O beni hiç tanımaz. İkimiz de aynı yaştayız: 31! Fakat Alija benden 12 yaş daha büyük. 1964 yılında Bosna'nın doğusunda Srebrenitsa'ya 20 km uzaklıktaki Glogova köyünde doğmuş.
Haber: ÖZGÜR DİRİM ÖZKAN/Saraybosna / Arşivi

Alija Sinanoviç... Kendisini tanımam. O beni hiç tanımaz. İkimiz de aynı yaştayız: 31! Fakat Alija benden 12 yaş daha büyük. 1964 yılında Bosna'nın doğusunda Srebrenitsa'ya 20 km uzaklıktaki Glogova köyünde doğmuş. Ne işle geçinirdi, eğitimi neydi, evli miydi, çocuğu var mıydı bilmiyorum. 28 yaşına geldiğinde vatanı Bosna'yı ateşler sarmıştı. Saldırganlardan kaçan Alija, pek çok köylüsü gibi Birleşmiş Milletler tarafından güvenlikli bölge ilan edilen Srebrenitsa'ya sığındı.
Srebrenitsa savaştan önce nüfusunun dörtte üçü Boşnak, geriye kalanı ise Sırp olan 10 bin nüfuslu küçük bir kasabaydı. Savaşın başlamasıyla Sırp paramiliter güçlerin en önemli stratejik hedefleri Boşnak nüfusun, Bosna ve Sırbistan arasındaki doğal sınırı oluşturan Drina nehriyle olan bağlantısını keserek Bosna'daki Sırp yoğunluklu "kurtarılmış" bölgelerle Sırbistan'ı coğrafi olarak birbirine bağlamaktı. Foça, Gorajde, Biyelyina, Srebrenitsa ve bölgedeki irili ufaklı pek çok yerleşim Sırp paramiliter grupların en kanlı katliamlarına sahne oldu. Amaç sadece bu bölgeleri ele geçirmek değil, "temizleyerek" Sırbistan'la coğrafi bağı gerçekleştirmekti. Bölgede katliamlar başladığında BM bir güvenlik önlemi olarak Nisan 1993'te güvenli enklavlar oluşturdu. Bunlardan biri olan Srebrenitsa'nın nüfusu çevre köy ve kasabalardan gelen mültecilerle birlikte 60 bine çıkmıştı. Sırpların Srebrenitsa'ya yiyecek taşıyan konvoyları engellemeye başlamasıyla sadece yiyecekten değil, elektrik, su gibi diğer temel ihtiyaçlardan da yoksun kalan Boşnakları daha büyük bir felaket bekliyordu.
Ratko Mladiç komutasındaki Sırp paramiliter güçler aylarca kuşatma altında tuttuğu 50 bine yakın mültecinin açlıkla mücadele ettiği Srebrenitsa'ya 9 Temmuz 1995 tarihinde saldırıya geçti. Ocak 1995'te Srebrenitsa'daki BM askeri gücünü devralan Hollanda birliği 450 askerden oluşuyordu. Sırpların Srebrenitsa'ya doğru harekete geçmelerinin hemen ardından 32 Hollandalı BM askerinin esir düşmesiyle birlikte BM "risk" almama adına kendi yarattığı, 60 bin kişinin yaşadığı Srebrenitsa'dan çekilme kararı aldı. Srebrenitsa'yı bir müddet ağır topçu ateşiyle döven Sırp birliklerinin kente girmesiyle Boşnaklar, Srebrenitsa'nın 8 kilometre kuzeyinde Potoçari köyü girişindeki sanayi bölgesindeki BM karargahına sığınmak için harekete geçti. BM komutanı Sırpların harekete geçmesinin hemen ardından Srebrenitsa kent meydanında Boşnaklara seslenmiş ve onları "koruma" sözü vermişti. BM karargahı yetkilileri bir müddet sonra BM'ye ait alanın dolduğunu ve daha fazla insan kabul edemeyeceklerini halka duyurdu. Bunun üzerine Boşnaklar civardaki fabrikalara sığındı.
Komutanın sözü
Mladiç'le görüşen BM komutanı, Sırp komutandan Boşnaklara dokunulmayacağı "sözünü" aldı. BM askerleri araçlarla Boşnakları ARBiH (Bosna Hersek Ordusu) kontrolündeki bölgelere aktarırken önceliği kadın ve çocuklara vereceklerini belirterek erkeklerle kadın ve çocukların ayrılmasını istediler. Kadın ve çocuklar araçlarla Srebrenitsa'yı terk ederken erkekler ARBiH kontrolündeki bölgeye yaya olarak ulaşmaya çalışacaklardı. BM birliği Potoçari'yi terk etmeden önce BM komutanıyla kadeh tokuşturan Ratko Mladiç'in BM komutanına söylediği son söz "Hvala vam" idi. Yani "teşekkürler". Sonrasında olanları herkes biliyor. Sırp paramiliter güçler yaya olarak bölgeden kaçan Boşnak erkeklerin üzerine tanklarla ateş açıyorlar, yakaladıklarını gruplar halinde katledip toplu mezarlara gömüyorlardı. Savaşın bitmesinden sonra bulunan toplu mezarlarda şimdiye kadar toplam 8,414 Boşnak erkeğin cesedi bulunabildi. Birçoğunun kimliği tespit edilebilmiş değil. 11 Temmuz 2007 tarihinde, yani katliamın 12. yıldönümünde DNA kontrolüyle kimliği tespit edilebilen 465 ceset daha Srebrenitsa-Potoçari'deki anıtmezara gömüldü. 465 kişiden biri de Alija Sinanoviç'ti. Hiç tanımadığım bir kişinin tabutunu taşıdım, mezarına iki kürek toprak da ben attım.
Ratko Mladiç, Srebrenitsa'yı ele geçirdiğinde, kent merkezinde bir kameraya konuşurken şunları söylüyor: "Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıldönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa'dayız. Bu kenti Sırp milletine armağan ediyoruz. Türklere karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Müslümanlardan öç alma vakti gelmiştir." Mladiç daha sonra komutasındaki askerlere seslenecekti: "Bakalım Potoçari'de ne var?" Aşırı milliyetçi bir Sırp'ın Srebrenitsa katliamı için nedeni var: 500 yılın intikamı! Onaylanamayacak cinsten bir neden olsa da, bu katliamı yapanların kendilerine göre bir nedenleri var. Peki bu katliama göz yumanların nedenleri ne? Göz göre göre, Srebrenitsa'daki soykırıma göz yumanların, Saraybosna'nın aylarca ateş altında tutulmasına sessiz kalanların, Bosna'da binlerce insanın katledilmesine duyarsız kalanların ne gibi nedenleri olabilir? Sadece Srebrenitsa'nın değil, yaşanan savaşın acısı hâlâ yüreklerde. Acı, bu katliamlara göz yumanların Bosna'nın fiili yöneticileri olmasıyla daha da derinleşiyor. Her yerde -Türkiye'de de olduğu gibi- savaşın, dökülen kanın, yaşanan acıların oy hesaplarıyla siyasi çıkarlar için kullanılmasıyla derinleşiyor. Bir yandan yüzde 40'a yaklaşan bir işsizlik oranı varken, diğer yandan lüks araçlara Saraybosna caddelerinde sıklıkla rastlayabiliyorsunuz. Uçağınız Saraybosna havaalanına inerken civarda bahçesi havuzlu lüks villaları görebilirsiniz. Boşnaklar bu servetin savaş sırasında nasıl edinildiğini çok iyi biliyor. Saraybosnalılar, savaş sırasında Saraybosna'daki direnişçilerin lojistiğinden sorumlu kişinin şu anda Saraybosna kent merkezindeki lüks restorana nasıl sahip olduğunu çok iyi biliyor. İşte bunlar yaşanan acıları daha da artırıyor.
Bosna'daki katliamların faillerinin çoğu hâlâ yakalanıp yargılanabilmiş değil. Daha da ötesi, yargılama kapsamına alınmayan fakat katliamlardan fiilen sorumlu kişiler siyasi mevkilerde bulunabiliyor. Boşnakları katliamcıların insafına bırakan BM'den ise hesap sormayı kimse aklının ucundan bile geçirmiyor. Boşnaklara silah ambargosu uygulayan BM'yi kimse yargılamıyor. 12 yıl önce imzalanan barıştan bu yana Bosna gün yüzü görmüş değil. "Savaş bitince hepimizi bir umut dalgası sarmıştı. Artık güzel günler göreceğimize inanmıştık" diyor Boşnaklar, "Ama bütün umutlarımız boşa çıktı." Saraybosna'da hâlâ her yanda mermi izleri var. Savaşın izleri hâlâ silinmemiş. Ama zamanla binalar onarılıyor, duvarlardaki mermi izleri sıvayla kaplanıyor. Geçen sene geldiğimde harap halde gördüğüm eski parlamento binasının bu sene gelişimde onarılmış olduğunu hatta savaştan önceki görüntüsünden daha güzel ve daha şık olduğunu görünce sevinmiştim. "Yolsuzluk, siyasi kirlilik öyle bir boyutta ki, inan ki parlamento binasının onarılmış olması zerre kadar mutluluk vermiyor bize. Hatta her önünden geçişimde tiksinerek bakıyorum o binaya" diyor Saraybosnalı arkadaşım. Bosna fiili olarak 50 m. ötedeki "Yüksek Temsilcilik Bürosu"ndan yönetiliyor. Daha dün katliamlara sessiz kalanlar Bosna'yı yönetiyor.
Srebrenitsa'nın acısı yüreklerden bir türlü silinemiyor...
ÖZGÜR DİRİM ÖZKAN/Saraybosna: Yeditepe Üni., öğretim gör.