Süperstar portresi

Süperstar portresi
Süperstar portresi

Süperstar Ajda Pekkan.

Ajda Pekkan'a şu saatten sonra Attila Özdemiroğlu, Garo Mafyan, Fuat Güner ve benzeri ulu çınarlar bir şeyler katabilirdi. En azından sermayeden yemez, yedirmezlerdi. Ama nerde!
Haber: NAİM DİLMENER - naimdilmener@gmail.com / Arşivi

Kaç zamandır havanda su dövüyordu Ajda Pekkan. İşin konser, sahne, ekstra kanadında her şey yolunda, paralar kırmızı meşin cüzdanların içindeydi ama işin müzik tarafı yerlerde, hatta altındaydı. 2003’te çıkan ‘Sen İste’ sonrası, bir türlü derli toplu bir şeyler yapamadı Süperstarımız. Hep yarım yamalak şarkılar, hep içe tamamıyla sinemeyen işler...
Sezen Aksu’nun büyük desteği ile yapılmış ‘Cool Kadın ’, bu acz içinde kalınmış dönemin en ehven-i şeriydi. Biraz Sezen Aksu’nun kırk yıllık (esasen, kırktan bayağı fazlası) Ajda Pekkan’ı iyi tanıması, bu nedenle de ona uygun “söz”, “tavır” ve ritmi doğru seçmesi, biraz da Pekkan’ı hep aslına doğru yönlendirmeye çalışmış Ayşe Ersayın’ın hâlâ Pekkan’ın yanında olması sebebiyle, ‘Cool Kadın’ albümü ve özellikle ‘Vitrin’, Pekkan ve hayranlarına eski günlerin şaşaasını, kısmen, yaşatmış ama bu durum fazla sürmemişti. 

Ucuz albüm
Ajda Pekkan’ın uzun bir zamandır eski Ajda Pekkan olmadığı, herkesin malumu. Kastettiğimiz, “bir yorumcu, bir şarkıcı olarak Ajda Pekkan” elbette. Yoksa Ajda dendi mi herkesin ilk anladığı, “gençlik, güzellik, dirilik, estetik” ya da “incik, boncuk, tül, dantel” değil. Bu son sıralananlar konusunda, kimse başa çıkamaz Süperstar ile. Hakikaten ne yapsa iyi yapıyor, ne yapsa yüzüne ve imajına mükemmelen oturtuyor.
Ama bu tutku, işin “müzik” ya da “şarkı” tarafını ağır bir biçimde gölgelemeye başladı son yıllarda. Hem yazılı ve görsel basının hem de genel olarak dinleyicinin baş aşağı seyreden durumu, Pekkan ya da az sayıdaki benzerinden “iyi müzik” beklemiyor. Ama buna rağmen, “şarkı gibi şarkı” arayan geniş bir kesim hâlâ mevcut ve bunların da büyük bir kısmı, üç büyüklerin, daha da çok Ajda Pekkan’ın hayranları. Bunlar da uzun bir süredir, ‘Bambaşka Biri’ gibi bir hayat rehberi vazifesi görecek ya da ‘Uykusuz Her Gece’ gibi, hem değişen hem de hızlanan yaşamımıza eşlik edecek şarkılar bekliyordu. Ya da ‘Yaz Yaz Yaz’ gibi, postmodern bir “kapı açık/arkanı dön ve çık” ve ‘Sanane Kimene’ gibi, gündelik hayatın zorluklarını aşmaya yarayacak sloganları havi şarkılar. Bekle bekle olmadı. Son albümde de durum aynı. Pekkan artık bambaşka yerlerde, gerçekten de “bambaşka biri”. “Bitsin yaslı anılar, biraz erkek olalım”, “Ben senin yerinde olsam, ufak ufak uzarım durmam”, “Hayat başka yerde saklı, seslensem de çıkmıyor” gibi cümleleri sıralamakta beis görmeyen, ne beisi gurur duyan bir Pekkan var orta yerde. 

Ucuz şarkılar
Pop müziğin sıfırı tükettiği belli. Ama bu yok(sun)lukta dahi, doğru bildiğini yapmaya devam eden onlarca şarkıcı ve müzisyen mevcut. Doğru tavır da budur. Bir noktadan sonra, “günün anlam ve önemi”ni de, bu işten para destelemeyi de unutmak gerekir. Böyle yapmak, Ajda Pekkan gibi biri için üstelik, şart! Koca, koskoca bir Süperstar o! Pop tarihimizin hemen her evresinde mevcut, hemen her dönemine ismini, hakikaten altın harflerle yazdırmış biridir o. Böyle birinin kalkıp da gençlerle yarışması, onların mekanik ve ruhsuz sound’larının peşinden gitmesi, başarılarla dolu bir kariyeri bir iki yıl daha popüler kalmak adına yerlerde sürümesi, en hafif deyimle utanç duyulması gereken bir şey.
Sevelim sevmeyelim, ciddiye alalım almayalım, genç kuşak dinleyicinin içine doğduğu müzikal tarzlar ve bu tarzların çok popüler starları var. Kendi içinde tutarlı bu yapının kapısı, memleketin en önde gelen yorumcusu tarafından çalındığında iş değişiyor ama. Her şey, ucuz bir romanın, çok daha ucuz hissiyatına paralel seyretmeye başlıyor. Bu nedenle, Demet Akalın’da dinleyicisinin iyi ve temiz bulduğu havayı Pekkan solumaya başladığında, Pekkan’ın dinleyicisi nefessiz kalıyor. Hatta boğulmaya kadar gidiyor iş. 

Farkı bu mu?
DMC tarafından yapımına başlanan ama rüzgarların başka türlü esmeye başlaması nedeniyle gnl’ye geçen (işin burası da çok tuhaf, prodüksiyonun bütün masrafları DMC tarafından yapıldı yani albüm bu şirketin malı, o zaman nasıl gnl’e geçebiliyor? Ya da şöyle: gnl, bu yapımı sahiplenmek için DMC’ye ne ödedi?) ‘Farkın Bu’ albümünde, aslında genç (hadi “orta” da diyelim) kuşak, bütün yeteneklerini Ajdamızın önüne sermiş. Tarkan, Serdar Ortaç, Sinan Akçıl, Kutlu Özmakinacı, Ozan Çolakoğlu, Volga Tamöz, Selim Çaldıran gibi isimler, memleketin en popüler yıldızı için çalıştıklarını, muhtemelen akıllarından hiç çıkarmadılar şarkıları yazar ya da düzenlerken. Ama bir “seviye” farkı söz konusu. Bakma ve anlama, görülenden sonuçlar çıkarma çabasının işe yaraması için, fazladan gayret gerekirdi. Bu ya da herhangi ölçüde bir gayreti de genç ve orta kuşaktan hiç kimse göstermeye istekli değil. Pekkan’a şu saatten sonra Attila Özdemiroğlu, Garo Mafyan, Fuat Güner ve benzeri ulu çınarlar bir şeyler katabilirdi. En azından sermayeden yemez, yedirmezlerdi. Ama nerde!
Günümüzün plastik yaşamlarını nakleden sözlere sahip şarkıların hiçbiri iyi değil. Bu iyi olmayan şarkıların hepsi de, nefes nefese yorumlanmış. Pekkan’ın o dillere destan vokal kabiliyetinin yerinde yeller esiyor. Ses de zayıflamaya başlamış ve bunun en çok farkında olan da, hiç şüphesiz Pekkan’ın kendisi. Bu yeri doldurulamaz kaybı, arabeskvari bir gırtlakla, işveli nağmelerle kapamaya, yani çaktırmamaya çalışmış ama ortaya çıkan öyle tuhaf bir şey ki, her ama her şeyi şiddetle ilan ediyor. Kutlu Özmakinacı’nın yazdığı ‘Ucuz Roman’ şarkısının, Burak Kut’un ‘Yaşandı Bitti Saygısızca’sına paralel seyrettiğini de söyleyelim. Milletin kulakları mı sağır, yoksa kendileri hariç, geri kalan herkesi sağır mı zannediyorlar?
Ajda Pekkan’ımızı öncesiz sonrasız bir biçimde kaybetmişiz meğer. Bu hissedilmiyor, bir parça da görülmüyor değildi ama bu albüm bunu bağıra çağıra ilan ediyor. Ne yazık ki!
Ajda Pekkan/ Farkın Bu/ DMC/ gnl