Süreç karşısında sosyalistler

Süreç karşısında sosyalistler
Süreç karşısında sosyalistler
Akil İnsanları bağırlarına basan Kürtleri AKP'ci olarak suçlamak, çok büyük bir had bilmezliktir
Haber: KEMAL İNAL / Arşivi

Çözüm süreci ister istemez Türkiyeli sosyalistlerde Kürt Hareketine karşı belli belirsiz bir eleştirel tutum yarattı. Bu eleştirel tutum, Kürt sorununun barışçıl bir biçimde çözülmesinden ziyade, silahlı isyanın bitmesi karşılığında Kürtlere hak ve özgürlüklerinin verilip verilmeyeceği üzerine yoğunlaşmış durumda. Haliyle kafalarda birçok soru belirdi. Acaba Kürtler bir kez daha mı kandırılıyor? Kürt hareketi farkında olmadan devletçi ve AKP ortağı mı oluyor? Silahlı isyanın bitirilmesi karşısında devlet Kürtlere neler vaat etti? Kürtler, sosyalistleri yalnız mı bırakıyorlar? Son günlerde sosyalistlerin zihinlerini epey meşgul eden bu soruların altında yatan gizli bir mesafeliliği, hatta soğukluğu fark etmemek mümkün değil. Öte yanda ise Kürtler, sosyalistlerin temkinli, ihtiyatlı ve eleştirel tutumlarına karşın ölçülü bir iyimserlik havası içinde barış olasılığını güçlü biçimde sahiplenmeyi, varoluşları için hayati sayıyorlar.

Farklı sosyalist tutumlar

Sosyalistlerin sürece ilişkin görüşleri, farklı. Bu doğal, zira tek parça değiller. Barış kararını destekleseler de, sonrası için görüşleri değişiyor. Her birinin farklı öncelik ve hassasiyetleri var. Görüşlerinin iki uç arasında sıralandığını söylemek mümkün. Örneğin EMEP ve SDP, Kürtlerin ulus olma taleplerinin yanında yer aldıklarını, çözüm sürecini AKP’nin bir parçası olarak görmediklerini ileri sürdü. Bu tutum, Kürt hareketine verilen tam bir açık çek niteliğinde. Çözüm sürecine “acaba” diye yaklaşan ÖDP’liler, Kürt sorununda barışçıl çözümü en başından itibaren kabul ettiklerini ama sürecin olumsuz sonuçları, yani İran ile savaş, başkanlık sisteminin sivil bir diktatörlüğe dönüşmesi gibi konularda uyarıda bulunma görevlerini yerine getirdiklerini belirttiler. TKP ise, AKP ile anlaşarak Kürt sorununun barışçıl biçimde çözülmesinin, sosyalistler için iktidar yolunu açmayacağını iddia ediyor.

Endişe gerekçeleri

Elbette sosyalistlerin eleştiri, endişe ve temkinlilikleri anlaşılır. İki nedenden. İlk olarak, Erdoğan muhtemelen kendini önümüzdeki süreçte Başkan ilan edecek ve tüm ipleri elinde toplayacak. Bu, sosyalistler üzerinde daha fazla baskı anlamına gelebilir. MHP ise, çözüm süreci ilerledikçe Ergenekon tarafından büyük olasılıkla Hizbullah ile birlikte terörize edilip sosyalistler, Kürtler ve hatta AKP’lilerin üzerine saldırtılacak. Ülkücü taban, çoktandır Bahçeli’den bir işaret bekliyor, “vur de vuralım, öl de ölelim” sloganını haykırıp duruyor. Erdoğan ise sokağa dökülen ülkücülere çok sert müdahale edileceğini açıkladı. Haliyle seçimlere giderken sürece karşı provokatif eylemlerin artacağı öngörülebilir. Dışarıda durum daha da berbat. Zira Ortadoğu şu an hiç olmadığı kadar karışık, tam bir barut fıçısı. AKP, bu çatışma halini ekonomik ve siyasi ilişkilerle kendi lehine çevirip Ortadoğu, Balkanlar ve Yakın Asya’nın en büyük gücü olma hedefini güdüyor. Haliyle, eski Osmanlı rüyalarının yeni
bir formatta görülmesi ihtimalininin zayıf olduğu söylenemez. “Emperyal güç” olma iddiaları temelsiz değil.

Asıl mesele sınıf mücadelesi

Tüm bunların dışında, sosyalistlerin asıl kaygısı, Kürt sorununun çözülmesinin otomatikman bir iktidar yolu açacağına ilişkin beklentinin boşa çıkma olasılığının çok az kesim tarafından görülmesi. Bu konuda da haklılar, zira tüm demokratikleşme iddialarına karşın ülke hala azgın bir neoliberal kapitalizmin hâkimiyetinde. Eşitsizlik, yoksulluk ve işsizlik, Türkiyeli emekçiler arasında en çok Kürtleri vuruyor. Kamusal sağlık, eğitim, kültür ve ulaşım politikaları giderek daha fazla aşınıyor, sınıflar arası gelir dağılımındaki uçurum genişliyor. Sosyal devlet iyice zayıflatılırken, hükümet yurttaşlarına “performans”larına göre ücret ödeneceğini söylüyor. Öte yandan, hayırseverlik toplumsal bir kalıp davranış haline getirildi. Bu açıdan sosyalistler, Kürt sorununda hak ve özgürlüklerin kimlik temelinde Kürt yurttaşlara verilmesini olumlu karşılasa da, asıl meselenin bir sınıf sorunu olduğunu dile getirmeye devam ediyorlar. Yani, kapitalizm yerinde durduğu sürece barış politikasına karşı temkinli bir iyimserlik en iyisi demeye getiriyorlar.

Gerileyen milliyetçilik

Öte yandan, sürecin ilerlemesiyle birlikte muhtemelen gerileyecek olan milliyetçi histeriden kurtuluşla birlikte sosyalist siyaset yapmanın imkân ve araçlarının artacağı da öngörülebilir. Bugüne değin Kürt sorunu üzerinden tüm muhalif örgütleri terörist olarak kodlayıp bunu toplumsallaştıran milliyetçiliğin kırılan etkisiyle emek politikaları yeni mevziler kazanabilir. Hak gaspları, 2-B arazilerinin satışının yarattığı memnuniyetsizlik, taşeronlaşma, kamusal eğitimin her geçen gün daha fazla darbe alması, gençler arasında yükselen işsizlik oranları gibi gelişmeler, hükümet ve sermayeye karşı muhalefetin toplumsallaşmasına yol açabilir. O halde asıl hedef, Kürt hareketinin etnik temelli hak ve özgürlük taleplerinin emek mücadelesiyle iç içe geçirilebilmesi. Ama maalesef BDP şu ana değin, gerçekliğin dayattığı bir zeminden dolayı ezilen bir halkın mücadelesinden daha geniş bir emek mücadelesi güzergâhına geçemedi. Bu anlamda sosyalistlerin eleştirileri yerindedir. Fakat…

‘Etnik olgunlaşma’

1980’lerin başlarından bu yana devletten en ağır darbeyi yemiş Kürtlerde silahlı mücadeleye rağmen yılların birikimi bir tür hümanist barışçıl politikanın yarattığı “etnik olgunlaşma”nın da değeri bilinmeli. Dünya halklar tarihinde eşine ve örneğine çok az rastlanabilecek tarzda ölüm, yaralanma, işkence, tecavüz, köy yakma, b.k yedirilme, küfür, hakaret ve insan onurunu ayaklar altına alan inanılmaz davranış ve vahşetlere maruz kalan bir halkın, hasmını affetmesi, onunla birlikte barışa soyunması, ortak vatanda birlikte yaşama iradesini açıkça göstermesi, tam bir erdemdir. Ve bu erdemi, hala büyük ölçüde feodal değerler içinde yaşayan bir halk, kendini her türlü modern yaşantı içinde tanımlayanlara göre daha büyük bir olgunlukla gösterebiliyor. Akil insanları bağırlarına basan Kürtleri AKP’ci olarak suçlamak, çok büyük bir had bilmezliktir. Elbette Akil İnsanların çoğu AKP’li ve bunlar bir mucize yaratmayacaklar ama Kürtler, barış isteyen herkesle bir araya gelmeyi sadece kendileri için değil, Türklerin kurtuluşu için de istiyor. Akil İnsanlar, çözüm sürecinin aktörü değil, bir sembolü. Barış sürecinde insanlar güçlü sembollere ihtiyaç duyarlar. Kürt, kendisini dinleyen herkese derdini anlatmakla sadece acısını ve derdini paylaşmakla kalmıyor, acıların sevinçlere nasıl dönüştürülebileceğinin çözümlerini de arıyor. Sosyalistler bunu görmeli.