Suriye'de sorun mezhepler değil

Suriye'de sorun mezhepler değil
Suriye'de sorun mezhepler değil

Suriye de sular yakın zamanda durulacak gibi değil.

Hıristiyanlar, tipik azınlık ve farklı dini mensup olma refleksi gösteriyor. Kürtler ise muhalefetten garanti istiyor
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Suriye’de Annan Planı ile birlikte ara döneme girildi ve bu dönemin ne kadar süreceği belli değil. Belli olmayan diğer bir nokta ise planın başarılı olup olmayacağı. Planı oluşturan 6 madde, henüz işlemeye başlayamadı. Bu 6 maddeye göre kapsamlı bir siyasi süreç başlayacak, karşılıklı olarak çatışmalar sona erecek, insani yardım için günde iki saat ateşkes ilan edilecek, tutuklular serbest bırakılacak, gazetecilere hareket özgürlüğü sağlanacak ve barışçıl gösterilere izin verilecek.
Ancak bu planın hayata geçmesi için en başta ateşin kesilmesi gerekiyor. Şu ana kadar Esad yönetimi (Şimdilerde Esad yerine Esed demek moda. Birileri “sıfır sorun politikası döneminde biz Esad’la anlaşmıştık Esed’le değil” diyebilir!) ve muhaliflerden çatışmaların kesildiğine dair bir işaret yok. Yönetim “terörist” olarak gördüğü silahlı muhalifleri yönelmek yerine, halkı topluca cezalandırmayı tercih ediyor. Sayıları hâlâ bilinmeyen muhalifleri etkisiz hale getirmek için şehirleri toptan bombalıyor, yıkıyor. Durumu denetleyecek gözlemciler ise tam manasıyla çalışmaya başlamış değil. BM Güvenlik Konseyi kararı ile sayıları 300’e çıkarılan gözlemcilerin önümüzdeki günlerde Suriye’de olması gerekiyor. Ortada şöyle bir durum var: Suriye, Annan Planı’nın gereklerini karşılıyor gibi görünüyor ama kentleri bombalamayı sürdürüyor. Muhalifler kabul ediyor gibi görünse de planı uygulamıyor, çünkü inanmıyor. Bunun Esad yönetiminin zaman kazanmak için yeni bir manevrası olduğu söyleniyor. Rusya da dahil olmak üzere herkes bu planın Esad yönetimi için son şans olduğunu biliyor. Bir yıl öncesine göre frene basmak durumunda kalan Türkiye , BM ya da NATO’dan şimdilik destek görmeyince, daha yürürlüğe girmeden “kadük” ilan ettiği Annan Planı’nı kabul etmek zorunda kaldı. Muhalifler bir yandan plana karşı çıkarken diğer yandan bu dönemi güç toplama ve yeniden örgütlenme için fırsat olarak görüyor. Çünkü “dış müdahale”, kısa vadede mümkün değil. Suriye’nin Dostları olarak anılan ülkeler, muhaliflere finansal destek ve askeri haberleşme araçları sağlamaya karar verdi. Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler ise muhalefeti silahlandırmak istiyor, silahlandırıyor da. 

Kim kimi destekliyor?
Ülkenin birçok bölgesinde ama özellikle kuzeyde korkunç yıkım var, insanlar öldürülmeye devam ediliyor. Bu korkunç manzarayı durdurmak gerek. Ancak, bunun için hâlâ koşullar oluşmuş değil. Çünkü rejim çözülmüş, rejime destek kesilmiş değil; Kürtler hâlâ karar verememiş, Hıristiyanlar Esad’dan sonra daha kötüsüyle karşılaşma endişesi içinde, rejimin Alevi ve belli oranda Sünni burjuvazisi ambargodan yeni yeni etkilenmeye başlıyor. Ama hepsinden önemlisi ordu hâlâ ayakta. Muhaliflere katılan askerlerin sayısı hâlâ yetersiz. Çok sayıda Sünni kökenli askerin muhalif saflara geçmese de ordudan kaçıp köylerine ve evlerine döndüğü, beklemeye başladığı söyleniyor. Suriye ordusu karışık bir yapıya sahip, üst kademeler ve önemli birlikler Nusayrilerden (Alevi) oluşuyor, alt kademedekilerin çoğunluğu Sünni kökenli. Ayaklanmanın ilk aylarında tüm birliklere operasyon için görev verilirken son dönemde Sünni kökenli asker ve birlikler daha geri bölgelerde ve kışlalarında tutuluyor. Son dönemdeki operasyonları, başında Beşar Esad’ın kardeşi Mahir Esad’ın bulunduğu ve tamamen Nusayrilerden oluşan, özel bir birlik olan 4. Tümen yürütüyor. Irak’ta olduğu gibi ABD ya da bir başkası, ordu içinden asker “satın alabilmiş” değil. Ancak Sünni birliklerin operasyonlardan uzak tutulması ilerisi için önemli bir işaret.
Silahlı muhaliflere gelince, eğitimsiz, silahsız ve dağınıklar. Belli bir karargahları olmamasına rağmen silahlı her grup, kendini Özgür Suriye Ordusu olarak adlandırıyor. Katar, Suudi Arabistan gibi ülkeler ise bir an önce müdahale ya da silah yardımı peşinde. Ayrıca, sayıları çok olmasa da Irak ve Lübnan’dan İslami grup sızmaları var. Müslüman Kardeşler tahmin edildiği kadar güçlü değil. Ama koşullar bu şekilde devam ettiği sürece güçlenecek gibiler. Suriye’deki ayaklanmanın organizasyonunda Yerel Koordinasyon Komiteleri önemli rol oynuyor. Farklı görüşlerden insanların yer aldığı bu komiteler, Suriye ayaklanmasındaki en özgün ve giderek güçlenebilecek örgütlenme yeri. Yani Suriyeli bir yapılanma. Dış müdahaleye, ayaklanmanın İslamileşmesine ve olan bitenin Şii-Sünni ayrımı üzerine oturtulması ya da öyle algılanmasına karşılar. 

Mezhepler kışkırtılıyor
Suriye ayaklanmasının en tehlikeli yönü rejim, muhalifler ve Suriye’ye müdahale etmeye çalışan ülkeler de (özellikle Katar, S. Arabistan ile durumu okuyamayan Batı’nın ezber oryantalistleri) dahil olmak üzere sorunu Şii-Sünni ayrımına oturtup, bunun üzerinden varolmaya çalışmaları. Bölgede çok tehlikeli bir noktaya gidebilecek bu ayrımı, herkes kendi için kullanırken, durumun sadece Suriye ile sınırlı kalmayacağı, bu ayrımın nelere yol açabileceğini düşünmek gerek. Suriye ayaklanmasında doğrudan sınıfsal olmasa bile 2000’li yıllarda tarımı derinden etkileyen ve “açılım” olarak adlandırılan kapitalist uygulamaların rolü de var.
Suriye Ulusal Konseyi şemsiyesinde bir araya gelen muhaliflerin bazı kesimleri ikna çabaları ise hızlanmış durumda. Hem yapısal hem söylem bazında daha geniş bir yelpazeye hitap etmeye çabalıyorlar. Son bildirgelerinde “Yeni Suriye’nin demokratik, sivil ve çoğulcu bir toplum olacağı, tüm vatandaşları kucaklayacağı bir hukuk devleti” çağrısı yapıldı. Konseyde ilk günlerin tersine liberal ve laikleri ön plana çıkarmaya çalışıyorlar. Buna rağmen Hıristiyanları yanlarına çekebilmiş değiller, keza Kürtleri de. Sayıları 2 milyona varan Hıristiyanlar, tipik azınlık ve farklı dini mensup olmanın refleksini gösteriyor. Kürtler ise muhalefetten yazılı garanti istiyor. Suriye Ulusal Konseyi ise son toplantıyı terk eden Kürtleri ikna çabasında. Yeni bir bildirge üzerinde çalışıyor ve anayasal olarak Kürtlerin haklarının korunacağı, Kürt sorununun temel bir mesele olduğunu ilana hazırlanıyor. Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Barzani ise Suriyeli Kürtlere silahlı değil, barışçıl gösterilerle haklarını aramaları ve direnmelerini öğütlemiş durumda. Annan Planı’nın bu karmaşa ve belirsizlik içinde nasıl işleyeceği büyük bir soru işareti. Ancak bu soru işareti, Türkiye de dahil bütün bölgeyi içine çekebilecek tehlike potansiyeli taşıyor. 

METE ÇUBUKÇU:  NTV