Şûtik a Barzani

Şûtik a Barzani
Şûtik a Barzani
AKP ve devlet, Kürt milliyetçiliğini PKK'yi bölmek için bir Truva atı olarak görüyor
Haber: İRFAN AKTAN* / Arşivi

Mesud Barzani ve Şivan Perwer’in Diyarbakır seyahatinin etkisini AKP Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu DHA’ya şöyle yorumladı: “Herkes mutlu, herkes umutlu. Herkes devletini daha çok seviyor.”
Kürtleri, Barzani ve onun temsil ettiği “sağ” damar üzerinden “devlete davet etmek”, AKP’nin yeni bir taktiği değil. Fakat Kürt hareketi “daha çok sevilecek devlet”ten ziyade, ulus-devlet modelini aşındırıp çelimsizleştirerek, halkların özgürce birlikteliğini sağlamaya odaklanalı yıllar oluyor. Dolayısıyla AKP’li Kürt milletvekilinin “herkes”ten kastı, mevcut Kürt hareketinden çok, bu harekete karşı devletin “muhatap” olarak lanse etmeye çalıştığı “yeni” bir kesime işaret ediyor.
PKK 1990’ların başından itibaren bağımsız devlet hedefinden vazgeçip Kürtler için “devletsiz çözüm” modelini formüle ederken, 2003’te Kürtler açısından yeni bir ihtimal belirdi. 1909’da Abdülselam Barzani’nin önderliğinde başlayan Irak’taki Kürtlerin isyanı, yüzyıl boyunca defalarca bastırıldığı halde, Barzani ailesi tarafından yeniden diriltilmiş ve bu isyan 2003’ten itibaren somut kazanımlarla sonuçlanmıştı.

Truva atı

2003’ten itibaren Osman Öcalan’ın başını çektiği cenah, savaş tezkeresini kabul etmediği için ABD ’yle arası açılan Türkiye ’ye karşı, yine ABD güdümünde hareket etmeyi arzuluyordu. Osman Öcalan grubunun öngörüsüne göre PKK bu şekilde Irak’takine benzer bir yapıyı Türkiye’ye taşıyabilirdi. Ne var ki Abdullah Öcalan’ın da o dönemki yönlendirmesiyle, şimdilerde AKP’lilerin pek hazzetmediği PKK içindeki “sol kanat” bu politikayı zinhar kabul etmedi. Zira PKK, artık “geri dönülmez bir biçimde” Kürtlerin eşit yurttaşlık seviyesine çıkarılacağı, paralel olarak da özyönetim iradelerini tesis edebilecekleri “demokratik Türkiye” fikriyatını benimsemişti. Sonuçta Osman Öcalan’la birlikte örgüt içinde yüzlerce kişi tasfiye edildi. Aslında sembolik anlamı çok yoğun olan iki kardeş arasındaki bu görüş farklılığından kaynaklanan ayrışmada, Türkiye’nin o tarihlerde “demokratik birliği” işaret eden Apo’dan değil, bağımsız Kürdistan’ı hedefleyen Osman Öcalan’dan “yana” tavır takınması, şimdilerde PKK’ye karşı Kürt “milliyetçiliğini” işlevsel görmesi gibi, ayrı ve uzun bir değerlendirmeyi hak ediyor. Fakat kısaca şu söylenebilir ki, şimdilerde AKP ve devlet, Kürt milliyetçiliğini PKK’yi bölmek için bir Truva atı olarak görüyor.
Buna rağmen Abdullah Öcalan, milliyetçiliğe karşı hiç olmadığı kadar sert ve net tavır takınmayı, milliyetçiliği “kanser” olarak sıfatlandırmayı sürdürüyor. Öcalan, başından beri Kürtlerin milliyetçi duygularının Güney Kürdistan’la birlikte okşanacağı ve eşitlik, özgürlük, demokrasi taleplerinin bunun üzerinden hükümsüz kılınacağı düşüncesindeydi. 2003’ten sonra Öcalan, Türkiye Kürtleri açısından bağımsız bir devlet fikrinin, bölge devletlerinin Kürtleri topyekûn imha etme vesilesi olacağını da ifade etti ve devletsiz çözüm formülasyonunun temeline “demokratik cumhuriyet”i; kapitalist sistemin başta Kürtler olmak üzere tüm halklara reva gördüğü sömürü düzenine karşı da yakın zamanda “demokratik modernite” modelini ortaya koydu.
Öcalan’ın bu formülasyonu, Kürt hareketi bünyesinde yer alan “milliyetçi” kesimler tarafından hep mesafeli karşılandı. Bu mesafenin şu anda HDP’ye yönelik eleştirilerin de temelini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Zira bu kesimler, Kürtlerin, kendi içlerindeki sınıfsal ayrışmayı şimdilik gözardı etmek suretiyle bağımsızlık (veya en azından federatif çözüm) konusunda ısrarla mücadele etmesi gerektiğinde hemfikir. Hâlbuki Öcalan, Kürtlerin kurtuluşunu ulusçulukta değil, yeni bir toplumsal/siyasal düzende arıyor. Bunu da “demokratik konfederalizm” teziyle somutlaştırıyor.

Hoşçakal çözüm

Öcalan’ın bu tezine Kürtler içinde muhalefet eden üç cenahtan söz edebiliriz. 1- Devletle hiçbir biçimde uzlaşılamayacağını düşünen ve Öcalan’ın tutumunu “ihanet” olarak görenler. 2- Özellikle orta-üst sınıf mensubu, mütedeyyin ve milliyetçi olup AKP’nin yanında konumlananlar. 3- PKK veya Kürt hareketinin içinde konumlanmış, sınıfsal ayrışmayı baz almayıp Kürtlerin esasen “Kürtlükten kaynaklı ittifakını” arzulayan ve AKP’yi de önceki militarist yönetimlere göre ehvenişer görenler. Bu kesim Öcalan’ın sosyalist fikirlerine mesafeli yaklaştığı halde, PKK’yi Kürdistan’ın kurtuluşu açısından vazgeçilmez bir güç olarak görüyor.
Her ne kadar Öcalan’ın yönlendirmesiyle DTK gibi çeşitli kurumlar bu farklı eğilimleri ortaklaştırmaya çalışsa da, bölgesel değişimler, AKP’nin taktikleri (TRT-6, Erdoğan’ın “Kürdistan” sözü, Şivan Perwer’i Diyarbakır’a getirmek vd.), alttan alta alevlenen “sınıfsal gerilim” ve Öcalan’ın stratejik hamleleri üçüncü kategoridekilerin hareketle kurduğu bağı zayıflatıyor.
Batıda Türk milliyetçiliğinin tüm kodlarını kullanan AKP ise Öcalan’ın Kürtleri aynı çatı altında toplama çabasına, doğuda Kürt milliyetçiliğinin kodlarını “satın almaya” çalışarak mukabele ediyor. Barzani ve Perwer’in Diyarbakır’da ağırlanması AKP’nin üçüncü kategoridekileri “kazanma” çabasının en somut göstergesiydi. Fakat AKP’nin Kürt meselesi konusunda gerçek anlamda “açılımcı” olamamasının nedenlerinden biri tam da bu bölme taktiği. Zira Kürt milliyetçiliğine kaynaklık eden unsur, bizatihi Türk milliyetçiliği (Irak ve Suriye’de Arap, İran’da da Fars milliyetçiliği). Her iki milliyetçiliği diri tutarak yol almak, her açılımı “kapanıma” dönüştürüyor. Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasında Ahmet Kaya’nın “hoşçakal gözüm” sözünü sürçülisan ederek “hoşçakal çözüm” diye okuması, miting alanının Türk bayraklarıyla donatılması, “artık herkes devletini çok seviyor” hülyası, aslında yeni bir kapanımın eşiğine işaret ediyor.

Barzani’nin kuşağı

Öte taraftan gerek AKP’nin gerekse onun etrafında öbeklenmiş olan kadroların Öcalan’ı ısrarla soldan uzaklaştırıp Kürt sağının safına çekme çabaları herhalde tüm bu çerçeve içinde anlamlı bir yere oturtulabilir. Sınıf mücadelesini önüne koymayan muhtemel bir Kürt hareketinin, belli birtakım kültürel, siyasal haklarının tanınması, bazı sembollerin (“Kürdistan” ismi, Perwer vs.) kabulü üzerinden “susturulabileceği” zannı, AKP ve genel anlamda devlet tarafından “ezberlenmiş” durumda. Zira her ne kadar dili ve tutumu sert görünse de, Kürt milliyetçilerinin, Öcalan ve PKK gibi sistem karşıtı olmadığı ve belli bazı kültürel haklarla ikna edilebileceği zannediliyor.
Gelelim yazının başlığının işaret ettiği metafora… Barzani, tıpkı “birinci açılımda” Habur’dan gelen 8 PKK’li gibi geleneksel Kürt kıyafeti olan şel û şepikle arz-ı endam ettiyse de bu kıyafet benzerliği KDP ve PKK’yi ortaklaştıramıyor. Barzani’nin kıyafetini bağlayan ve Kürtlerin “şûtik” dedikleri kuşak, Şemdinli yöresinin tabiriyle “qifil” (kilit/düğüm) olarak birbirine bağlanmıştı. Yukarıda değindiğimiz Kürtler içindeki “üç kesimin” mensuplarına göre Barzani’nin “duruşu”, dört parçadaki Kürtlerin “qifil” gibi birbirine kenetlenmesini sembolize ediyor. “Qifil” konusunda bu kadar halis fikirlere sahip olmayan AKP ise “şûtik a Barzani”yi, (Barzani’nin kuşağını) dört parçadaki ulus-devlet yapılarını zayıflatarak soluk almaya çalışan Kürtlerin kilitlenmesinin/kenetlemesinin değil, olsa olsa düğümlenmesinin aracı yapmak istiyor. AKP’nin bu taktiğinin başarısı, Kürt hareketinin kendi tabanına Öcalan’ın milliyetçilik karşıtı görüşlerini ikna edici bir biçimde anlatıp anlatmamasına bağlı olacak.
* Gazeteci