Suya doğru bakmak!

BM Genel Kurulu'nun "değişmenin küresel gündemi"ni oluşturmak üzere yapılandırdığı "Dünya Çevre ve Kalkınma Kurulu", 1987'de ünlü "Ortak Geleceğimiz" adlı raporu yayınladı.
Haber: İLHAMİ ÜNVER / Arşivi

BM Genel Kurulu'nun "değişmenin küresel gündemi"ni oluşturmak üzere yapılandırdığı "Dünya Çevre ve Kalkınma Kurulu", 1987'de ünlü "Ortak Geleceğimiz" adlı raporu yayınladı. O zaman da "küresel ısınma, ozon katının incelmesi, tarım topraklarını yutan çöller" gibi kavramlar vardı. Ancak o çalışmanın parıltısı "sürdürülebilir kalkınma" kavramını geliştirmiş olmasıdır. Buna göre çevrebilimciler diğer alanlarla çatışarak onların gelişimini engelleyici konuma düşmemeli ama kaynak koruma ve gelecek kuşaklara yaşanır bir yerküre bırakma konusunda ödün vermeden çaba harcamalıydılar. Bu tür bir yaklaşım değişen ölçeklerde yakın işbirliği ve eşgüdüm gerektirecektir.
Türkiye'de su yönetimi yıllardır enerji, içme suyu, sulama, bataklık kurutma gibi yararlanma amaçlarına yönelik bir mühendislik hizmeti olarak yürütüldü. Mühendislik "ölçüm bilimi" (hendese) sözcüğünden türemiş olup işi kısa, ucuz ve kârlı yoldan yapma amacı güder. Örneğin akaçlanan bir bataklıkta sivrisinekler yok olur, arazi kazanılır. Ya da bir kentin içme suyu söz konusu olduğunda, niteliği uygun en yakın kaynağa yönelmelidir. Mühendislik yaklaşımı böylesine salt ve somuttur. Oysa su, yaşamın özüdür, olmasa yaşambilimden söz edilemezdi. Aristo'nun çağlar boyu geçerli kalan dört temel elementinden biri suydu. Hıristiyanlar insanın sudan, Müslümanlar ise çamurdan yaratıldığına inanır. Yani suyun işlevleri, mühendislik kalıpları ile yoğrulamayacak oranda bol ve çeşitlidir. Gerekçesi yaşanan kuraklık ve Ankara'nın içme suyu sıkıntısı gibi yıkımlar olsa da, 60. hükümetle birlikte, kapsamı "çevre, su ve kent" olan bir bakanlığın kurulma hazırlıkları övgüye değer bir yaklaşımdır. Çünkü örneğin Muş Belediye Başkanı, yıllardır kentte içme sularına lağım suyu karıştığını söylüyor, Siirt'te bir aydır sular akmıyor, Finike'de binden fazla yurttaşımız amipli dizanteriye yakalanmış durumda... Kötü örnekler uzayıp gidiyor.
İsrail örneği
Taberiye gölüyle, Ashdod-Askhelon arasındaki yeraltı sularından başka tatlı su kaynağı olmayan İsrail, yedi milyonluk nüfusunun içme suyunu sağlamakla kalmıyor, örnek tarım uygulamalarını da başarıyor. Orada ortak bilinç, "boşa tek damla su harcamama"dır. İçme ve sulama suyu aynıdır (bütüncül yönetim örneği), parklarda kurağa dirençli bitkiler, geceleri uygulanan mikro yağmurlama veya damla sulama yöntemleriyle yetiştirilir. Yerleşik önlemler arasında koruma haritaları oluşturma, su kaynaklarının üzerinde her türlü etkinliğin yasaklanması, tuzluluğun ve deniz suyu ilerlemesinin izlenmesi, tüketim birimlerinde çıkış nitelik ve debilerinin ölçülmesi vb. bulunuyor. İsrail de su sıkıntısı yaşıyor ama tatlı su kaynakları Türkiye'nin 60'ta biri kadar, adamlar o suyla yetinmek zorunda.
Türkiye'de su yönetimi
DSİ Genel Müdürlüğü'nün Çevre ve Orman Bakanlığı'na bağlanması, anlayış değişimini gösteren olumlu bir adım oldu. Yine de kuşku bulutlarının dağılması için biraz daha esinti beklenmeli. Örneğin su işinin tek elde toplanması, olumsuzluğu körüklemişti. İşte Gerede sisteminin yapılmaması konusunda M. Gökçek'in sığınağı, "DSİ'den izin alamadığı" idi, bedelini Ankara ödedi, ödüyor. Diğer konu o kurumun yapılanmasıyla ilgili. DSİ bu ülkeye yaptığı hizmetler büyük olsa da, mühendislik yaklaşımını sürekli korudu. Bu çelişkiye ilişkin örneklem yararlı olabilecektir.
Bir sulak alanda yaşam evresi geçiren kuşlar, çevredeki kemirgenleri, böcekleri yiyerek besleniyorlarsa, bunun ürün verimi, ormanların esenliği, ilaç kullanımının azalması, çevre sağlığının korunması yönünden artıları projelenemez. Oradan toplanan mantarların, yaban bitkilerinin, biçilen otların parasal getirisi hesaplanamaz. Yeraltı sularının bu sulak alandan ne ölçüde beslendikleri, suların ne oranda arındığı, hatta sulama gereksiniminin ne miktar azaldığı... Kısacası suyu hesaba vurmak zor iştir. Bir de son dönemde artan bir tartışma var, tarımda kullanılan suyun kaynakların dörtte üçüne karşılık olduğu konusunda. Gerçekten, çoğu yerleşimde yaşanan içme suyu sıkıntısı büyük oranda yöresel tarımdaki ölçüsüz, denetimsiz su tüketiminden kaynaklanıyor. DSİ, yeraltı suları konusunda yetkili ise de çoğu yörede bu suların onlarca metre düşmesinde ve göllerin kurumasındaki payı yüksek değildir. Güzel ülkemizde her kasabada bulunabilen bir sondaj aracıyla gönlünce kuyu açabilen herkes, yeraltı suyunu sömürüp sonra da "sular çekildi" diye sızlanıyor. Bu yönelim durmazsa gelecekte daha çok sayıda kentsel ve endüstriyel birim susuz kalacaktır. Bu yanlışı önlemek DSİ ölçülerini aşar, köklü çözüm üretilemezse su yasası ve bakanlığı da yetmez.
Konumu, büyüklüğü, özellikleri ve tasarlanan kullanımlarından bağımsız olarak tüm sular, içindeki ve ona bağlı canlı türlerinin esenliğini sağlamalı ve "suyun toplumun ve insanlığın ortak varlığı olduğu" gerçeği özümsenmelidir. Bu önkoşullar sağlandıktan sonra, artık su kaynaklarından yararlanma biçimlerini bağdaştıran bütüncül planlamalara geçilebilir. Burada kurulması öngörülen bakanlığın birimleri, görüşlerin toplanıp olgunlaştırılması ve yönetimler arası eşgüdümün yazmanlığı yönünden işlev kazanıyor. Gerçekte su bir ticaret aracı gibi görülmemelidir. Ancak sistem, sayıları on binlere varan kuyularla öylesine yıpratılmıştır ki, yanlışta ısrar edenler bunun ederini ödemelidir.
Sınır aşan sular konusu, başımızı ağrıtmayı sürdürecektir. Gelen suları büyük ölçüde satın alıyor, çıkan suları ise rejimini düzenleyip salıyoruz, ama kimseye yaranamıyoruz. Bir dönem, barajda süzülen sulara "bulanık aksın da bize toprak getirsin" diyebilen anlayışla baş edebilene aşk olsun.
Endüstriyel ve tarımsal su kullanımları
Hemen tüm endüstri kuruluşları, kaynak sularından daha nitelikli suyla çalışıp çıkışa 4. sınıf (çok kirli) su gönderiyor. Nitelikli suyu alıp da, en kötü suyu salıvermek olmaz. Endüstriyel işletmelerden su çıkışına izin verilmemelidir. Az sayıdaki dev işletme dışında ısıtma-soğutma suları da, işletme havuzlarında dinlendirilip yeniden kullanıma sokulabilir.
Tarımsal sulamalardaki yüzde 10'luk bir azalma, diğer alanlardaki tüm su açığını kapatır. Öte yandan toprağa sahip çıkmadan su yönetilemez. Çünkü sel ve taşkınların, kuraklığın ve su kirliliğinin önüne, iyi yönetilip korunan topraklarla geçilir. Kısacası, tarımcıya suyun yönetiminde öncelikli görev düşüyor. GAP'a ilişkin tartışmalarda öne çıkan iki konu, su miktarının projeleme boyutlarıyla orantısızlığı ve yükselti elverişsizliği dolayısıyla tuzlulaşmanın önlenemeyeceği gerçeğidir. Az su tüketimi, daha fazla alanın sulanması demektir ki, bu açık. Öte yandan, Fırat'tan sulanan alanlarda tuzluluk, yöre topraklarında bir ur gibi yayılıyor. Sorunların hafifletilmesinde, yörede suyu ölçülü kullanmak etkin bir araç olacaktır. Toprağa giren her damla su tuzluluğa katkı yaptığından, bitki gelişim döneminde az su uygulanabilirse, kış yağışları o yılın tuzlarını yıkayıp toprağı ilkbahara güvenle çıkarabilir.
Suyun yönetimi
Su kaynaklarından yararlanmada en etkin denetim yolu, birçok demokratik hakkın kullanımında olduğu gibi, güçlü sivil toplum örgütlenmesidir. Suları ana ağlara varmayan pınarlar, alanı il sınırları içinde kalan durgun sular gibi küçük kaynaklar kamu görevlileriyle, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinden kurulu yerel organlarca yönetilmelidir. "Yerel su kurulu", örneğin aynı kaynağa bağımlı yerleşim, tarım ve endüstri gerekleri arasındaki bölüşümden sorumlu olmalıdır. Böylece öncelik kapma yarışı yavaşlatılırken, toplum, olası yanlış yönetimin bedelini yerel organa sorabilir. Yeraltı suları konusunda da "sistem bütünlüğü" sınıflaması yapılıp yerel ölçekli kuyuların yönetimi oradaki birimlere bırakılabilir. Ülkesel planlamalarda ise su, toprak, hava, orman, canlılar topluluğu gibi kaynakları tümüyle kucaklayan bir yapılanmaya geçilmelidir. Çünkü toprağı üzerindeki bitki örtüsü korur, suyu toprak saklar, arıtır ve düzenler, su da bitkilerin yaşam kaynağıdır. Kısacası bu sistem ancak bütün olarak ele alınırsa korunup sağlıklı yönetilebilir. Toplumda bu yönde oluşan beklentiler boşa çıkarılmamalıdır.

* Yazının başlığı, Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın tanıtımından alındı