Tanıdık yaşamlar

Ünü Ankara sınırları dışına taşmış, şehir efsaneleri diyarı haline gelmiş Çinçin Bağları, kısa bir zaman önce yine "şan"ına yakışır bir haberle gündemdeydi.
Haber: ÖZLEM ERSAVAŞ / Arşivi

Ünü Ankara sınırları dışına taşmış, şehir efsaneleri diyarı haline gelmiş Çinçin Bağları, kısa bir zaman önce yine "şan"ına yakışır bir haberle gündemdeydi. "Polisin bile giremediği" Çinçin'e, o zamana kadar bütün sokakların şeceresini çıkaran Google da girememiş, giremediği gibi bir de üstüne silahlarla kovalanmıştı. "Kumarın, uyuşturucunun, gaspın kol gezdiği mahalle"ye gidip gelen, hiç yolu düşmeyen veya "böyle bir yer mi var, varsa da benden ırak olsun" diyen herkesin az ya da çok dikkatini çekmiş olan bu haber, kimini güldürürken kimini de "kara kara" düşündürdü. "Bu memlekette kanun, nizam yok mu?" tartışmalarının yanında, şehir efsaneleri diyarının külliyatına, tanıklı-kanıtlı yeni bir hikâyenin eklenmesi, "Çinçin'in hakkını Çinçin'e" yeniden vermişti. Adı onlarca yıldır suçla, kanunsuzlukla, karmaşayla anılan, "girilemeyen", bunun yanında çoğu zaman da görmezden gelinen bu gecekondu semti, üçüncü sayfa haberleri dışında da var olduğunu bir kez daha hatırlattı herkese.
Hazır hatırlamışken, "girilemeyen" mahallenin, bir sonraki kuşaklara miras kalan şanının yanında, gerçek yaşamlara yüzümüzü dönüp yoksulluğun, işsizliğin, dışlanmışlığın devir daimine biraz daha yakından bakmayı denemek istedim.
Değiş(e)meyen ne?
Ankara'nın planlı yeni kenti kurulurken, eski kentin arka tepelerinde, yamaçlarında kalan yerler, umutlarını, hayallerini sırtına alıp kente gelenlerin barınaklarını kurdukları alanlar oldu. Ankara'nın planlı yeni kenti gelişip büyürken, gecekondu alanları da kendi evrimlerini yaşadılar bu süreçte. Çoğunlukla seçim dönemlerine rastlayan gecekondu aflarının, tapu dağıtımlarının arasında yine siyasi süreçlerin şekillendirdiği yıkımlar, gecekondu mahallelerinin bildik manzaralarıydı. Bu süreçte, gecekondu bölgesi olarak kurulmuş pek çok semt apartmanlaşıp kentin bir parçası haline gelirken, Altındağ'ın tepelerinde, yamaçlarında kurulu gecekondulardaki en görünür değişim, yalnızca içinde yaşayanlar oldu belki de.
Kent gelişip yeniden şekillenirken, eşitsizlikler ve sınıfsal ayrımlar da derinleşti. Harvey'in (1), "gerçek gelirin kentsel alandaki yeniden dağıtımı" olarak açıkladığı bu süreçte, kentteki toplumsal grupların kıt kaynaklara ulaşımındaki kolaylıklar, temiz hava, su, gürültüye uzaklık, yaşanılan yerin güvenliği, huzur, sosyal kontrol ve organizasyonun düzenliliği, ulaşım ve yatırım alanlarının yönünün değişmesiyle mülk ve arazilerin değişen değerleri, toplumsal gruplar arasındaki gelir dağılımını etkileyen en önemli faktörler haline geldi.
Bu faktörler gözönüne alındığına, Çinçin'in kaderinin, eski kent merkezi Ulus'un kaderiyle ortak şekillendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ulus, yeni iş olanaklarının, ticaret, rekreasyon alanlarının ve orta-üst sınıfların konut alanlarının Kavaklıdere-Kızılay yönüne doğru kayması sonucunda merkezi konumunu yitirdi, bunun sonucunda, eski kent merkezine yatırımlar durdu, gelişme tersine döndü ve bu çevre sosyoekonomik olarak geriledi.
Bugüne kadar hiçbir yatırımın, hizmetin yapılmadığı bölge, günümüzde gecekondu alanları için "çözüm" olarak sunulan kentsel dönüşümden de nasibini aldı. Çinçin'in Gültepe Mahallesi'nde 2007'nin ilk aylarında başlatılmış olan proje ile bölge, kuruluşundan bu yana belki de ilk kez kentsel bir "dönüşüm"e dahil edildi. Bu konuda mahallede iki farklı görüş hakim. Kentsel dönüşümü maddi bir olanak ve şans olarak görenlerin yanında diğer kesim, dönüşümün mahalleye hizmet sağlamak için değil, "Çinçin'i başka türlü girip yıkamayacaklarını anladıkları" için başlatıldığını düşünüyor. Bu iki farklı düşünce, mahallede neredeyse eşit oranda olan kiracı ve ev sahipleri arasındaki fikir ayrılığını da yansıtıyor. Evleri yıkılan tapusuz ev sahipleri ve kiracılar, başka bir eve veya mahalleye taşınıp yaşamlarına daha zor şartlarda devam etmek zorunda kalacak. Diğer bir deyişle, özel mülkiyete sahip olmayan yoksul kesimler için bu dönüşüm, yoksulluğu ortadan kaldırmak, eşitsizlikleri gidermek yerine, baki kalan yoksulluğun yalnızca yerini değiştirecek.
"Değiş(e)meyenin" ne olduğuna cevap ararken, eğitim ve çalışma koşullarını da gözardı edemeyiz. Fakat eğitim ve çalışma koşulları, geniş kapsamlı bir araştırmanın konusu olduğundan buradaki çaba, ancak mevcut durum konusunda yapılmış sınırlı bir betimleme olarak kalacak.
Bilinen bir gerçek olarak, Çinçin'deki eğitim düzeyinin düşüklüğü, hem önceki kuşakların ekonomik yoksunluğunun sonucu hem de bir sonraki kuşağın yoksulluğunun nedeni oluyor. Genç kuşakların eğitim durumları, olanaksızlıklar sonucunda en fazla ilkokula kadar okuyabilen önceki kuşaktan daha iyi değil. Önlüğü olmadığı için okula devam edemeyen, kavgaya, suça karıştığı için okuldan alınan, çalışan kimse olmadığı için çalışmak zorunda kalan çocuklar Çinçin'in gerçek yaşam hikâyeleridir. Eğitim düzeyindeki düşüklüğün sonraki kuşaklarda da devam etmesi, şüphesiz işsizliğin de kuşaktan kuşağa aktarılmasını ortaya çıkarıyor.
Çaresizlik
Henüz okul çağında olan veya zorunlu eğitim döneminden hemen sonra çalışma hayatına atılan erkek çocuklar, yalnızca enformel sektörde iş olanağı bulabiliyor. İşportacılık, hurdacılık, hamallık gibi işleri bünyesinde barındıran enformel sektör, aynı zamanda bir önceki kuşağın da tek şansı oldu. Ev merkezli yaşayan ve işgücüne katılamayan kadınların kaderi ise, eğitimini yarıda bırakan kız çocuklarına miras kalıyor. Gerek yeni iş alanlarına ulaşmak için ödenecek ücretin fazla olması, gerekse vasıfsızlık ve eğitimsizlik nedeniyle yeni işkollarına ulaşamayan kesimlerin, eski kent merkezi çevresindeki olanaklardan başka şansları kalmadı. Bu durum bir anlamda, çöküntü bölgesi haline gelmiş gecekondu bölgesinin izolasyonunu ve ekonomik, sosyal dışlanmasını da beraberinde getiriyor. Bu noktada görünen o ki, yetişkinlerin eğitimlerinin çok düşük olmasının yanında, çocukların eğitimlerinin de yarım kalmasına bağlı olarak, bölgedeki işsizlik oranının yüksekliği, yoksulluğun uzun süreli bir yaşam biçimine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Tüm bu genel değerlendirmeler gözönüne alındığında, Çinçin'in şimdiki sakinlerinin hatırlamadığı, görmediği bağların yerini alan gecekondular, zaman içinde sınırları genişleyen, büyüyen kentin tam ortasında kalmış olsa da, içindeki yaşamların, ne kente uzaklığı, ne yoksulluğu ne de dışlanmışlığının azaldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Kente ilk gelen göçmenlerin çocukları, torunları devraldıkları kente tutunma mücadelesini daha zor şartlarda sürdürüyor şimdi eski kentin gecekondularında. Ekonomik ve sosyal olanakların yetersizliği karşısında çaresiz kalan ve hiçbir çözüm yolu bulamayan kesimleri "yoksul" olarak tanımlamak ne kadar iyimser bir yaklaşımsa, Çinçin'i yalnızca "Kumarın, uyuşturucunun, gaspın kol gezdiği mahalle" olarak tanımlamak da o kadar yabancı kalacaktır. Bu noktada, kuşbakışı yapılan tüm betimlemelerden sonra, Çinçin'deki gerçek yaşamlara dair söylenebilecek son sözü kendilerine bırakmak daha doğru olacaktır: "Burası bildiğin Çinçin, ama buradan başka da gidebilecek yerimiz yok bizim!".

ÖZLEM ERSAVAŞ: Ankara Üni., Sosyoloji Böl., yüksek lisans

1. Harvey, D. (1996), Sosyal Adalet ve Şehir, Metis Yayınları, İstanbul
Not: Aktarılan veriler YL tezi araştırması sırasında yapılan gözem ve görüşmelere dayanıyor.