Tanrı çevreci mi?

Kendinizi çevreci olarak mı tanımlarsınız? 'Yerlere çöp atmam' çevrecilerinden mi yoksa arabası olduğu halde işine toplu taşıma aracıyla gitmeyi tercih edenlerden mi?
Haber: AYŞEGÜL DİKENLİ WILLIAMS / Arşivi

Londra- Kendinizi çevreci olarak mı tanımlarsınız? 'Yerlere çöp atmam' çevrecilerinden mi yoksa arabası olduğu halde işine toplu taşıma aracıyla gitmeyi tercih edenlerden mi? Büyük Britanya'da Ortadoğu sorunundan sonra belki de en çok gündemde olan konu küresel ısınma oldu son zamanlarda ya da benim ilgi alanıma daha çok girdi 'yeşil' meseleler. Evlerin kapısında dizili geri dönüşüm kutuları değil artık çevrecilikten kastedilen. Kişi başı karbon gazı tüketimiyle başlayan tartışmalar, 'Green Lifestyle Coaching/Çevreci Yaşam Koçluğu'na varınca, tehlike sinyalleri cidden çaldı diye düşünmeye başladım.
Çevreci yaşam tarzını edinmek kolay değil. Bindiğin uçaktan kullandığın deterjana, çocuğunun bezinden eskidi diye elektronik eşyaları atma kültürüne, her şeyi değiştirmen gerekiyor. Yoksa 'yalancıktan' çevreci olmakla kalmayıp dünyaya feci şekilde yük oluyorsun. Aslında bu alternatif yaşam tarzı sadece bunlardan ibaret değil 'Ethical Living' diye genişletilen 'Ahlaki Yaşam'ın çerçevesi takip edilemez biçimde gelişiyor. İşin içinden çıkmak zor. Bilinçli bireyler tüketim aşamasındaki tüm aksiyonlarını sorgulamaya başlıyor.
Ahlaki yaşam krizi
Gezegenimizin kaynaklarını dengeli tüketmekle başlayan bu yaşam tarzı, emekçiye kaliteli bir yaşam için gereken maddi ve sosyal katkıyı sağlamaya kadar uzanıyor. Çevreciyim diye geçinirken aynı zamanda ev işlerini yapan temizlikçinin sosyal gelişimi ve yaşam standartlarını da düşünmek gerekiyor.
Guardian'ın 'Ethical Living' sayfasında yazan Will Duguid aynı zamanda 'Green Lifestyle Coach'luğu yapıyor. Gecenin bir yarısı etik krizine giren 'müşterisinin' telefonuyla uyandığını ve hemen 'olay mahalline' vardığını anlatıyor. Sorun, müşterisinin kendini, soda ve limon kullanarak yapılabilecek temizliği 'evil' temizlik ürünü 'Cif'le yaparken bulması. Ayrıca, saçlarındaki röflenin ne kadar etik ve çevreci olduğu da muğlak. Uçakla yılda bir defadan fazla seyahat da etmemeli malum karbon gazı. Bu iş için para ödediği 'Çevreci Koç'u küçük bir Avrupa turuna 'OK' diyor, ancak o ucuz havayolu şirketiyle değil karbon gazını onlar 'azdırdı' ne de olsa. Ve üstüne üstlük tatil sırasında temizlikçisini bir buçuk aylık hijyen eğitim kursuna göndererek kariyerine katkıda bulunması gerekiyor. Bu konulara yeni yeni ilgi duyan ve aktivistiliği günlük yaşama uygulayarak fark yaratmak isteyen bireyleri, çok uzun bir yolculuk bekliyor. Belki de bu yüzden 'Çevreci Yaşam Koçu'yla çalışmak akıllıca olabilir.
Kamuoyu duyarlılığına paralel olarak medyadaki çevre duyarlılığı her geçen gün artıyor.
Kanal 4'ün muhteşem belgeselerinden biri 'God Is Green'i hazırlayan Mark Dowd dindar biri ve misyonu, dünyanın geleceğini şekillendirecek iklim değişimi, yani insan kaynaklı küresel ısınmaya karşı dinlerin aldığı ya da almadığı tavır üzerine araştırma yapmak. Öyle ya denizleri, göğü, ormanları, buzulları ve her şeyi yaratan Tanrı ve onun inanları küresel ısınmaya ve çevre sorunlarına karşı neden bu kadar sessiz? Dowd bu sorunun üzerine gitmek için Müslüman din yetkilileri ile Mekke'de, Budistlerle Hindistan'da, Katoliklerle Vatikan'da ve Protestanlarla Londra'da görüşüp son zamanlarda gündemin en yoğun maddesi küresel ısınma ve de karbon gazı meselesine onların bakış açısını öğrenmeye çalışıyor. Tsunami, Katrina Kasırgası gibi küresel ısınmanın etkin olduğu doğal felaketleri kıyamet habercisi olarak yorumlayan dinlerin, çevre mevzularına henüz ilgileri yok. Dowd, dini liderlere, inanlarını Vatikan'ı ya da Mekke'yi uçakla ziyaret etmemelerini tavsiye etmelerini ya da fetva vermelerini öneriyor mesela. Atmosferdeki karbon gazının, dolayısıyla da dünyamızın ısınmasının en önemli kaynaklarından biri olan uçaklardan, vazgeçebilir mi Tanrı'nın inananları? Hem de sadece Tanrı'nın yarattığı dünyanın geleceği için. Ya da kutsal kitaplarda belirtildiği üzere kıyamet gününü beklemek mi tek alternatif?