Taşıt mı, bacak mı?

Milliyet'in 9 Haziran 2007 tarihli haberine göre, Kanada'da Patrick Shanahan adlı bir motorlu tekerlekli sandalye kullanıcısına, alkollü şekilde sandalyesini kullanması nedeniyle ceza kesilmiş.
Haber: ERKAN VOLKAN / Arşivi

Milliyet'in 9 Haziran 2007 tarihli haberine göre, Kanada'da Patrick Shanahan adlı bir motorlu tekerlekli sandalye kullanıcısına, alkollü şekilde sandalyesini kullanması nedeniyle ceza kesilmiş. Bu kişi, aldığı para cezasının yanında, 18 ay boyunca tekerlekli sandalyesini kullanamayacak. Patrick Shanahan cezaya karşı, sandalyeyi kullanırken kendinden ehliyet istenmediğini, sandalyesinin ne plakası ne de zorunlu sigortası olduğunu ileri sürüyor. Bu haberi okuyunca aklımda birçok soru ve sorun belirdi.
Sakatların kullandığı araçların trafikte diğer araçlar gibi görülmesi makul müdür? Sandalyenin motorlu olup olmaması, farklı kural uygulanmasını gerektirir mi? Sadece motorlu sandalye kullanarak hareket eden biri için bu sandalyenin kullanılmasının yasaklanması, bu kişinin tek başına dışarı çıkmasına ya da seyahat hürriyetine ket vurma değil midir?
Tekerlekli sandalye bir araçtır. Ve bu araç sayesinde, sakatlar bir yerden başka bir yere gidebilirler. Bu anlamda, bazı sakatları devingen kılan, hayata katan önemli bir araçtır -her türlü- tekerlekli sandalye. Devingen kılmak derken, BM Engelli Hakları Sözleşmesi'nde sözü geçen mobilize etmekten bahsediyorum. Tekerlekli sandalye eğer motorla desteklenirse, araç motorlu oluveriyor. Ve pat, her şey değişiyor.
Aslına bakarsanız, eskilerin deyimiyle "farzımuhal" diyerek başlamalıydım söze ancak Kanada'daki olay "tut ki" ile başlayan varsayımlara gitmemizi gerektirmiyor. Bu haberi okumadan, motorlu da olsa tekerlekli sandalye kullanıcısının diğer sürücülerle bir tutularak değerlendirileceğini bana söyleselerdi inanmakta epey zorlanırdım. Ancak hayatın her şeye gebe olduğunu anlıyorum.
Şimdi ise, Kanada polisi ve yargısı alkollü bir sürücüye ceza verirken, burada irdeleyeceğimiz nüansları dikkate almış mıdır diye merak ediyorum. Kanada'nın hukuk sistemini bilmesem de, büyük ihtimalle Kanada sokaklarında alkollü -hatta sarhoş- gezmek, -başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunulmadığı sürece- bir suç değildir. Gezmekten kastın yaya olarak sokakları dolaşmak olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. E, alkollü bir yayaya ceza verilmesini öngören bir sistem de var olabilir. Yani yaya olsun ya da taşıtla olsun hiçbir şekilde alkollü trafiğe çıkılmamasını buyuran bir kanun tutarlıdır da. Ama makul ve adil midir, o tartışılır.
Alkollü araç sürme yasağı, anlamı anlaşıldığı üzere "araç sürme" eylemine dair. Dolayısıyla, yayalar araç sürmediğinden bu yasaktan muaf. Sorun, sakat taşıtlarının hangilerinin yayalarla aynı kurallara tabi olduğudur. Yani, bedenimizin bir parçası olarak gördüğümüz araçların ne kadarı bedenimizdenmiş gibi kabul görür?
Trafik Kanunu
Tabii ki bu olayın istisna olduğu, ülkemizde bu tarz bir uygulamaya hiç rastlanmadığı ileri sürülebilir. Ama ben işgüzar biri olarak kafa yormaya ve soru sormaya başladım. Bu konu zihnimi gıdıklayınca, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu üzerinde biraz mesai yapmam gerekti. Öncelikle tanımlar üzerinde yoğunlaşmak gerekiyordu. 2918 sayılı Kanun'un Tanımlar üst başlıklı 3. maddesinde araç şöyle tanımlanıyordu: Karayolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adıdır.
Bu tanım birkaç terimin daha tanımlanmasını zorunlu kılıyordu. Bu anlamda, motorlu/motorsuz taşıt terimlerinin ne ifade ettiğini anlamadan sorunun çözülmesi mümkün değildi. Tanımları vermeye devam edeyim: Taşıt; karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlardır. Bunlardan makine gücü ile yürütülenlere motorlu taşıt, insan ve hayvan gücü ile yürütülenlere motorsuz taşıt denir.
Tanımların ışığında, tekerlekli sandalyenin, Karayolları Trafik Kanunu için taşıt olarak değerlendiğini söylemeliyiz. Ancak, tekerlekli sandalyeler motorlu ve motorsuz, -yani insan gücüyle yürütülen, motorla yürütülen- olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ama motorlu da olsa, hareket kabiliyeti, hızı, cüssesi ve -en önemlisi- işlevi değerlendirilirse, motorlu tekerlekli sandalyenin trafikte işleyen diğer motorlu taşıtlardan ayrı kulvarlarda olduğu görülebilir. Zira, bu araçlar hareket gücünü kaybetmiş kimselerin hiç kimseye bağımlı olmadan hareket edebilmelerini sağlarken, bir anlamda, ayaklar yerine kaim oluyor.
Halbuki, Karayolları Trafik Kanunu bile motorlu/motorsuz sakat taşıtları ayrımına gidiyor. Kanunun 77. maddesi, "bu kanun açısından çocuk, hasta ve sakatlara ait motorsuz taşıtların sürücülerine, yayalarla ilgili hükümler uygulanır" demekle yetiniyor. Ancak, motorlu sakat taşıtı kullanıyorsanız ne olacak? Sakatlara uygun hale sokulmuş otomobil ve motor bisikletlerin, yine otomobil ve motor bisiklet olarak değerlendirileceğine, kıyas yöntemiyle ulaşabiliriz. Ya peki motorlu sandalyeler? Kanunumuz bu hususta bir düzenleme yapmamış. Hukuki boşluklar ve onların doğurduğu lastik gibi çekilerek uzayan kanunların, yargının güvenilirliği lehinde olmadığı genel kabul görüyor. Şu halde tek diyebileceğimiz, motorlu tekerlekli sandalyelerin motorlu taşıt vasfında olduğu, bir istisnanın öngörülmediği. Nitekim, ilk duyduğumda komik bulduğum haberi yaratan hukuki durumun ülkemde de geçerli olduğunu anlıyorum.
Bu yazıda savunmak istediğim, sakatların alkol alarak motorlu tekerlekli sandalyelerine atlayıp sokakların tozunu atmalarına göz yumulması değil. Üzerinde durduğum nokta, motorlu da olsa, tekerlekli sandalye kullanıcısı sakatların diğer taşıt kullanıcılarıyla bir tutulmaması gerektiği, onların sandalyelerinin, ayakları olduğudur. Patrick Shanahan sandalyesini kullanırken ehliyete ihtiyacı olmadığını ileri sürerken haklı. Kimseden yürürken ehliyet istenmez ki. Motorlu sandalye kullanıcıları "yayadır".

ERKAN VOLKAN: Av., Bilgi Üni., yüksek lisans