TBMM "Türkçe Komisyonu"

TBMM "Türkçe'de Bozulma ve Yabancılaşmanın Araştırılması ve Türkçe'nin Korunması ve Etkin Kullanımı İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi" amacıyla bir Araştırma Komisyonu kurdu.
Haber: NURETTİN DEMİR / Arşivi

TBMM "Türkçe'de Bozulma ve Yabancılaşmanın Araştırılması ve Türkçe'nin Korunması ve Etkin Kullanımı İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi" amacıyla bir Araştırma Komisyonu kurdu. Türkçe kirlendi, yozlaştı, öldü bitti feryatları göğe yükseldiği için doğrusu böyle bir gelişmede şaşılacak bir şey yok. Dile bu kadar ilgi gösterilmesi elbette sevindirici. Herhangi bir soruna çözümün komisyonlarda değil, bazen uzun yıllar sürebilecek ciddi, zahmetli, zaman zaman sinir bozucu araştırmalarla bulunabileceğini düşünen biriyim. Yine de komisyonun yararlı bilgiler ortaya koymasını yürekten arzu ederim. Ne var ki komisyondan, epeyce taraftarı olan "Türkçe yozlaşıyor, kirleniyor, bozuluyor" vb. gibi bir sonucun ortaya çıkma olasılığı da yüksek. Komisyona yardımcı olabilecek birkaç soru: Hem standart Türkçe hem de yabancı dil öğretiminde neden bu kadar başarısızız? İnsanlar, Türkçe kelime bulamadıkları için mi işyerlerine yabancı isimler veriyor? Neden dil konuları "ciddi" havasındaki programlarda bile şaşılası bir sığlıkla tartışılır? Türkiye'de satılan malların Türkçe açıklamaları olması için neler yapılmalıdır? Dil zaptiyeliği yapan dernekler, mesela Türkçe 'kılavuz' kelimesini niçin 'klavuz' biçiminde yazarlar? Türkiye'de üretilen bilgi yabancı dilde yayınlanırsa neden daha itibarlı olur? Soruları çoğaltmak mümkün, ama yazının asıl amacı o değil?
Komisyondaki konuşmacılardan bazılarının görüşleri basına yansıyor. Mesela şu sözler, özellikle bilgisayar terimlerinin Türkçeleştirilmesine büyük emeği geçmiş olan Prof. Dr. Aydın Köksal'a ait: "Türkçe, eşi emsali olmayan bir bilim dilidir. İngilizce'ye her yönden fark atar. /.../ Türkçe'de bir kirlenmeden bahsediliyor. Türkçe'de kirlenme yok... Türkçe çöküyor. Türkçe, kendisini ölecek diller arasında ilan etti. Üstelik bunu da devlet eliyle yapıyor. Eski bir YÖK Başkanı, 'Türkçe bilim dili olamaz' dedi. Osmanlı döneminde halkın yüzde 90'ı okur-yazar değildi. Bu yüzden Türkçe halk arasında korunmuştur. Fakat şimdi durum tersi. Aydınlarımız, gençlerimiz, yöneticilerimiz, Batı'nın propagandalarına teslim oldular. Bazı insanlar, 'Türkçe'deki Ğ, Ş, Ö ve Ü harflerinden iğreniyoruz' diyorlar. Eğer bir 20 yıl daha üniversitelerde yabancı dille öğretim devam ederse, Türkçe, silinme tehlikesiyle yüz yüze kalacak" (21 Mart 2007, Bugün, s. 5).
Prof. Sayılı, vahim öngörülerde bulunmuş. Ancak bu öngörüler dilbilim verileriyle örtüşmüyor. Yabancı dille eğitimi, eski YÖK başkanının ipe sapa gelmez görüşlerini eleştirirken topuzu biraz değil, epeyce fazla kaçırmış. Yabancı dille eğitimin yararları zararları, Türkçe'nin bilim dili olamayacağı gibi bir safsatayı eleştirmek ayrı bir yazı konusu. Yine de yüreklere su serpecek bir bilgi vermekte yarar var. Türkçe'nin konuşulduğu alanlarda eğitim yüzyıllarca yabancı dillerde yapılmış, devleti yönetenler yabancı dilleri konuşmuş, şairi yabancı dilde yazmış. Ama Türkçe yok olmamış. Kaç kişinin yüksek eğitim aldığı ve bunun dile yansımasının ne olduğu apayrı bir araştırma konusu. Türkiye'de her üniversitede yabancı dille eğitim verilmediği gibi, yabancı dille 20 yıl eğitim sonucu ortadan kalkmış bir dil de yoktur. Prof. Sayılı, eğer gazete haberi doğruysa, biraz abartmak suretiyle konuya dikkat çekmek istemiş olmalı. Ancak Prof. Sayılı'nın sözleri tam aktarılmamış olsa bile, bu tür görüşlerin epeyce yaygın olduğu gözardı edilemez. Bu nedenle dillerin nasıl yok olduğuna kısaca değinmekte ve Türkçe'nin durumuna bakmakta yarar var.
Fark atılamaz
Bugün yeryüzündeki dillerin sayısıyla ilgili farklı görüşler mevcuttur. Verilen sayılar 5,000-6,900 arasında değişiyor. Bu dillerin hepsi, konuşurlarının sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarına cevap verecek zenginlikte. Hiçbiri, bir şekilde insan doğasına daha uygun olma anlamında üstün değil. Hepsi de son derece karmaşık sistemler. Hiçbirinin diğerine "fark atması" diye bir şey söz konusu değil. Antropolojik anlamda ilkel topluluklar olduğu gibi, ilkel diller de olacağı inancı uzun zaman taraftar bulmuş ise de yapılan çalışmalar bunun doğru olmadığını gösterdi...
Yaşayan dillerden bazıları ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Konuşur sayısı bir görüşe göre 6 bin, bir başka görüşe göre de 10 binin altında olan diller bunlar ve dünyadaki bütün dillerin yarısından fazlasını oluşturuyorlar. Ama dillerin yok olmasında nüfus azlığı tek etken değil. 'En kritik' durumda olan diller, 70 yaşın üstünde ve az sayıda konuşura sahip olanlardır. 40 ve üstü yaştan konuşuru olanlar, 'ciddi tehlikede', 20 yaş ve üstü konuşuru olanlar ise 'tehlikede' sayılıyor. Buna karşılık, bir dilin çocuk ve yaşlı konuşuru olduğu halde çocukların hepsi bu dili konuşmuyorsa o dilin güvende olmadığı düşünülüyor. Çocuk ve yaşlı konuşuru olmakla birlikte, konuşur sayısı az olan diller de istikrarlı görülmekle birlikte güvende kabul edilmiyor. Her ortamda ve herkesçe konuşulan dillerin ise güvende oldukları düşünülüyor.
Yok olma tehlikesi altındaki dillerde yabancı dillerden yoğun alıntılar görülse de dillerin yabancı dilden kelime almak, yabancı dille eğitim, işyerine yabancı isim vermek vb. nedenlerle yok olduğu görülmedi. Araştırmacılar dillerin yok olmasında en önemli rolü sosyal işlev kaybının oynadığını söylüyorlar. Dilin toplum içerisinde herhangi bir işlevinin kalmaması, ailelerin çocuklarına anadillerini aktarmaktan vazgeçmeleri dillerin asıl yok olma nedenidir.
Dil yitimi konusuna hümanist bakış açısıyla yaklaşan bilim insanları; bir dilin ölümüyle birlikte o dille üretilmiş yaşama biçimi ve kültür zenginliğinin, bitkiler ve doğal yaşam hakkındaki bilgilerin yok olacağı, mesela Avusturalya yerlilerinde olduğu gibi, konuşurlarda kimlik kaybı sonucu ortaya sosyal sorunlar çıkacağı, diller üzerinde yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda her dilin vazgeçilmez olması vb. nedenlerle, dillerin yok olmasını engellemek için çabalıyorlar.
Devlet idaresinin dili, halkın dili, edebiyatın dili, eğitimin dili olarak; bir doğal dilin kullanıldığı her yerde kullanılan ve her türlü işlevi yerine getiren Türkçe, konuşur sayısı, yayılma alanı ve işlevleri açısından, yok olmak bir tarafa, tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Türkçe, tarihte konuşulduğu alanı sürekli genişletmiş bir dildir. Kelime alışı, başka bir dilde eğitim vb. gibi nedenlerle yok olacak olsaydı şimdiye dek izinin kalmamış olması gerekirdi. Türkçe'nin, ne gelecek 20 yılda, ne 120 yılda ne de öngörülebilir herhangi bir zamanda ölümünü ilan ettiğini gösteren bir şey vardır. Varsa da bir dilci olarak ben göremiyorum. Kimbilir, belki görme becerim bu kadardır.

NURETTİN DEMİR: Prof. Dr., Başkent Üni., öğr. üyesi