TELEVİZYONA TEPEDEN BAKIŞ

Fesupanallah, atv'de pazartesi akşamları gösterilen dizinin adı. Eminiz ki ekran karşısındakiler daha fazla "fesupanallah" çekiyorlardır. Komiseri oynayan Hasan Kaçan'ın Ramazan başladığında gösterilen bölümünde attığı uzun tirad "sözde" ahlakçı bir diziyle karşı karşıya olduğumuz izlenimini veriyor.

  • AB grubunun A'sI
    atv'nin asları
    Fesupanallah Sıla
    Fesupanallah, atv'de pazartesi akşamları gösterilen dizinin adı. Eminiz ki ekran karşısındakiler daha fazla "fesupanallah" çekiyorlardır. Komiseri oynayan Hasan Kaçan'ın Ramazan başladığında gösterilen bölümünde attığı uzun tirad "sözde" ahlakçı bir diziyle karşı karşıya olduğumuz izlenimini veriyor. Ama heyhat, o bile değil. Cem Davran ekranda görününce bu, halkımızın deyişiyle, en ucuzundan "felsefe yapmanın" yerini, ucuz bile olmayan edebiyat alıyor. Cem Davran'ın karşısındaki hanımefendiyle yaptığı konuşmadan kısa bir bölüm: "Aşk barajımın gölünü kuruttun...", cevap "O kadar mı yanıyorsun?", karşı cevap "Siz Kleopatra, size hayranım, hastayım...". Ne var bunda, halk böyle konuşmuyor mu diyeceksiniz? O zaman devam. Kadının eski arkadaşı ikiliyi evde "basınca" Cem Davran'ın kadına karşı kullandığı sıfatlardan bir ikisi: "Lan..." (bolca) ve ardından "Allahın manyağı..." Tabii bir de inanılmaz diyaloglarla Kadir Çöpdemir bölümü geliyor ki ona hiç dokunmayacağız.
    Ne de olsa meslektaş olarak bize en yakın o. Birileri bu dizinin sorumlularına, bu kadar ağır maçoluğun kolaylıkla "travestiliğe" dönüşebileceğini dostça anlatmalı.
    atv'nin çok tutulan dizisi Sıla'nın da bu kanalın diğer dizileri gibi bir tirad modası var. Sırası gelen herkes bir tirad attırıyor. Bizim mercek altına aldığımız bölümde, hastane sahneleri ve "ben aşiret mensubuyum sakın yanılmayın" bolluğu iç bayıltma sınırlarında geziyor. Bu dizinin Kürtleri ötekileştirdiği iddiaları çok yersiz görünmüyor ama biz yine haddimizi bilip bu konuda bir sosyoloğun yazmasını bekleyelim deriz.
    Sonuç: Sıkı bir "erkek" dizisi izlemek isteyenler Fesupanallah'ı atlamasın. Sıla hakkında ise "total" ve de "AB" izleyicisi zaten karar vermiş, biz A'lar ve A-plus'lar da arada kaynayıp gittik.

    Ve, Hatırla Sevgili
    Bu belki de, ekranların en iyi niyetli dizisinin en büyük sorunu, iki ayrı koldan ilerleyen öykülerin nedense bir bütün haline gelememesi. Bu fark, 27 Mayıs dönemi anlatılırken belki fark edilemiyordu ama tarih yakınlaştıkça iyice belirginleşti. Tamamen tesadüf de olabilir ama Sıla'dan hemen sonra başlayan Hatırla Sevgili'nin cam-arkası-solo-tiradları onu da geçti.
    Dizinin bir diğer eksisi kalabalık sahneler. Deniz'in (Berk Hakman) faşistlerce bıçaklandığı sahnede, o yerde yatarken arkada devam eden "çatışma" müsamerenin bir derece üstüydü. Bir "climax" böyle mi harcanırdı? Hele Deniz'in (acaba kaç faktör güneş yağı kullanmıştı o bronz ten için?) sevgilisi Defne'nin (Belçim Bilgin) tam üç kez "Beni korumak için oldu" demesi, iyi gününde olsa bile, biraz eleştirel izleyicinin sinirlerini gerebilirdi.
    Dizinin yüreği solda olsa da aklının merkezde olduğundan kuşku yok. Deniz'in yaralanmasından sonra hastaneden çıkan sağcı Yaşar'ın (Umut Kurt)
    "pis faşist" denerek acımasızca dövülmesi, dönemin "bir onlardan, bir bunlardan" mantığına pek uygundu. Ama o dönemin örgütlenmiş sağ saldırıları ve frukoların yanlı tavrı konusunda dürüst davranıldığını söylemek de boynumuzun borcu. Bir de küçük ayrıntı Deniz vurulduğunda 'Bang-bang' çalıyordu. 68 gençliği (ne demekse?) Bang-bang'i Cher'den (hani vardı ya Sony and Cher) dinledi. Nancy Sinatra'nınki buralarda, Kill Bill sonrasında dile 'düş'tü.
    Sonuç: Ekranın Bıçak Sırtı, Yaprak Dökümü, Ezo Gelin... gibi dizileriyle birlikte, -80 küsurdan- öne çıkan bir yapım. Ahh, bir de dizilerin reyting kaygıları bu kadar kendini belli etmese.

    Almancı töre
    Kanal D'nin Halil ile Menekşe'si, bilinçli yapıldıysa, muhteşem bir "takip, bütün yollar Taksim'e çıkar ya da tesadüfler siz ne büyüksünüz" dramı. Herhalde Doğu'dan gelen töre faciaları kontenjanı doldu ki bu kez kızımız Almanya'dan İstanbul'a kaçan muhtemel bir töre kurbanını oynuyor. İlk iki bölüm standarttı ama bu dizide hafif bir çekicilik ve miktar-ı kafi heyecan olduğunu kabul edelim. Bir de, zavallı Almancı kızla alay eden "burjuva" kadınlar ucuzluğu ve de Taksim'de öpüşen gençler ve aynı anda oralardan geçen çarşaflı hanım manasızlıkları çok yama. Ya da biz A grubuna öyle geliyor.
    Sonuç: Sıkı örgülü senaryo, daha sıkı bir rejiyi hak ediyor. Bir de Menekşe'nin (Sedef Avcı) biraz daha az gözyaşı dökmesi şart.

    Geçerken dokundurma
    TRT 1'in, başrollerinde Janset ve Mustafa Uğurlu'nun oynadığı Evimin Erkeği dizisi, hâlâ, düdüklü tencereden fırlayıp tavana yapışan tavuktan medet uman bir mizah anlayışına sahip dersek herhalde muradımız anlaşılır.
    NTV'nin "Gece Gündüz" programına katılan Sertab Erener'in şu cümlesi de hiç fena değildi ve AB'nin A'sı olarak bizi hasetten çatlattı: "Yapabilitemi, range'imi artırıyor..."
    NTV sunucusu, "Golden League"in (atletizm) son ayağı olan Berlin'i anlatıyor. Atlet Elena Simayeva 500 bin dolar kazanmış ama derecesini yükseltme çabasında, aynı anda uzun atlayan erkekler gibi, alkışla tempo istiyor ama bakın bu nasıl yorumlanıyor: "Bayan atlet, bayanlar ilgiyi severler..." Ne kadar zekice ve erkekçe bir genelleme değil mi?