Terazinin hüznü

''Özlüyorum seni, çöllerin yağmuru özlediği gibi..." 1970'lerden bir Türk sanat müziği şarkısının nakaratı gibi geliyor kulağa, öyle değil mi? Ama gerçekte, 1994 sonları ve 1995 başlarında ülkemiz de dahil olmak üzere Avrupa ve Amerika kulüplerinde DJ'ler...
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

''Özlüyorum seni, çöllerin yağmuru özlediği gibi..." 1970'lerden bir Türk sanat müziği şarkısının nakaratı gibi geliyor kulağa, öyle değil mi? Ama gerçekte, 1994 sonları ve 1995 başlarında ülkemiz de dahil olmak üzere Avrupa ve Amerika kulüplerinde DJ'ler geceyarısının en ateşli anında bu şarkı için play'e bastıklarında yüzlerce insan bir ağızdan, kesik ışıklar altında tekrarlıyordu bu sözleri: "And I miss you, like the deserts miss the rain..."
O zamana kadar 10 yıl içinde sekiz albüm çıkarmış olan alternatif-pop ikilisi Everything But the Girl'i (EBTG) bilmeyen herkese tanıtan Missing adlı bu single grubun Amplified Heart adlı albümüne aitti. ABD listelerinde iki numaraya kadar tırmanan parçanın başarısında, 80'li yıllarda New York'taki disko müziğine klasik disko, Chicago sound, hip-hop ve sampling teknikleriyle yepyeni bir ivme kazandıran Todd Terry'nin remiks'inin büyük payı vardı. Tracey Thorn'un karanlığın içinde dağılan bir sis gibi şarkıyı kaplayan vokalleri, synthesizer'ın kışkırtıcı melodisini müthiş bir uyumla destekleyen ritimle doyumsuz bir dans parçasıydı bu. Thorn aynı yıl içinde, Massive Attack'ın Protection albümünde, aynı adlı parçada ve unutulmaz Better Days'deki vokalleriyle ismini Massive Attack'ın da, EBTG'nin de dışında bir yere taşıyarak kendi hayran kitlesini yarattı. Aslında, Thorn'un o zamana kadar sadece bir solo çalışması olmuştu, o da 1982'de çıkardığı A Distant Shore adlı bir mini-albümdü. 1984'te aynı üniversitede okuduğu Ben Watt'la birlikte EBTG'yi oluşturmalarından sonra geçen 25 yılda ilk kez bir solo projeyle karşımıza çıkıyor Tracey Thorn: Out of the Woods.
Ormanların içinden
Tracey Thorn'un solo bir albüm çıkarmasının nedeni, üç çocuklarıyla birlikte tam tekmil bir aile hayatı sürdürdükleri eşi Ben Watt'la birlikte müzik yapmaya devam etmenin ilişkilerini boğacağından endişelenmesi olmuş. Çocuklar doğduktan sonra Ben Watt, kendine ait Buzzin Fly plak şirketindeki işleri yürütmeye ve DJ'liğe devam etmiş, Thorn da çeşitli projelere katkıları dışında, evinin kadını olmuş bir anlamda, beş yıldır hiçbir kayıt yapmamış. Ama sonunda, çocuklar ona biraz daha az muhtaç olmaya başladıkça, evlerinin bodrumundaki stüdyoya girip gözü bebek monitöründe ve birazdan hangisi ağlayarak uyanacak diye bekleyerek Out of The Woods'u kaydetmeye başlamış. Aslında, Thorn'un uzun zamandır beyninde bir folk albümü yapmak varmış ama yıllar sonra kendi başına yaptığı ilk iş bir folk albümü olursa o zaman onca yıl EBTG olarak yaptıkları dans müziğinde onun bir payı olmadığının, işin bu yönünün tamamen Ben Watt'a ait olduğunun düşünüleceğinden korkmuş. Ve sonuçta, yine de yer yer risk almaktan, yenilikler denemekten kaçmadığı bu albüm çıkmış ortaya.
House'dan fütüristik teknoya
Out of the Woods'un açılış parçası Here it Comes Again ilk anda, Thorn'un geçmişteki tarzının tamamen dışına çıktığını düşündürebilir ama albümün kalanını dinleyince bunun sadece küçük bir oyun olduğu anlaşılıyor. Thorn, bu parça için, insanların durmadan ona sesinin çok güzel olduğunu söylemelerinden bıktığını, bu yüzden bambaşka bir vokal stilinde şarkı söylediğinde de sesinin beğenilip beğenilmeyeceğini görmek istediğini söylüyor. Thorn'un vokalinin Cranberries'in Dolores'ini anımsattığı bu ninniyi andıran parçanın hemen ardından gelen 'A-Z'de keskin bir değişimle 80'li yılların synth'leri çıkıyor karşımıza. Bu parçanın vokal melodilerinde kendini gösteren Zootwoman çağrışımları, albümdeki başka parçalardaki elektro-pop sound'unda da aynı grubu akla getiriyor. It's All True'da EBTG'den alışık olduğumuz Bossa Nova etkileri çok alttan ve çok gizlice yer alırken, asıl etki yine 80'lerin synth popu. New York'un avangard disko çevrelerinden Arthur Russell'ın 'Get Around to It'inin meditatif bir dans parçasına dönüştüğü bu efektlerle zengin cover versiyonunun ardından, yine keskin bir geçişle Hands Up to the Ceiling'in hüzünlü piyanolarıyla başbaşa kalıyoruz. Vector Lovers'ın da katkıda bulunduğu Easy'de Thorn'un vokaline çok yakışmış bir fütüristik-tekno sound'u yer alırken; aynı vokal yumuşak synth-pop sound'u'nun dinleyiciyi sarmaladığı Fallling off a Log'un kemanları, Nowhere Near'ın piyanoları ve flütlerinin yanında da aynı uyumu yakalamayı başarıyor. Watt'ın plak şirketiyle çalışan Lizbonlu Alex Santos'un minimal house etkilerinin duyulduğu Grand Canyon'un ardından, Thorn, Londra'ya ayak basmış herkesin en az bir kez girip çıktığı "Piccadilly istasyonunda oturup ağladım" diye söylüyor o telaşsız hüznünün en güzel tonlarında. Albüm Raise the Roof'un fütüristik sound'uyla kapanıyor.
Tracey Thorn kendisine müziğiniz neden bu kadar üzüntülü diyenlere kızıyor, "Şarkı sözlerime dikkat ederseniz benim Pollyanna olduğumu görürsünüz" diye isyan ediyor. Ama, onun sesinin renginde varolan bir hüzün bu; bazı insanların gözlerindeki gülümsediklerinde bile kaybolmayan hüzün gibi. Ama Thorn, vokalindeki bu hüznü müziğindeki çok renklilikle dengelemeyi biliyor. Albüm boyunca bir şarkıdan diğerine geçerken, hatta birçok zaman aynı şarkının içinde, tıpkı hayatın kendisindeki gibi aydınlıktan karanlığa, karanlıktan aydınlığa sürekli bir devinim mevcut. Zaten o da, ikilikler temasına durmadan geri geldiğini belirtirken terazi burcu olduğunu eklemeyi ihmal etmiyor. Ama Thorn, bu albümüyle sadece terazilerin değil bütün burçların hüznünü kasvete dönüştürmeden tatlı tatlı eritiyor. Tam da yıllardır çocukları için eve kapanmış bir annenin ağırbaşlı şefkati ve esirgeyen inceliğiyle...
Tracey Thorn/ Out of the Woods/ EMI