Terörizm ve 'insan odaklı strateji'

Türkiye'de son dönemde, tüm siyasi gündemi, toplumsal yaşamı ve günlük hayatımızı belirleyen PKK terörizmi adı altında konuştuğumuz sürecin ve olgunun birbirleriyle ilişkili üç önemli boyutu olduğunu söyleyebiliriz.
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

Türkiye'de son dönemde, tüm siyasi gündemi, toplumsal yaşamı ve günlük hayatımızı belirleyen PKK terörizmi adı altında konuştuğumuz sürecin ve olgunun birbirleriyle ilişkili üç önemli boyutu olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, sınır ötesi askeri operasyon tartışmaları içinde ortaya çıkan, "Türkiye'nin Kuzey Irak, dolayısıyla parçalanma sürecine girme riski ve tehlikesini yaşayan Irak bataklığına çekilmesi" olgusu. Bu olgu, PKK terörünün bir ayağıyla, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta oluşan bağımsız ya da güçlü siyasal otonom yapıya sahip Kürt devleti gerçeği bağlamında, diğer ayağıyla, nükleer silaha sahip olma olasılığı olan İran'a askeri müdahale sorusunun giderek ciddileşmesini niteleyen "İran sorunu" bağlamında, alacağı siyasi pozisyonla ilişkili düşünülmesi gerektiğini bize söylüyor. İkincisi, Türkiye içinde Kürt sorunun ağırlıklı yaşandığı yerlerde son dönemde oluşan ve sorunun demokratik ve siyasal çözümünde etkili olabilecek olumlu gelişmeleri ortadan kaldırılıp "bu bölgenin yeniden 1990'lı yıllardaki terörle mücadele endeksli olağanüstü yönetim zamanına döndürülmesi" olgusu. Bu olgu da, PKK terörünün amacını, bir aktör olarak PKK'nın "Kürt sorunu içinde ben tek ve güçlü aktörüm" iddiasıyla ilişkilendiriyor. Ve son dönemdeki terör eylemlerinin, Kürt sorunun tartışılmasında etnik milliyetçiliğin ön plana çıkartılmasını ve bu yolla da sosyal, ekonomik, siyasal, hukuksal çözüm önerilerinin de tartışma sürecinden dışlanmasını amaçladığını bize söylüyor. Üçüncüsü, Türkiye'de farklı kimlikler arası birlikteliğin ve beraber yaşama olasılığının ciddi bir şekilde tahrip olması ve somut düzeyde de, "toplumsal dokunun zedelenmesinin Türk-Kürt çatışması olarak tezahür etmesi" olgusu. Bu olgu da, PKK terörünün amacının, Türkiye'de tepkici ve etnik milliyetçiliği körükleyerek, toplumsal kutuplaşma sorunu yaratmak ve Kürt vatandaşlarımıza yapılacak müdahaleler sonucunda, "artık birlikte yaşayamıyoruz duygusunu toplum içinde yaygınlaştırmak ve derinleştirmek" olduğunu söylüyor.
Terörizmle mücadele-dış politika
Terör eylemlerinin içinde taşıdığı amacının bu üç-boyutlu yapısı, Türkiye'nin bugün çok karmaşık ve çok ciddi risk ve tehlikeler içeren bir süreç içinde olduğunu gösteriyor. Türkiye terörizme karşı mücadelesinde başarılı olmak durumunda. Bu başarı, hem ülke içinde farklı kimlikler arası birlikteliğin ve beraber yaşamın güçlendirilebilir ve sürdürülebilir kılınması için hem de Türkiye'nin, somutta Irak'taki, genelde Ortadoğu bölgesi ve dünya siyaseti içindeki çok ciddi riskler ve tehlikeler yaşayan yeniden-yapılanma süreci içinde güçlü aktör olması için gerekli bir önkoşuldur. Bugün biliyoruz ki, içinde Türk-Kürt toplumsal kutuplaşma ve çatışma sorunu ve riski yaşayan ve bu anlamda ülke için yaşamı toplumsal korku, endişe ve güvensizlik sarmalına yenik düşmüş bir Türkiye, Irak'ta ve Ortadoğu'da ve bu temelde dünya siyasetinde ortaya çıkabilecek gelişmeler karşısında güçlü, kendisi için en iyi kararı alabilecek bir dış politika vizyonu geliştirme kapasitesine sahip olmayacak. Toplumsal barışı zarar görmüş, özellikle de Kürt vatandaşlarının güvenini kaybetmiş, dolayısıyla içinde güçlü olmayan bir Türkiye, dışarısına baktığı zaman da güçlü olmayacak, doğru ve uygulanabilir dış politika vizyonu ve stratejisi geliştiremeyecek.
Dünyanın doğru okunması ile bilgi-akıl temelinde siyasi güç, etki hesaplarının yapılmasının yanı sıra toplumsal destek, siyasi meşruiyet ve ahlaki temel de, başarılı ve etkili dış politika vizyonu geliştirme sürecinin en önemli unsurlarındandır. Bugün PKK terörü üzerine yurtdışında gelişen dış politika yorumlarını taradığımız zaman görüyoruz ki, bu terör çok ciddi bir bölgesel ve uluslararası boyut içeriyor. Bu nedenledir ki, Türkiye'nin sınır ötesi askeri operasyonu ve bu operasyonun biçimi üzerine tartışma, dünya siyaseti içinde çok ilgi çekmiş durumda. Türkiye'nin askeri operasyonu ve bu operasyonun sınır ötesi konuşlanma biçimini alma olasılığı, bu tartışmalar içinde, "Irak'ın parçalanmasını da içeren geleceği" ve "Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulması" boyutlarından, giderek ciddileşen "İran sorunu", hatta bu sorun temelinde "Kürt kıvılcımıyla oluşacak Üçüncü Dünya Savaşı riski" üzerine de yazılan yazıları ve yapılan yorumları görüyoruz. Bu anlamda da, bugün içinden geçtiğimiz süreç ve tartıştığımız konu, terörizme karşı mücadele kadar, güçlü ve etkin dış politika vizyonu gerektiren bölgesel ve küresel sorunlar ve gelişmeler. Daha somut olarak söylersek, bugün önümüzde duran konu ve sorun, "terörizm sorunu", "Kürt sorunu", "Güneydoğu sorunu" olduğu kadar, "Kürdistan sorunu" ve "Küresel savaş sorunu" da, dolayısıyla çokboyutlu, çokkatmanlı, çoknedenselli, çokaktörlü, ve çokdenklemli bir sorun.
"İnsan odaklı çok boyutlu strateji"
Türkiye, bu kadar karmaşık ve ciddi riskler, tehlikeler taşıyan bir sorunla ve bu sorunları tartışma zeminine hakim olan tepkici milliyetçi ve devlet-güvenliği endeksli söylemlerle, stratejilerle baş edemez. Yukarıda vurguladığım gibi, güçlü dış politika için, stratejik kapasite yanında, hatta ondan önce, tartışma sürecinin ilk ölçütü olarak, ahlaki boyutun, dolayısıyla insan odaklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekiyor. İnsan odaklı ve bu temelde geliştirilmiş demokratik normlar ve hukukun üstünlüğü ilkesi üzerine kurulmuş bir dış politika vizyonu, Türkiye'nin dışarıya bakarken içinde güçlü olmasını sağlayacaktır. Toplum içi destek, huzur ve güven duygusu, toplumun farklı kesimleri içinde sağlandığı zaman dış politika vizyonu güçlü olacaktır. Daha somut söylersek, farklılıklarımız içinde hepimiz tarafından ve özellikle de terörün hüküm sürdüğü ve hareket ettiği alanlarda yaşayan Kürt vatandaşlarımız tarafından desteklenen bir dış politika vizyonu, Türkiye'de terörizme karşı mücadeleye ve dış politika vizyonu geliştirme sürecine, tepkici milliyetçi ve devlet-güvenliği endeksli dış politika söylemlerinden çok daha güçlü katkı yapacaktır.
Özünde bir "yöntem", ama "amaçları politik" olan bir yöntem olarak terörizm, her şeyden önce, insanların korkutulması, endişe ve güvensizliğe düşürülmesi yoluyla ülke içi huzurun ve birlikte yaşamanın bozulmasını amaçlar. Bu amacın başarıya ulaşması, ülkelerin hem terörizme karşı mücadelede hem de dış politika kararlarının alınmasında hatalı davranması, yanlış kararlar alması temelinde de kendisini gösterir. 11 Eylül sonrası dünya bu süreci, yeni-muhafazakâr Amerikan dış politikası örneğinde yaşıyor. Türkiye de, bugün, terörizmin, en son amacı ne olursa olsun, kendisini tuzağa düşürme çabasının olduğu bir dönemden geçiyor. Bu dönem, her ne kadar PKK terörünü içerse de, bu terörün hüküm sürdüğü 1994-1999 arası yaşanan dönemden farklı bir dönemdir. Bu farklılık, dolayısıyla terör ile bölgesel-küresel güç mücadelesinin iç içe geçmesi durumu, bugün yaşadığımız 11 Eylül sonrası dünya temelinde, Irak savaşı ve işgali temelinde, Kuzey Irak sorunu temelinde, İran sorunu temelinde ve Ortadoğu'nun yeniden-şekillenmesi mücadelesi temelinde, çokboyutlu ve çokaktörlü yapısıyla kendisini gösteriyor. Tam da bu nedenle, bugün, PKK terörü tartışması, doğru ve etkili bir dış politika vizyonunu gerekli kılıyor. Ve, sadece ulusal değil, aksine küresel-bölgesel-ulusal-yerel etkileşim alanlarında da yaklaşmamız ve çözümlememiz gereken Türkiye'de, terörizme karşı mücadele ile doğru ve etkili dış politika vizyonu, insan odaklı çokboyutlu bir yaklaşımla oluşturulmalıdır.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.