Terörizmle mücadelede 'insani durum'

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinin "istikrarın tepkiye karşı başarısı" ve "reform sürecinin yeniden başlatılması" olarak nitelenmesinden kısa bir zaman sonra, Türkiye yine bir hayal kırıklığı, yine bir sancılı ve krizlere gebe bir döneme girme riskiyle karşı karşıya.
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinin "istikrarın tepkiye karşı başarısı" ve "reform sürecinin yeniden başlatılması" olarak nitelenmesinden kısa bir zaman sonra, Türkiye yine bir hayal kırıklığı, yine bir sancılı ve krizlere gebe bir döneme girme riskiyle karşı karşıya. Terör sorunu, PKK'nın Güneydoğu'da ciddi sayıda insan kayıplarına neden olan saldırıları ve bu sorunla birlikte gelen Kuzey Irak'a askeri müdahalede bulunma olasılığı, AKP hükümetini ve Türkiye'yi ciddi kararlar alması gereken bir kavşak noktasına getirdi.
Terörizme karşı mücadele, hükümetin Meclis'ten "Kuzey Irak'a sınırötesi operasyon yapma" yetkisini aldığı fezlekeyle birlikte yeni bir evreye giriyor. Eğer terörizme karşı mücadele sadece ülke içi değil, sınırötesi askeri operasyonlar da içerecekse, bu mücadelenin hem siyasi hem de meşruiyet temelinde başarılı olması gerekir. Siyasi destek ve meşruiyet kazanmak da, ancak PKK terörizmine karşı verilen ve sınırötesi askeri operasyonu da içeren bu mücadelenin, hukukun üstünlüğü ilkesi ve demokratik normlar temelinde yürütülmesiyle ve PKK terörizminin yer aldığı bölgedeki insanlarımızın siyasal ve duygusal güvenlerinin kazanılmasıyla mümkün olabilir. Aynı zamanda, sınırötesi operasyonların, uzun dönemli ve kalıcı güç yoğunlaşmasına yol açmayacak bir biçimde, kısa zaman dilimi içinde yapılan ve hedefine ulaşmada başarılı olmuş operasyonlar olması gerekiyor. Bu nedenle de, eğer terörizme karşı mücadelede sınırötesi operasyon gerekliyse, yanıt aranması gereken temel soru böyle bir operasyonun başarılı olma olasılığı ve başarının neleri gerektirdiğidir. Terörizme karşı mücadelede "insani durum" kavramını ön plana çıkartmanın ve bu temelde mücadeleye, öncelikle mücadelenin yapıldığı alandaki insanların gözünde, meşruiyet kazandırmanın, başarının önkoşulu olduğunu düşünüyorum.
Acılardan akıl çıkartmak
Terör saldırılarında ölen insanlarımızın, yıkılan yuvaların, yetim kalan çocukların acılarıyla yanıyor yüreğimiz. Ama teröre karşı mücadelede başarılı olmak için akıl ile hareket etmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Çok zor ama, başarılı olmak için, acılardan akıl çıkartarak terör sorununa yaklaşmalıyız. Diğer bir deyişle, tepkici milliyetçi yaklaşımların ve siyasi rant kavgalarının gerisinde bir alanda, hem acıları içimizde taşıyarak ahlaki ve etik bir konum alarak hem de başarılı olmak için akıl yoluyla hareket eden rasyonel stratejiler izleyerek terörizme karşı mücadeleyi sürdürmeliyiz.
Terörizme karşı mücadelede başarılı olmak için gerekli, ahlaki ve etik konumla rasyonel siyasal stratejiyi ilişkilendiren, birbirleriyle eklemleyen anahtar, "insani durum" kavramıdır. Terörizme karşı mücadelede insani durumu söylemimizi ve stratejimizi kuracağımız temel kavram yapmak:
- birinci olarak, terörizmi devlet güvenliğine karşı bir saldırı olarak değerlendirmekten önce, "insanlığa karşı yapılmış bir eylem ve işlenmiş bir suç" olarak görmeyi,
- ikinci olarak, terörizme karşı mücadeleyi tam anlamıyla "hukukun üstünlüğü ilkesine ve demokratik normlara bağlı" bir hareket tarzıyla yapmayı,
- üçüncü olarak, terörizme karşı, terörist gruplara ve örgütlere karşı hiçbir şekilde taviz vermeyerek, çok net bir temelde "sıfır toleranslı bir tavır" almayı, dolayısıyla terör eylemini yapanlara karşı göreceli yaklaşımlar yerine, insanlığa karşı suç işleyenler olarak mutlak ve bu bağlamda uzlaşmasız bir yaklaşımı,
- dördüncü olarak, terörizmin hareket alanı içindeki insanların "siyasal ve duygusal güvenini" maksimum düzeyde kazanmayı,
- beşinci olarak da, terörizmin kaynağına, yoksulluktan, işsizliğe, adaletsizlikten dışlanmaya, eşitliksizlikten ötekileştirmeye kadar farklı sorunlarla eş zamanlı ilgilenmeyi içeren "çok boyutlu ve çok katmanlı bir yaklaşımla" gidilmesini zorunlu kılar.
Ancak bu ilkeler temelinde hareket ettiğimiz zaman, terörizme karşı mücadelemizde insani durumu önplana çıkartarak, meşruiyet temeli olan iyi yönetimi harekete geçirebiliriz. Hem mücadelenin yapıldığı alandaki insanların gözünde hem de ulusal ve uluslararası düzeyde desteklenen bir hareket tarzına sahip olabiliriz. Bu noktada, insani durumun önemini sergileyen aydınlatıcı ve aynı zamanda önemli dersler çıkartmamız gereken örnek olay, 11 Eylül terörü sonrası uygulanan "terörizme karşı küresel mücadele politikası" ve bu politikanın savaş, işgal ve hukukun üstünlüğü ilkesini askıya alan hareket tarzının bugün içine düştüğü çıkmaz ve içerdiği başarısızlıktır. 11 Eylül terörü ertesi günü, 12 Eylül 2001 günü, tüm dünya, dinsel ve etnik köktenci grupların dışında, "hepimiz Amerikalıyız" duygusuyla terörizme karşı mücadele için desteğini verdi. Bugün, aradan geçen altı yıl içinde, yeni muhafazakâr Bush yönetiminin uyguladığı ve yukarıda sıraladığım ilkelerin hepsini ters çeviren, "terörizme karşı küresel mücadele stratejisi" çok ciddi bir siyasi yenilgiyle, küresel düzeyde çok ciddi bir meşruiyet sorunuyla ve giderek yaygınlaşan bir "anti-Amerikanizm dalgasıyla" karşılaştı ve özellikle Irak'ta, sayıları 700 bine yaklaşan sivil kayıplarla, çok ciddi bir insan trajedisinin yaşanmasına neden oldu. Bu bağlamda da, bugün, en azından kuramsal ve yöntemsel düzeyde, insani durum temelinde terörizme karşı mücadelenin, dolayısıyla acıyla aklı ve ahlaki/etik konumla rasyonel stratejiyi ilişkilendiren ve eklemleyen bir yöntemin terörizme karşı mücadelede başarılı olmanın anahtarı olduğunu biliyoruz.
Yeni muhafazakâr Bush yönetiminin terörizme karşı küresel mücadele politikasının bugün karşı karşıya kaldığı siyasi yenilgi ve meşruiyet sorunundan da ders çıkartarak, PKK terörizmine karşı mücadele ve bu temelde Kuzey Irak'a sınırötesi askeri operasyon sorusunu tartışmalıyız. Bu mücadelenin başarılı olması, yukarıda sıraladığım ilkeler ışığında hareket etmesine, dolayısıyla da, bir taraftan terörizme sıfır tolerans ilkesiyle yaklaşırken, diğer taraftan da Kürt vatandaşlarımızın "siyasi ve duygusal güvenini" kazanacak bir yaklaşıma sahip olmasına bağlıdır. Bu da, önce terörizme karşı mücadele, sonra demokratik-ekonomik-siyasal çözüm ayrışması yapmadan, demokratik reformu terörizme karşı mücadelenin özü olarak görmeyle olur. Kürt vatandaşlarımızın içinde bulunduğu çok ciddi yoksulluk ve işsizlik sorunlarına eğilen, özellikle çocukların ve gençlerin, geleceğe karşı umutsuzluk ve dışlanma duygularını değiştirecek sosyal adalet reformlarını yapma iradesinde olan ve en önemlisi, bölgeye hukukun üstünlüğü ilkesi ve demokratik normlar temelinde yaklaşan bir 'terörizme karşı mücadele', siyasi ve meşruiyet düzeylerinde eşzamanlı başarılı olma şansına sahiptir.
Bugün bu güveni almanın koşulları var. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde, Kürt vatandaşlarımız, istikrar ve ekonomik kalkınma temelinde, Güneydoğu bölgesinde sadece etnik temelli oy kullanmadı ve AKP'yi bölgede birinci parti konumuna getirecek derecede desteklediler. Dolayısıyla da, "biz, şiddet ve etnik ayrımcılık değil, refah, sosyal adalet, geleceğe güven ve demokrasi istiyoruz" dediler. Ve bu şekilde de, hükümet partisi AKP, bölgede güçlü siyasi aktör konumuna geldi. İkincisi, DTP'nin Meclis'e girmesi ve grup kurması, terör ve şiddet hariç, Kürt sorunuyla ilgili taleplerin Meclis'te, parlamenter demokratik zeminde tartışılması olasılığını doğurdu. Siyasi temsil olasılığı, Kürt sorununda çözüm için şiddetin değil müzakerenin esas olması imkanını da beraberinde getirir. DTP teröre karşı sıfır toleranslı olmalıdır, ama DTP'nin Meclis'teki varlığı da bugün Kürt sorunun çözümünde ve terörizme karşı mücadelede başarı için önemli bir şanstır. Bu şansı Türkiye kullanmalıdır.
Eğer sınırötesi operasyon üzerine yapılan tartışmalarda, siyasi-stratejik düzeyle, Kürt vatandaşlarımızın içinde yaşadığı insani durumla ilgili sorunlara çözüm bulmayı birbirinden ayırırsak, dolayısıyla da, insani durumu siyasal stratejiden dışlarsak, terörizme karşı mücadelede başarılı olma şansımız çok düşük, gerçekte olanaksızdır. Doğrudur, siyasi başarı rasyonel siyasi stratejilerle olur, ama güven ve meşruiyet siyasi başarının önkoşuludur.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.