Terörün amacı

Adolf Hitler, Kavgam adlı kitabında, "Aklı kolayca yenmenin yegane yolu, güç ve terördür" der. Hitler'in bu önerisini nasıl hayata geçirdiğini, güç, terör ve abartılı yalan yoluyla, Almanya'yı ve dünyayı nasıl kan ve dehşete sürüklediğini biliyoruz.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Adolf Hitler, Kavgam adlı kitabında, "Aklı kolayca yenmenin yegane yolu, güç ve terördür" der. Hitler'in bu önerisini nasıl hayata geçirdiğini, güç, terör ve abartılı yalan yoluyla, Almanya'yı ve dünyayı nasıl kan ve dehşete sürüklediğini biliyoruz. Bugün Türkiye toplumunu bekleyen en büyük yakın tehlike, güç ve terör yöntemlerine teslim olup aklını yitirmesidir. Laiklik, türban, zorunlu din dersi, mahalle baskısı, polis devletine dönüş, kamu mülkünün yağmalanması ve benzeri günlük endişelerimizi kat be kat aşan, yakın ve büyük tehlike budur.
Sorunun geldiği noktadaki karmaşıklık dikkate alındığında, bu durumun ilk sorumlusu kimdir sorusunu sormak, tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıktı sorusunu sormakla eşanlamlıdır. Sanırım hukuk devleti ve parlamenter demokrasi koşullarında, bu soruya bugün verilebilecek bir tek yanıt vardır. O yanıtı, Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabipler Odası ve Diyarbakır Sanayiciler ve İşadamları Derneği Başkanları tüm açıklığıyla dile getiriyorlar. Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, "silahlı şiddetin, sorunların çözümünden yöntem olarak çıkarılması gerektiğini" ısrarla vurguluyor ve çözümün olmazsa olmaz ilk adımının "demokratik yöntemin sorunların çözümünde öne çıkması olduğunu", bunun için "örgütün kendi kararıyla silahlı şiddeti sonlandırıcı tedbirleri alması, silahlı şiddeti yöntem olarak devreden çıkarması" gerektiğini, daha önce birçok kez ifade ettiği gibi, yeniden ve ısrarla söylüyor. Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk'ün söyledikleri ise, demokrasi lafını ağzından düşürmemekle beraber demokrasiyi sadece kendi antidemokrat emelleri için bir araç olarak gören çevrelere verilmiş sade bir yanıt: "Demokratik talepler için adam öldürüldüğü, dünyanın hiçbir yerinde hele hele çağımızda görülmemiştir. Hem demokratik talepler diyeceksiniz hem de asker öldüreceksiniz. Bu izah edilecek bir şey değildir. Demokrasi isteyenler önce kendileri demokrat olmalıdır".
Burada hemen bir düzeltme yapalım. Demokrat olmayanların da demokrasi isteme hakları vardır ama bunun oportünizm olduğunu, istedikleri demokrasinin de demokrasi olmadığını söylemek, bunu teşhir etmek hakkı da vardır. PKK yaftası altında toplanmış oluşum veya oluşumlar, demokrasiyi ve insan haklarını sadece oportünist biçimde dile getirip açık biçimde kendi içinde ve çevresinde şiddeti tahakküm yöntemi olarak kullanıyor ve genel olarak şiddet kullanımını yüceltiyorlar. PKK, bu anlamda, terör yöntemini de benimsemiş bir örgüttür. Bu konuda lafı eveleyip gevelemek, terör yönteminin koşullara göre başvurulabilecek bir yöntem olduğunu kabul etmektir.
Bilinçli şiddetin meşruiyeti
Bugün 15 yıl öncesine, o kanlı boğuşmaya geri döndüğümüz endişesini haklı olarak hepimiz taşıyoruz. O kanlı dönemin en endişe verici anında, 1992 Haziran ayında, Birikim dergisi "Terörizm ve Şiddet" başlıklı bir dosya yayımlamıştı (sayı: 38-39). Bu dosyada yer alan bir dizi önemli yerli ve tercüme yazı arasında, benim de "Bilinçli Şiddetin Meşruiyeti" başlıklı bir yazım yer almıştı. Bu yazıdan birkaç alıntı yaparak, gereksiz tekrardan tasarruf etmek istiyorum: "Terör, siyasal şiddetin bir türevidir. Terörizm, şiddet eyleminin siyasal hedeften özerkleşmesi, kendi başına anlamlı olmaya başlaması, eylemin toplumsal pratikten giderek uzaklaşması ve hatta adına davranılan toplumsal hareketle şiddet eyleminin ters düşmesine denk düşer. Terörizmin söyleminde de şiddet veya zor, toplumsal-siyasal bir hedefe ulaşmak için bir araç konumundadır. (...) Bir yıldırma hareketi olarak terörizm, siyasal pratiğin reddi ve terör eylemini sergileyen aktörün toplumsal harekete ikame olmasıdır. (...) Terör, şiddetin evrenselleşmesidir. Bilkuvve herkesi, terör eylemine uzaktan sempatiyle bakanları da kapsayan eğilimsel bir evrenselleşmedir bu".
Terör eyleminin amacı, terör kurbanlarının rastlantısal olarak evrenselleşmesi yöntemiyle hedef kitleleri yıldırmaktır. "Ne olacaksa olsun, bitsin bu iş!" dedirtmektir. Bu, ilk elde terör yöntemini kurgulayanların üzerine daha fazla gidilmesine yol açacak olsa da, özellikle dini ve etnik temalı şiddet eylemlerinde, gruplar arasındaki uçurumun da açılmasına neden olur. Etnik veya dini kimliğe önem atfedenlerin, terör eylemini hayata geçirenlerin o "biz"in içinde yer aldığını dikkate alması refleksini tetiklemeyi amaçlar. Sonuçta, "onlar da çocuklarımız" sözünü söylemek zorunda bırakır. Bırakır, çünkü bu sözü söyleyen de kimlik bunalımı içindedir. Yurttaş aklı ile etnik aklının emrettikleri arasında gerilimi yaşar ve bu gerilim de demokratik bilincini yaralar. "Ona terör eylemi dersek, biz de sizleşiriz" diyebilir. Çünkü şiddeti sahneye koyan güçler, topluluğun "biz" ve "siz" olarak bu konuda ayrılmasını arzuluyor. Bu arzularında başarısız olduklarını söyleyemeyiz.
Herkesin terörü
Siyasal şiddet yöntemi ile siyasal görüntülü terör eylemi arasındaki sınırın çok ince olduğunu, tutarlı bir demokrat duruş terk edildiğinde, herkesin terörünün farklı olacağını da biliyoruz. PKK ile yakın ilişkileri olan Fırat Haber Ajansı, geçtiğimiz perşembe günü şu başlıkla bir haber yayınladı: "Celal Talabani'nin Pasdaran sevgisi!".
Haberde, Talabani'nin, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü'nü terör örgütleri listesine alan Amerikan yönetimine tepki göstererek, "Devrim Muhafızları Ordusu İran'ın en büyük askeri gücüdür, terörist örgüt olarak nitelendirilemez" demesi, ironik bir dille aktarılıyor. Haber, "polis, istihbarat, yargı, medya, kilit önemdeki savunma sanayi, nükleer tesisler ve boru hatlarının işletmesini elinde tutan Devrim Muhafizları, aynı zamanda Doğu Kürdistan'da çok sayıda cinayet ve katliamın da sorumlusudur" cümlesiyle bitiyor. Görülen o ki, haberi kaleme alanlar, İran Devrim Muhafızları'nı küresel terör örgütü listesine alan ABD kararına Talabani'nin karşı çıkmasından rahatsız olmuşlar. PKK'nın İran'daki kardeş örgütü PJAK'ın aylardan beri çok kanlı biçimde çatıştığı Devrim Muhafızları'nın ABD tarafından terörist ilan edilmesi PKK çevresini epey bir sevindirmiş, Talabani'nin tavrı ise kızdırmış.
Devrim Muhafızları veya ona bağlı Kudüs Gücü'nün ABD tarafından küresel terör örgütü ilan edilmesini alkışlayanlar, PKK'nın terör örgütü olarak nitelenmesine "faşizm", "bağnaz milliyetçilik", "TC'ye teslimiyet", vb. sözlerle yanıt veriyorlar. Hatta belki "küresel emperyalizmin yardakçılığı" olarak da tanımlıyorlardır. Bütün dünyaya sadece ve sadece kendisi merkezli bakmak işte böyle bir şeydir.
***
Hitler'in sözünü, Hitler'in kendi toplumuna ve insanlığa yaşattığı kanlı macera ışığında sanırım şöyle tamamlamak gerekir: Aklı yenmek için önce kendi aklını yenmek gerekir. Terör yöntemi, o yönteme başvuranların da insana özgü olan akıllarının devredışı kaldığı noktada harekete geçer.