The Beatles'la 60'lar

Günümüz pop müziğinin temellerini atan şarkıları, temel hissiyatları dile getirmek için kullanmak çok iyi bir fikir değil mi? Bu cin fikir Julie Taymor'a ait. Yönetmenin bu hafta gösterime giren müzikali Across the...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Günümüz pop müziğinin temellerini atan şarkıları, temel hissiyatları dile getirmek için kullanmak çok iyi bir fikir değil mi? Bu cin fikir Julie Taymor'a ait. Yönetmenin bu hafta gösterime giren müzikali Across the Universe tamamen Beatles şarkıları ekseninde gelişiyor. Karakterlerin isimleri dahi (Jude, Lucy, Prudence) Beatles şarkılarından alıntı.
Taymor'ın Beatles şarkıları kullanmasının bir sebebi daha var. 1960'ların atmosferini perdeye getirmenin bir yolunu bulma isteği... Across the Universe'de 1960'lara dair neredeyse her şey var. Britanya kaynaklı pop müzik devrimi, antimilitarizm, Vietnam, Martin Luther King, beatnik'ler, cinsel uyanış, "baby boom" ve tabii uyuşturucular.
Böylece dallanıp budaklanan hikâyenin çıkış noktası ise gayet basit. Beatle'ların memleketi Liverpool'dan genç bir tersane işçisi Jude (Jim Sturgess) meçhul Amerikalı babasını bulmak üzere okyanus aşıyor. Yeni ülkesinde tesadüfler sonucu hem New York boheminin, radikal politiklerin göbeğine düşüyor hem de hayatının aşkı Lucy'yle (Evan Rachel Wood) biraraya geliyor. Bu sade olay örgüsünün kapsamını genişleten ise Beatles şarkılarının vesile olduğu yan hikâyeler ve Julie Taymor usulü coşkun mizansenler.
Taymor'ın vahşi Shakespeare uyarlaması Titus'ta ve Kahlo biyografisi Frida'daki oyuncaklı mizansenlerinin benzerleri Across the Universe'de de mevcut. Yönetmen yine meramını anlatmak için animasyon, abartılı makyaj ve türlü efektin kullanıldığı sahneleri art arda sıralıyor. Asit sahneleri ise tabii ki filmin en renkli olduğu, gerçeklik boyutunun en boşlandığı bölümleri. Haliyle akla Beatles'ın bizzat parçası oldukları kült 'psychedelic' animasyon Yellow Submarine ve birebir etkiledikleri diğer müzikaller geliyor.
The Beatles'ın çapı
Yellow Submarine, Beatles külliyatının nelere kadir olduğunun erken bir örneği. 1968 tarihli yapım, hâlâ bir animasyon şaheseri addediliyor. 'Psychedelic' çizgileriyle dönemin ruh haline dair ilk akla gelen referanslardan birisi olmasını bir kenara bırakalım. Yönetmen George Dunning'in Beatles esinli bir masal perdeye getirdiği film, çoğu kaynakta MTV vakasının da öncülü sayılıyor.
Beatles'ın ilk ortaya çıktıkları dönemde yarattıkları sarsıntının bugünkü izlerini tespit etmek kolay. Orijinal sarsıntının boyutlarını öğrenmek için ise o dönemden bir filme bakmanın yararı var. A Hard Day's Night, Beatles çılgınlığını en yoğun döneminde kayda alan eğlenceli bir belgeselimsi. Tabii ki konu Beatles olunca belgeselin kapsamı genişliyor, iş türler arası neşeli sıçrayışlarla ilerleyen bir olay örgüsüne varıyor. Beatles'ın tek bir günü ve hayranlarıyla ilişkisi, yönetmen Richard Lester'a döneminde yenilik nişanı sayılan çeşitli teknikleri kullanma imkanı veriyor. Ne de olsa dönem 1960'lar, Beatles da o yılların en neşeli, en yeni mevzuu. Zaten grubun Richard Lester'la ikinci işbirliklerini, Help!'i de bu neşe şekillendirmiş gibi. Gerçi Beatles üyeleri, çeşitli vesilelerle bu filmden hiç memnun olmadıklarını dile getirmişler ama Help!'in absürd ve masalımsı hikâyesi, grubun o dönem neye tekabül ettiğini görmek isteyenlere çok şey vaat ediyor.
Robert Zemeckis de yıllar sonra Beatles'ın dönemine etkisini çok kişilikli, kaotik bir komediye malzeme yaptı. Her Beatles filmi gibi ismini grubun bir şarkısından alan I Wanna Hold Your Hand, sarsıntıyı seyirci üzerinden vermesiyle özel bir örnek. Mekân New York, tarih Beatles'ın Ed Sullivan Show'da ilk kez çıkacakları 1964. Liverpool'lu ekibin okyanusun öbür yakasına ayak basacak olması çapı geniş bir çılgınlığa yol açıyor. Düğününün arifesinde grup üyelerinden biriyle yatmayı kafasına koyan genç kız, saplantılı bir ergen hayran, Beatles'ın fotoğrafını çekip köşe dönmeyi hesaplayan bir gazeteci, show öncesi New York'a üşüşüyor. İşin içine Beatles'ı protesto eden 'harbi' rock'n roll'cular da katılınca Beatles'ın o dönem nasıl bir yarılmaya vesile olduğu da iyice su yüzüne çıkıyor.
Across the Universe'ün su yüzüne çıkardığı ise Beatles'ın Beatlemania'dan soyutlandığında da etkisinden bir şey kaybetmemesi. Filmde Beatles'ın külliyatına gani gani gönderme olsa da onlara ilişkin doğrudan bir unsur kullanılmıyor. Ama bu onların şarkılarının ne kadar kapsayıcı ve dönemini belirleyici olduğunun görünmesini engellemiyor. 'I Want You' hem Sam Amca'nın asker çağırma sloganı hem de bir aşk şarkısı olabiliyor. 'Strawberry Fields' de aşk acısını dillendirdiği sırada Vietnam savaşındaki bir erin halet-i ruhiyesi de yansıtabiliyor. Julie Taymor da elindeki bu malzeme ve müzikalin güzellikleri sayesinde -neyse ki- uçtukça uçabiliyor. Beatles külliyatı 40 yıldır yönetmenlere bu imkanı veriyor.