Tiyatroda bellek sorunu

Antik Yunan oyunları bugün sadece Batı tiyatrosunun değil medeniyetinin de temellerini oluşturan önemli bir kültür mirası olarak değerlendiriliyor.
Haber: BURCU YASEMİN ŞEYBEN / Arşivi

Antik Yunan oyunları bugün sadece Batı tiyatrosunun değil medeniyetinin de temellerini oluşturan önemli bir kültür mirası olarak değerlendiriliyor. Bu oyunların Antik Yunan'da başlayan serüveni korunarak, saklanarak ve çoğaltılarak, Helenistik dönemde İskenderiye ve Bergama'da devam etti. İskenderiye ve Bergama'daki kütüphaneler bilim merkezleri gibi çalışarak bu oyunların derinlemesine incelendiği, nasıl oynandıklarına dair notlar alındığı ve elyazmaları ile çoğaltıldığı merkezler oldu. Ardından Batı Roma'nın zayıflamasıyla birlikte oyunların çoğu Bizanslı rahipler ve araştırmacılar tarafından İstanbul'a getirildi ve asırlar boyu İstanbul'da saklandı. Ancak oyunlar, 4. Haçlı seferi gibi yağmalar sonucu İstanbul'da da büyük badireler atlattı. Bu şehrin kütüphanelerinde, üniversitelerinde ve manastırlarında itinayla korunan eserler, 15. yüzyılda Avrupa'ya götürülerek bir medeniyetin temellerini oluşturdu. Çağlar boyu süren zorlu yolculuktan sonra Yunan oyunları bugün Avrupa'da İÖ 3. yüzyılda kopyalanmaya başlayan ve nesilden nesle aktarılan elyazmaları, koro, oyuncular vb. hakkındaki küçük notlarla birlikte özellikle İngiltere ve İtalya'da itinayla korunuyorlar.
Tiyatroyu saklamak, aktarmak ve yaşatmak zor bir meşgale. Tiyatro sevgisinin ötesinde ciddi bir uzmanlık ve ekip gerektiren bu uğraş için İngiltere'den Tayvan'a tiyatro müzeleri, yine İngiltere, Fransa, Yunanistan, Almanya ve ABD'deki kütüphaneler, Oxford, Cambridge, Atina ve Harvard gibi üniversitelerin sadece tiyatronun geçmişine yönelik bilgileri toplama ve bunları yayına dönüştürüp araştırmacılara sunmakla sorumlu bölümleri, enstitüleri mevcut.
Her sergilenişinde değişen, her gösterimi farklı olan bir deneyimi baki kılmaya çalışmak, bu deneyimi arşivlemek neredeyse imkansız. Bugün Türkiye'de pek çok tiyatro kurumunun yaptığı -oynanan oyunları kaydetmek- tiyatroyu canlı tutmak için çok önemli ve değerli ama yeterli mi? Videoya çekilen görüntülerde seyircinin algısını göremiyorsunuz. Bu görüntüler size oyunun sahneye konuluşunun arkasındaki sosyal, siyasi, sanatsal bağlamı anlatmıyor. Meslekleri bu oyunları değerlendirmek olan eleştirmenlerin, akademisyenlerin düşüncelerini öğrenemiyorsunuz. Oynanan oyunları dünya tiyatrosu bağlamında bir yere oturtamıyorsunuz.
Tiyatronun belleği dergiler
Dünya tiyatro mirasının korunmasında İstanbul'un çok büyük bir rol oynadığını belirttik. Bugün Türkiye'nin tarihinden gelen bu misyonu layıkıyla yerine getirdiğini söylemek ise mümkün değil. Ankara'daki Milli Kütüphane ya da Beyazıt Kütüphanesi'ne gittiğinizde Darülbedayi dergisini veya Tatbikat Sahnesi'nin çıkardığı tiyatro dergilerini ilk sayılarından itibaren görebilirsiniz. Bu dergiler Türk tiyatrosunun tarihi ve belleği olarak değerlendirilmeli. Ne yazık ki artık hiçbiri yayınlanmıyor. Oysa ki onları üreten kurumlar, yani Devlet ve Şehir Tiyatroları hâlâ yaşıyor, hatta hâlâ seyircilerin en fazla tiyatro seyretme imkanı bulduğu kurumlar olarak önemli bir işlevi sürdürüyorlar. Ama bu tiyatroların artık belleği yok. Asırlar boyunca her yağmadan sonra tekrar yaşatılmaya çalışılan dünya tiyatro mirası bu konumuyla ne yazık ki Türkiye'de tiyatronun kaderini elinde tutanlara ilham kaynağı olamıyor. Hiçbir yağma veya savaş tehlikesi olmadığı halde gelecek nesillere kaynak aktarmak, tiyatroyu yaşanmış ve yaşayan bir sanat kılmak için kimse harekete geçmiyor.
Bugün artık yayımlanmayan Devlet Tiyatrosu ve Türk Tiyatrosu dergilerinin tiyatroda bellek sorununu nasıl çözdüğü bu bağlamda önem kazanıyor. Yayını 1980'lerde sona eren bu dergiler, Türk tiyatrosunun gerçek anlamda çağdaşlaşmasına, ilerlemesine, bilgilenmesine ve hatırlamasına yönelik çok önemli görevler üstlenmişlerdi. Öncelikle en çok tiyatro oyununun sergilendiği bu tiyatrolar, bu oyunlar hakkında bilgi veriyor, yönetmenin veya oyun yazarının oyun hakkındaki görüşlerini duyuruyorlardı. Dönemin ünlü yazarları ve tiyatro eleştirmenleri bu oyunları eleştiriyor, bazen bu oyunlar hakkında yayımlanmış gazete eleştirileri de bu dergilerde yer bulabiliyordu. Türkiye'de ilk defa oynanacak olan yabancı oyunlar için ise oyun, yazar ve dönem hakkında bilgilendirme yapılıyordu.
Dünyaya açılan pencere
Devlet ve Türk Tiyatrosu dergileri tiyatro severlerin dünyaya açılan pencereleriydi Dergilerde sık sık başka ülkelerin tiyatrolarıyla ilgili araştırmalar birbirini takip eden sayılarda tefrika edilirdi. Almanya, Çin, Japonya, Norveç, Polonya, Rusya ve Bulgaristan Tiyatroları... Dünyadaki önemli tiyatro festivallerinde olup bitenlerle ilgili festivallerle eşzamanlı yazılar yazılır veya turneye giden tiyatro gruplarının dışarıda yaptığı gözlemler aktarılırdı. Turneye giden oyunlar hakkında dış basında yazılanlar ve yabancı seyircinin tepkilerini de okumak mümkün olabiliyordu. Dünya tiyatrosu ve performans sanatları hakkındaki bilgi bugün olduğundan çok daha fazlaydı ve bir kıyaslama yapma imkanı vardı. Bugün Türk tiyatrosu konusunda araştırma yapan akademisyenler için bu dergilerin başlıca referans kaynağı olduğunu belirtmekte fayda var. Metin And, Sevda Şener, Cahit Irgat ve nice tiyatro yazarı ya da akademisyen Türk tiyatro tarihi veya tiyatronun bugünüyle ilgili akademik çalışmalar yapar, onların yayınlayacağı kitapların müjdesi ilk bu dergilerde verilirdi. Maarif Vekaleti'nin Türkçeye çevirdiği yabancı oyunların reklamları da yine bu dergilerde bulunurdu. Kaybettiğimiz veya hayatta olan duayenlerin portreleri de ayrıntılı olarak yayınlanırdı. Bu dergilerin eğitime olan katkısı sadece teoriyle de sınırlı değildi. Tiyatro prodüksiyonunun her unsuruyla ilgili (makyaj, dekor, kostüm, mask, ışık) eğitici yazılar tefrika edilir, profesyonellere yönelik ipuçları verilirdi.
Atladığım çok şey vardır ama abarttığım hiçbir şey yok. Bugün bu kadar fazla işlev barındıran bir tiyatro dergisi bulmak maalesef söz konusu değil. Aslında kabul etmeliyiz ki, bundan 30 sene öncesinden daha az şey biliyoruz, daha dar bir alanda tiyatro yapıyoruz. En acısı da bunu fark etmiyoruz bile. Çünkü bir belleğimiz yok.

BURCU YASEMİN ŞEYBEN: İstanbul Bilgi Üni., Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi, öğretim görevlisi