Topuk

Bizde topuktan vururlar. Mafya eylemi değil. Kendi kendini topuktan vurma. Her türlü bireyimiz ve ayrıca devletimiz meraklıdır.
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Bizde topuktan vururlar. Mafya eylemi değil. Kendi kendini topuktan vurma. Her türlü bireyimiz ve ayrıca devletimiz meraklıdır. Geçen gün Beyoğlu Bekar Sokak'taki büromuza gelen bir e-postayı özetliyorum: "B. Oran'ın seçim propagandası için hazırlanan fotoğraf ve kamera çekiminde yer aldım. Kendisinin hizmet alan-hizmet veren argümanını biliyordum. Belki Meclis'e girince hizmet verene de sıra gelirdi, fikri değişirdi, vs. Ama cumartesi günü üzerine basa basa 'Başörtülü üniversitede ders alabilir, ders veremez' dedi. Kendisine verdiğim desteği, zaten küçücük de olsa, geri çekmek istiyorum. Kamera ve foto görüntülerimin bir işe yaramasını istemiyorum. Beni rahatsız edecek, başörtülü arkadaşlarım yüzünden de vicdanımı kurcalayacak. Çıkarılmasını talep ediyorum".
"Daha Demokratik Bir Türkiye İçin" konferansında tebliğ sıramı bekliyorum, devasa firmasını seferber ederek ve bizzat cepten harcamalar yaparak reklam kampanyamızı örgütleyen Nesteren Davutoğlu'yla oturuyoruz, önümüze ciddi biçimde örtünmüş bir hanım kız geldi oturdu. İkimiz de merak ettik nereden haberi olduğunu. Yanına gittik. Konuşurken, üniversiteye hem başörtülü hem mini etekli girilmesini savunduğumuzu söyledik. "Ama, kantinde şurada burada 'ahlaksız davranışlar' göstermemek şartıyla tabii" dedi. Yani, kendisini üniversiteye sokmayanların tam da bu türden tutumlardan beslendiğini düşünmeden kendini topuktan vuruverdi.
Vurulan Sur Belediyesi değil, devlet
Kendini vurma örnekleri gırla. AKP, başta Yalçınbayır, bütün insan hakları savunucularını temizledi. DP Susurlukçu Bucak'ı Urfa'da birinci sıraya koydu. CHP 301'i hâlâ savunuyor. Bir örnek de Kürtlerden lazım ama, bana vermemek yaraşır; anlayan anlamıştır. Onun yerine, Kürtlere ilişkin devlet tutumundan vereyim. Danıştay 8. Dairesi, Diyarbakır Sur Belediye Meclisi'ni feshetti. Başkan Abdullah Demirbaş'ı da düşürdü.
Sur içindekilerin yüzde 72'sinin dilinin Kürtçe, yüzde 24'ünün Türkçe, yüzde 3'ünün Süryanice ve Ermenice, yüzde 1'ininki de Arapça olduğunu saptayan belediye "çok dilli belediyecilik" yapmak için Türkçe dışında Kürtçe, Süryanice, İngilizce broşür bastırmaya karar veriyor. İçişleri Bakanlığı hemen harekete geçiyor. Yukarıdaki sonucu doğuran başvuruyu yapıyor. Ayrıca, 21 kişi için 3,5 yıl hapis isteniyor.
Başkan'ın yazılı açıklaması var: "Resmî yazışmalarda sadece resmî dil Türkçe kullanılmaktadır". Üstelik, Ankara'dan Bodrum'a giderken duble yolun tek yola indiği noktada fazla hızdan ceza yedim, makbuz şu anda önümde, "Violator of Traffic Rule" yazıyor. Yazacak, çünkü hizmet veriyor. Sur Belediyesi de.
Merak ediyorsanız, Danıştay bu hükmünde üç noktaya dayanıyor: 1) Anayasa md. 3: "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" dedikten sonra bayrak, milli marş ve başkenti tanımlıyor; 2) Anayasa md. 11: Anayasa hükümlerinin bütün kuruluşları bağlayacağını söylüyor; 3) "Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkında Kanun" md. 2: Özel ve resmî bütün kuruluşlarda yeni Türkçe harfler kullanılır, diyor. 1928 tarihli.
Oysa, Türkiye'de, "Cumhuriyetin temel ilkelerine ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmamak" şartıyla "Geleneksel olarak kullanılan farklı dil ve lehçelerde" yayın yapmak serbest. Üstelik, 1992'de Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Misakı madde 3/1, "Yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı"ndan bahsediyor.
Fransız belediyeleri inanılmaz!
Yurtdışındaki belediyelere bakalım. Aman, öyle İspanya'ya falan değil, "azınlık" kavramını resmen reddettiği ve bizim 12 Eylül anayasasının 3/1 maddesine benzer biçimde "Cumhuriyetin dili Fransızcadır" dediği için bayıldığımız Fransa'ya. Durum, kimilerimizi sekte-i kalpten gönderebilir. Çünkü Almanya sınırına yakın Fransız belediyelerinde nizamnamesinin öngörmesi halinde Almanca'nın bir diyalekti olan Alsasça kullanılır. Dernek faaliyetlerinde de. Kamu kurumlarında da. Mahkemeler? Yargıç isterse onlarda da ve adli süreç boyunca. Seçim ve propaganda afişleri? 1919'dan beri. Karayolları üzerine dikilmiş levhalardaki yerleşim isimleri? 1979'dan beri. Yerel Dernekler Yasası? Bence onu hiç sormeğceğdiniz, çünkü İstinaf Mahkemesi bu yasanın Almanca olmak nedeniyle geçersiz olduğu yolundaki bir başvuruyu 1975'te reddetti. Daha lazımsa, bendenizin "Karşı-İddianame"sine bakmak mümkün; çeşitlerimiz orada.
Biz ne yaptık bugüne kadar? Mart 2002'de ikinci AB uyum paketi "yasak dillerde yayın yapma yasağı"nı kaldırınca vatansever bürokratlarımız harekete geçti. TRT, Kürtçe yayın yapamayacağını bildirdi, sonra da Danıştay'a gizlice dava açtı. Hükümet üçüncü uyum paketini çıkardı. Bunun üzerine bürokrasimiz yalnızca devlet radyosundan yayın yapılabileceği yorumunu getirdi. Altıncı paket çıkartıldı ve özellerden yayın da mümkün kılındı. Bunun üzerine bürokrasimiz bir yönetmelik çıkardı ve ancak yerel olmayan radyo ve TV'lerden yayın yapılabileceğine hükmetti. Bir altın vuruşla bitirelim: İşleri uzatmak için RTÜK Haziran 2004'te Diyarbakır Valiliğine yazıyla başvurdu ve orada hangi dilin konuşulduğunu sordu.
Yaptıklarımıza devam ediyoruz. "Yerel diller"de kurs açılması gündeme gelince başvurunun yapıldığı valilik, Resmî Gazete'yi okuyacak yerde, İçişleri'ne yazıp talebin yasal olup olmadığını sordu. Sonra, kursların adına itiraz etti. Sonra, mevcut İngilizce kursundan ayrı bina tutulup kursun orada başka müdür ve başka sekreterle yapılmasını istedi. Yedinci paket bunu da aşınca yeni yangın merdiveni istedi. O aşılınca, bina rölövesi istedi. Bu da aşılınca, bir altın vuruş da o denedi: Kapılar, nizamnamedeki 90 yerine 85 cm olduğu için ruhsat verilemeyeceğini bildirdi.
Mevzubahis vatansa...
Tabii, bu arada, Kürdoloji bulunmayan Türkiye'de Kürtçe öğretmen sertifikası istemeler, Kürtçe dil dersi için dilekçe veren 10,538 öğrenciden 446'sına "yasadışı örgüte yataklık"tan dava açmalar, bunların 3621'ini gözaltına almalar, 533'ünü tutuklamalar, 15'ine üç yıla kadar hapis vermeler, 7 öğrenciye "dilekçe vermeye teşebbüs"ten yarımşar ve birer dönem uzaklaştırma vermeler, daha sayayım mı, yaşandı. O kurslar ki, bugün öğrencisizlikten kapanmış bulunuyor. Benim Türkiye'de Azınlıklar'da daha fazla çeşidimiz var.
Yani, efendim, şimdi bunlar kendi topuğumuza ateş etmek değil de nedir? Bir devlet kendi halkının 15 milyonunu kendisine yabancılaştırmak için bu kadar mı paralarmış kendini?
Türkiye hızlı gelişiyor. Yarın torunlar soracak: "Dertleri neydi dede?" Bu kadar mantıksızlıktan hâlâ gebermediysek, cevap vereceğiz: "Milliyetçilikti, evladım. Vatanı, milleti parçalanmaktan kurtarmaktı". Tatmin olmayacaklar: "Peki, Kürt milliyetçiliğini güçlendirdiklerini anlamıyorlar mıydı?". Boyun bükeceğiz: "Mevzubahis vatansa, gerisi teferruattır evladım"...