Tumturaklı demokrasi

Özü sözü bir olmaktan devşirildiğini düşündüğüm 'Sözde değil özde' deyişi politik ve siyasi göndermeleri açısından bir anlam içerir gibi görünse de insan ve demokrasi adına önemli yanlışlar içeriyor.
Haber: CÜNEYT ÇALIŞKUR / Arşivi

Özü sözü bir olmaktan devşirildiğini düşündüğüm 'Sözde değil özde' deyişi politik ve siyasi göndermeleri açısından bir anlam içerir gibi görünse de insan ve demokrasi adına önemli yanlışlar içeriyor. Öncelikle insanın özü konusunu yüzyıllık bir bilim olan psikanaliz bile henüz tam anlamıyla çözümleyemedi. Psikanalizin gizli ebeveyni Joseph Breuer'in hipnoz uygulamaları ile başladı, Freud'un serbest çağrışım ve düş yorumları ile devam etmiş psikanaliz bilimi sonradan birçok evreden geçmesine karşın kesin bir sonuca ulaşamadı.
O zaman geriye kriminolojik yöntemler kalıyor; çapraz sorgulama, yalan makinesi, AB'nin izin verdiği ölçüde işkence... Yani anlayacağınız Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için tüm bu evrelerden geçmeniz gerekiyor.
Demokrasi, sahiciliğinden kuşku duyulsa bile sözler ve beyanlar rejimidir. Sicili bozuk bile olsa insanlara sürekli potansiyel suçlu muamelesi yapmak çağdaş demokrasinin ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu olsa olsa 20 yıl önce haciz yediği için insanları hâlâ kara listede tutan Merkez Bankası ilkeleriyle bağdaşır.
Kurtuluş Savaşı ve darbeler dışında özgürlük ve demokrasi için öyle ucuz bedeller ödemeye alıştırıldık ki göze alma, risk alma yetimizi yitirdik. Tanzimat'tan bu yana süren iki beden bol ithalat alışkanlığımız bazı kavramların içini doldurmakta bizi bir hayli zorluyor.
Politikadan ikbal bekleyen 'başkomutan' adaylarımızın eş seçiminde öngörülü davranmaları da ayrı bir sorun. Evlilik öncesi noterde yapılacak evlilik sözleşmesinde mal paylaşımının yanı sıra herhangi acil bir gelişmede kadının türbanını çıkartması zorunluluğu da karşılıklı imzalarla garanti altına alınmalı. Türbanını çıkartmayan kadın ağır bir tazminat ödemeli. Bu öyle bir tazminat olmalı ki, erkek bu tazminatla yepyeni bir devlet kurup cumhurbaşkanı olabilsin.
Çift taraflı kabakulak
Burada özgürlük, demokrasi savunuculuğu yaparken estetik duygularımdan ödün vereceğim sanılmasın. Kadın cinsine türbanı hiç yakıştıramıyorum; bende çift taraflı kabakulak olmuşlar duygusu uyandırıyor. Şimdi burada bilimsel terimlerle teriminatörlük yapmak istemiyorum ama psikolojik açıdan erkeklerin annelerinden ağır intikamı gibi geliyor bu durum bana.
Demokrasilerde her kurumun ilkeleri ve bu ilkeleri koruyan refleksleri vardır. Aynı sivil örgütler gibi ülkelerinin gidişatı ile ilgili beyanlarda bulunmak hakları, aynı zamanda görevleridir. Yeter ki bu beyanlar kaynağını, değişen gelişen dünyada dondurulmuş, devingenliğini yitirmiş fetişleştirmelerden almasın. O yalnız dehanın herhalde en katlanamayacağı konumlandırma bu olurdu. TSK'nın her beyanı neden toplumca bir muhtıra gibi algılanıyor? Bu durumun sorumluluğunu siyasetçilerde olduğu kadar kurumun yapılanmasında, yaklaşımında da aramak gerekiyor. Silah erkini elinde bulunduranların toplumsal dengeler açısından çok daha özenli, dikkatli, kucaklayıcı tutumlar geliştirmeleri gerekiyor. Yoksa kimsenin bir kuruma 'sen sus, konuşma, sadece öl!' demek haddi ve hakkı değildir.
Çocukluğumdan bu yana Atatürk fotoğraflarıyla büyüdüm. Hatta sinemada (Türkiye-Belçika ortak yapımı) kendisini ilk kez ben oynadım. Bunun onurunu yaşadım. Şimdi dikkatimi çekiyor: Fotoğraflarında Atatürk eskisi gibi bakmıyor!
Son olarak demokrasilerde teamüllerden çok tahammüller önemlidir. Bu sistemi içselleştirememiş, ardıl düşünceleri olanların, sınav anlarında, yine 'söz'ler aracılığıyla aslına rücu etmeleri kaçınılmazdır. Hep birlikte yaşıyoruz ve görüyoruz.