Türban: Kadına baskının simgesi

Son günlerde şiddetlenen bir tartışma gözleri yeniden türban konusuna çevirdi.
Haber: SİYAVEŞ AZERİ / Arşivi

Son günlerde şiddetlenen bir tartışma gözleri yeniden türban konusuna çevirdi. Bu tartışma iki gerici kutbun -asker destekli milliyetçilik ile "ılımlı" ve militan siyasal İslam siyaset sahnesindeki rekabetlerinin bir aracına dönüştü. Daha vahim bir gelişmeyse kimi kadın hakları aktivistlerinin bu iki kutuplu tartışmada taraflardan birinin yanında yer almaları veya seçmeci, çelişik tutumlar takınmaları: Unutulan, yanından geçilen noktaysa, türban, tesettür, hicap, kısacası dini bir zorunluluk/ dayatma olan örtünmeye ilkesel bir yaklaşımdır. Bu kısa yazı böyle ilkesel bir yaklaşımın bazı ipuçlarını sunmaya çalışacak.
Türban konusu en az iki düzeyde ele alınabilir. Bunlardan biri türbanın kuramsal anlamda özgürlükle, ötekiyse türban sorununun "giyinme/çıplaklık özgürlüğü" ile ilkişkisidir. Birinci düzeydeki ilk sorun türbanın (hicabın) dini bir "vecibe" olmasıdır. Kadınların başlarını örtme zorunluluğu tartışma götürmeyen, tanrının buyruğu, bir koddur. Müslüman kadınların başlarını örtmeleri bir "seçim" değil aşkınsal faşizan bir dayatmadır (faşizm kod koyar, uygular, uymayanı cezalandırır). Örtünmeye zorlanan, "ikan edilen", "inandırılan" kadın özgür değildir.
Kendini ifade etme hakkı da buna benzer: İnsanın "kendi"si kişinin gerçekte yaşadıklarından, deneyimlediklerinden bağımsız değildir. "Kendi" maddi koşullarca belirlenen ve onlarla etkileşen maddi bir durumdur. Örtünen kişi kendine karşın kendisinin bir ilineğini değil "kendisi"ni örtüyordur. Örtünmeyi de tanrısal buyruk doğrultusunda yerine getirdiğinden, aşkınsala boyun eğdirildiğinden "kendini ifade etme hakkı" zedelenir. İslam Cumhuriyeti ideologları ve kültürel relativizmin uluslararası sözcüleri örtünmeyi "gönüllü" bir seçim gibi göstererek
İran'da uygulanan (zorunlu) hicabın özgürlükçü kerametlerinden söz ediyorlar. Hicab kadınların toplumsal yaşama katılmalarını sağlayan bir aygıttır, zira aslında (İranlı, yeri geldiğinde İslamzede ülkelerdeki tüm) kadınlar "kültürel varoluşları" gereği örtünmeden toplumsal yaşama katılamazlar. Hicabı kullanarak bu "kültürel engel"i aşma olanağı elde ediyorlar. Bu, gerçeğin başaşağı ifadesidir. Gerçekte kadınlar örtündükleri
için toplumsal yaşama katılmazlar, örtündükleri ölçüde toplumsal yaşamın dışına itilirler. Bu uslamlama özgürlüğü kısıtlayıcı, koşula bağlayıcıdır: Bunun gerek iktidarda gerek muhalefetteki siyasal İslam'ın nezdindeki anlamı açık: Kendini ifade etme hakkına sahipsin ancak bunu öncelikle kendini kutsal, tanrısal buyruklara uydurarak biçimlendirmelisin.
Örtünen herkesin siyasal İslam'ın destekçisi olmadığı ortada. Fakat bu kişinin özgürlükçülüğünün sınırı aşkınsal bir dayatma olan türbandır. Özgürlükçülük koşulsuz eleştiri hakkı da demektir. Tanrısal buyruk, tanımı gereği dokunulmaz, eleştirilemezdir. Örtünenin özgürlükçülüğü bu kişinin çelişik varoluşunu imler: Uzun erimde çeşitli toplumsal, ahlâki ve siyasal etkenler arasındaki dengelerin değişmesiyle bu çelişkili durumu özgürlükçülük veya aşkınsallıktan yana çözeceği söylenebilir.
Türban ve giyinme özgürlüğü
Toplumsal (ve uluslararası) dengeler siyasal İslam ve İslami, dini gericiliğin aleyhine olduğunda türban giyinme özgürlüğü çerçevesinden düşünülebilir. İsteyen (yetişkin) herkesin giyinmeyi (veya çıplaklığı) seçme hakkını tanımak koşulsuz özgürlüğün gereğidir. Ancak birkaç noktaya değinilmeli: 1) Türbanın (dini giyimin) çocuklara giydirilmesi çocuk haklarının ihlalidir. 2) Giyinme özgürlüğünü savunmak birilerinin türban takma hakkını da güvenceye alır ama bunun tersi geçersizdir. Giyinme özgürlüğü seküler, insani değerlerden kaynaklanan bir ilkedir. Tıpkı inanç/inançsızlık özgürlüğü ilkesinin inananların inanma hakkını koruması gibi isteyenlerin örtünme hakkını güvenceye alır. Ancak toplumsal güç dengelerinin siyasal İslam'ın lehine değiştiği toplumlara baktığımızda örtünme "özgürlüğünün" bir dayatmaya dönüştüğü görülür. İran İslam Cumhuriyeti, Taliban ve irili ufaklı terörist İslami çetelerin yönetimi altındaki Afganistan bunun somut örnekleridir.
Terimlere ilişkin
"Siyasi bilinç" gibi terimlerin aslında kendi başına olumlu yükleri yoktur. Gerçek dünyada siyasal bilinç belirli bir siyasetin bilincidir, bir dünya görüşünün siyasal dışavurumudur. Siyasi bilinç, insancı bir siyasetin savunuculuğunun da ifadesi olabilir gerici, insanlık düşmanı, kadın karşıtı bir siyasetin dışavurumu da. AKP tabanında "daha fazla politik bilince sahip" kadınların bilinci işte bu ikinci türdendir. Thatcher'ın da kadın olması İngiltere'de Yeni Sağ'ın temsilcisi olarak bekar annelerin kazanılmış hakları dahil birçok toplumsal haka saldırının altına imza atmasını önleyemedi. AKP veya başka siyasal İslam'ın örgütlerinde kadınların "etkinleşmesi" veya "siyasal bilinçlerinin" artması dinsel gericiliğin, siyasal İslam'ın ve türbanın kadını aşağılayıcı
ve kadın düşmanı doğasında bir değişikliğe yol açmaz. İslami rejimin çeşitli yönetim kademelerindeki kadın görevliler İslam Cumhuriyeti'nin anayasasının, recmin, el kol kesmelerinin uygulanması için en az erkek meslektaşları kadar "bilinçli", "etkin" biçimde çalışıyorlar.
Türban ve kadının metalaştırılması
Nazmiye Halvaşi kadınların "başörtüsüyle ortaya çıksınlar mı, çıkmasınlar mı?" tartışmasının kadınları nesnelere dönüştürdüğünün altını çiziyor:
"Acıdır ki kadınlar 'asıl' olmaktan uzak ve 'açılan', 'kapatılan' nesnelere
dönüştürüldüler. Tartışmanın dışında 'iktidarın' devamı için olmaları gereken yere(!) 'eve' döndüler." (Bu satırların önceki ve sonraki başka satırlarla çelişmesi bir yana) bu tespit süren tartışmanın kadınların kendi varoluşları, bedenleri ve kişilikleri üzerinde denetime sahip olmadıklarını, dolaşıma sokulan meta muamelesi gördüklerini gösteriyor. Bu tartışmaya süren biçimiyle taraf olmak -gerici kutupların dayattığı ikiliye takılıp kalmak- eril söylemin yeniden üretilmesidir. Giyinme özgürlüğü koşulsuzdur, ne giyeceklerine bireyler karar verir. Ancak bu ikilemin dışında kalan, sorulması gereken çok önemli bir soru var: Kadınlar (veya insanlar) niçin (aşkınsal bir buyruğun zoruyla) örtünmek zorundadırlar?
Marx'ın meta fetişizmi ile vurgulamaya çalıştığı şey gerçekten ilişkili olanın toplumsal yaşayışları ve ilişkileri içindeki insanlar ve emekleri olduğudur. Metaların gerçekte kendi aralarında (değişim değeri olarak eşitlenebilirlikleri dışında) bir ilişkileri yoktur. Bu uslamlama tersinden de izlenebilir: Toplumsal ilişkilerin dışına itilen, toplumda görünmezleştirilen özneler nesnelere, (mübadeleye yarayan) metalara dönüşürler. Örtünme özünde kadını toplumsal ilişkilerden dışladığından kadını ayrı düzlemlerde metalaştırır: İlkin kadın artık bir insan değil örtünme yoluyla korunması gereken "namus", "onur", "iffet" gibi aşkın, soyut bir varlık olur. Kadın, tesettürün hediye kağıdına sarılarak dolaşıma sunulmuştur artık. İkincisi görünmezleştirilerek, saydamlaştırılarak metalaşır: "Denk olabilmek için meta('nın) (m)addi kökeni yerine, doğaüstü, metafizik bir kökene oturtulur. Dolayısıyla bedeni tümüyle saydamlaşır, değerin arı görüngüselliği(ne) dönüşür". Tesettür sözcüğü görünmezleştirmek, seçilemez duruma getirmek (kamuflaj) anlamına gelen "setr" kökünden türetilmiştir. İslâmi örtünmeyi tanımlayan öteki sözcük hicab'ın kökeni utanma, ar, sıkılma anlamına gelen "hocb" sözüdür. Burada kadın görünmezleştirilmekle kalmıyor bu görünmezliği utanılması gereken varlığını örtmek için içselleştirmek zorunda bırakılıyor. Kadın bu kez görünmezleştirilerek ve (örtülen) varlığından utandırılarak ("mahçup edilerek") aynı anda iki ayrı düzlemde metalaştırılıyor.
İran örneği, "radikal eylem" ve sonuç
Siyasal İslam'ın baskıcı rejimi İran'da 24 yıldır halkı rehin almış durumda. Cinsel ayrımcılığın anayasada ve yasalarda resmileştiği, evlilik dışı cinsel ilişkinin recmle cezalandırıldığı, küçük kızlara tecavüzün şeriata uygun çocuk yaşta kızların evlendirilebilmesiyle yüreklendirildiği,
kadınların giyinmek özgürlüğü gibi en temel haklarının ellerinden alındığı bir toplumdan söz ediyoruz. Bu yüzden Azer Macedi'nin eylem çağrısı hem tarihsel hem de düşünsel açıdan oldukça önemlidir: Tarihsel açıdan önemlidir zira doğrudan doğruya siyasal İslam'ın baskısını her gün etleriyle kemikleriyle duyumsayan İranlı kadınlara bir eylem yönergesi sunuyor. Düşünsel açıdan önemlidir zira kadının ikinci sınıf insan düzeyine itilmesinin, kadının metalaştırılmasının en korkunç simgelerinden biri olarak tesettüre karşı bir eylem çağrısıdır: İnsancı, özgürlükçü, eşitlikçidir. Bence bu radikal eylem çağrısını "yorumsuz(!)" değil tam da yanında yer alarak sunmak gerekir.