Türban ve "özgürlük"

Radikal İki'de yayımlanan Sivayeş Azeri'nin "Türban: Kadına Baskının Simgesi" yazısı üzerine, kadınların bir kısmı her hangi...
Haber: OYA AYDIN / Arşivi

Radikal İki'de yayımlanan Sivayeş Azeri'nin "Türban: Kadına Baskının Simgesi" yazısı üzerine, kadınların bir kısmı her hangi bir zorlamaya maruz kalmadan kendi özgür iradeleriyle başlarını örtüyorlarsa; bunun bir "özgürlük" (1) olduğunu teslim etmek gerekir diyor Vahap Coşkun. Devamla, "Türban bizatihi varlığıyla, kadının özgürlüğünü imkansız kılıyor" ve "Türban kadını metalaştıran bir simgedir, buna karşı mücadele etmek gerekir" biçimindeki iki kadim tezi eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutmak gerektiğini belirtiyor ve çok haklı olarak işe özgürlük tanımıyla başlıyor: "Her şeyden önce özgürlüğün bireyin inançlarını, tavırlarını, düşüncelerini ve duygularını kendi irade ve bilinciyle belirlemesi, tüm bu etkinliklerin kendisine ait olmasıdır". Bu şekilde kavranan özgürlüğün, iç ve dış olmak üzere iki boyutu olduğunu belirtiyor. "İç (irade) özgürlük, insanın aldığı tüm kararların kendi iradesinin eseri olmasını ifade eder. Dış özgürlük ise, bireyin almış olduğu kararları uygularken, engelleyici dış müdahaleyle karşılaşmamasını deyimler". Bu tanımlama sorunun tartışılmasını kolaylaştırması açısından son derece iyi bir başlangıç.
Bu tanımlamaya inançla ilgili bir soru işareti koyarak -zira inanç sorgulamayı, düşünmeyi reddeden bir çağrışım yapıyor- aynen katılıyorum. Ancak "Eğer kadınlar(ın bir kısmı) her hangi bir zorlamaya maruz kalmadan kendi özgür iradeleriyle başlarını örtüyorlarsa, bunun bir "özgürlük" olduğunu teslim etmek gerekir. Bize düşen bu tercihlerine saygı duymaktır" biçimindeki düşüncesine katılmam olanaklı değil.
Öncelikle "biz" kavramı hem devlet örgütlenmesini hem de toplumun üyelerini kastediyor ise bir ayrıma gitmek gerekir düşüncesindeyim. Devlete düşen daha çok özgürlüğün dışsal alanı ile ilgili. Devlet hele de beden söz konusu ise "karışmama yükümlülüğüne" uymalıdır. Ancak toplumun üyeleri olarak "bize" düşenin ne olduğuna gelince, öncelikle konuyu tüm boyutları ile tartışarak işe başlamamız gerektiği açıktır.
Türbandan söz ediyoruz. Yani bir dini tercih etmek nedeniyle kullanılan biçimsel bir ifade aracından. Konu dinle ilgili olduğunda özgürlük hele de iç özgürlük sorunu özel bir önem taşır. Devletin insan hak ve özgürlüklerine müdahale ettiği bir ortamda kişilerin dinsel seçimleri nedeniyle cezalandırılmalarına karşı olmak, bizi adeta dinsel olanı sorgulamama noktasına götürdü. İstenmese de, can alıcı günlük sorunumuz türban meselesi yüzünden en azından biz kadınlar, -(200 yıl sonra)- yeniden dokunulmaz ilan edilen dinle ilgili tartışmalara dönmek zorundayız.
İnanca saygının sınırı
Bilindiği gibi dinsel olanla ilgili en temel eleştiri, eleştiriye kapalılıktır. Dinsel düşünüş iman biçimindedir. Ve iman, Alaeddin Şenel'in de belirttiği gibi insanlığın en büyük yabancılaşmalarından biridir. Çünkü imanla insan, bilginin öznesi olmaktan çıkar. İmana dayanan dinsel düşünüşte, bilen özne (insan) ile bilinen nesne (olgu, olay) arasına
"aşkın özne" olarak nitelenebilecek doğaüstü (transandantal, aşkın) varlıklar sokulur. İşte bu nedenledir ki bizzat dinin kendisi içsel özgürlüğü gerçekleştirmenin engelidir. İmanla düşünce özgürlüğü arasındaki ilişki bir gerilimden öte bir yok sayma ilişkisidir. Bize dayatılan bir şeyi, -dayatan devlet, aile, arkadaş, cemaat ya da bir din olsun fark etmez- gönüllü kabul etmek özgürlüğün gerçekleştirilmesi olarak algılanabilir mi? Bu açıdan bakınca, ailelerinin, öğretmenlerinin ve en yoğun biçimde devletin baskısına rağmen türban takan kadının iç özgürlüğüne ulaştığını bu kadar rahatça söyleyebilir miyiz? Çocuk yaşta gönderildiği Kuran kursları veya değişik toplumsal süreçlerde dinin bir gereğini yerine getirmeyi seçen kişinin durumu en azından iç özgürlük açısından sorunludur. Dinsel olan özgürce seçilmez. Tek tanrılı dinlerde din kuralları tanrı tarafından belirlenmiştir, o dinin tapınıcılarına düşen de bunu uygulamaktır. Bir dini "seçtiğinizde" (hangi dine tapınacağını bizzat kendisi seçen kaç kişi vardır?) o dinin tüm kurallarını kabul etmek durumunda kalırsınız. Ne kadarına uyacağınız ayrı bir konu. Hukuk fakültesinde okurken, türban meselesinin ve İslam dininin tartışıldığı bir derste, türbanlı bir kız öğrencinin dayakla ilgili olarak "eğer ciddi bir suç işlemişsem kocam beni dövebilir" diyebildiğine tanıklık etmiş birisi olarak, saygı meselesi konusunda farklı düşünüyorum. Bugün bizden saygı bekleyen çok sayıda cemaat var; namus gerekçesiyle kızlarının ölümünü onaylayan anneler var. Onlara da, kız çocuklarını sünnet eden cemaatlerin inançlarına da saygı gösterecek miyiz?
Bu nedenle her düşünceye körü körüne saygı duymak yerine, sorunlar üzerine daha fazla düşünmek, dogmalar ve inançları değil tarihsel bilgileri sistemli biçimde esas alarak düşünmek, iç özgürlüğümüzü sağlamamıza daha fazla katkı sağlar diye düşünüyorum. Bu bilgiler bize kendi özgür düşüncemiz gibi algıladığımız birçok şeyin, tarihsel süreçte yaşanan çatışmalarda belli bir grubun, sınıfın ya da cinsin egemen düşüncesi olduğunu fark ettirir.
Türban ve diğer özgürlükler
Dinsel düşünüşleri nedeniyle türban takan kaç kadın türbanın tarihsel gelişiminden haberdardır. Türbanla ilgili ilk yasanın tek tanrılı dinlerden çok önce Asur yasalarında yer aldığını kaçımız biliriz? Asur Yasa Derlemesi'nin I. 40. maddesi ister genç, ister evli olsun bütün iffetli kadınlara yüzlerini örtme zorunluluğu getirir. Fahişeler ve köle kızların örtünmesini yasaklar. Tüm diğer tek tanrılı dinlerde de bu kural sürer. Yani kadına yönelik çirkin bir ayırımcılık, bir zorunluluk ve baskı, zaman içinde imanın kutsallığı egemen düşüncesiyle, karşımıza özgürlük olarak çıkmaktadır. Zira artık yaşadığımız zamanlarda adam öldürme hareketlerinin adı "hayata dönüş", savaşların adı da "özgürlük harekatı". Çarpıtmalara alıştırıldık. Bu nedenle söylediklerimin "türban takan kadınları kandırılmış kadınlar" diyerek aşağılamak şeklinde çarpıtılması endişesini taşımak istemiyorum. Bu endişelere kulak vermeye başlandığında, kadının özgürlüğü savunularına karşı geliştirilen, niye diğer kadınları daha aşağı görüp onları kurtarılması gereken kişiler olarak görüyorsunuz argümanına hapsedilmekten kurtulamayacağımızın bilinmesi gerekir.
Bir kadın olarak, bize daima "doğruyu" gösteren erkeklerimizin türban takma özgürlüğümüze duydukları saygı karşısında eğiliyor devamını diğer özgürlükler konusunda da diliyorum.