Türk siyasetinde üç tarz-ı istismar: Milliyetçilik, dincilik ve Atatürkçülük

Türk siyasetinde üç tarz-ı istismar: Milliyetçilik, dincilik ve Atatürkçülük
Türk siyasetinde üç tarz-ı istismar: Milliyetçilik, dincilik ve Atatürkçülük

Milliyetçilik, Atatürkçülük ve dincilikle ilgili simgeler miting meydanlarının baş malzemeleri.

Haber: İLHAMİ GÜLER / Arşivi

Makyavel ile başlayan modernitenin siyaset felsefesine kadar, ister kadim Yunan’da olsun (Aristo, Platon) isterse Monoteist-İbrahimi dinin Hıristiyanlık (Thomas Aquinas) ve İslam (örn. İbn Teymiyye, Farabi vs.) kanatlarında olsun, toplumsal bir sorumluluk (farz-ı kifaye) olarak siyaset, adalet, dürüstlük ve hakkaniyet ilkelerine dayanan ahlaki bir iş/görev olarak algılandı. Kadim siyaset anlayışında temel telos, asayiş ve güvenliği temin etmenin yanında kamuya ait maddi değerlerin paylaşımında adalete dayanan (adalet dairesi) bir racon/şiraze oluşturuyor. Siyaset, kimin, neyi, ne zaman ve nasıl hak edeceğini fiili ya da yazınsal belirleme (yasama) tenfiz etme (yürütme) ve denetleme dir (yargı).
Rönesansla başlayan modern dönemde siyaset, giderek daha ziyade kamuya ait değerlerin ele geçirilmesi için çeşitli iktisadi ve toplumsal kesimlerin (sınıfların) verdiği bir mücadele, savaş ve çatışmaya dönüştü: Hobbs’un ‘insan insanın kurdudur’ sözü bu siyaset anlayışının mottosudur. Makyavelist siyaset anlayışı da denen bu teori, kendini ‘gerçekçi (real-politik)’ siyaset olarak tanımlayarak, kendi öncesini ‘idealist/ütopist’ siyaset olarak yaftaladı. Avrupa dışı dünyanın sömürgeleştirilmesi, iki dünya savaşı ve faşizm bu yaklaşımın bazı sonuçlarıdır. Bugün bu anlayış bütün dünyada hâlâ meridir. Ülkemizde de ‘siyaset/politika’ deyince insanların hemen aklına gelen çağrışımlar: Hile-hurda, kurnazlık, yalan-dolan, çalma-çırpma, yolsuzluk, adam kayırma, rüşvet, rant vs.’dir. Aşağıda ülkemizde görünüşte idealist/ahlaki politika yaptığını iddia eden üç kesim, grup veya sözümona fikri(!) akımın gerçekte Makyavelist olduklarını iddia edeceğim.

1. Milliyetçilik
Irkçılık, bir tür tekebbür ve egoizm olarak gayr-i meşru ve ahlaksızlık ise; milliyetçilik, insanın ailesine duyduğu yakınlık, şefkat ve hamiyet gibi, ahlaki bir duygudur. Bir fikir, ideoloji veya teori değildir ‘ailecilik’ olmadığı gibi, ‘milliyetçilik’ de olamaz. Aile gibi millet de ortak dil, çıkar, tarih, kültür, ruh, coğrafya vs. birliğine dayanan bir birlikteliktir. Ailemiz için gönüllü fedakârlıklarda bulunduğumuz gibi, milletimiz için de aynısını yapabiliriz. Dolayısıyla bu ‘yapılacak’, edilecek, ortaya konacak ahlaki bir ödev ve sorumluluktur. Bu sorumluluk genişleyerek insanlığa karşı da duyulur. Dolayısıyla bu, ‘söz’ü edilecek, ‘dil’lendirilecek ve fikir-ideoloji veya teori haline getirilebilecek bir şey değildir. Sözünü edenler, dillendirenler ya ırkçıdır ya da istismarcıdır. Bunun sözünü ederek kitleleri kandırıyor, bu vesileyle devletten para, makam, mal-mülk, ikbal-itibar çalıyor; kitlelerden de teveccüh elde ediyorlar. Ülkemizde mateessüf ‘Vatan, millet, Sakarya’ deyip istismar yapan epeyce sözümona siyasetçi ve aydın vardır.

2. Dincilik
Dincilikle kastım, dini değer, sembol ve kavramların (Allah, Kur’an, Şeriat, İslam, Ayet, Hadis vs.) günlük siyasi parti politikalarında ve ticarette aleni olarak kullanılmasıdır. Bunun tarihen tescillenmiş iki büyük zararı vardır. Birincisi kurnazlık, ikincisi ise bağnazlıktır. Muaviye’nin Kuran yapraklarını askerlerinin mızraklarının ucuna taktırarak ‘Aramızda Kuran hakem olsun’ deyip Hz. Ali’nin taraftarlarını kandırması, kurnazlık örneği; Haricilerin ‘Allah’tan başka hüküm koyan yoktur la hukme illalillah’ deyip ortalığı kan gölüne çevirmeleri de, bağnazlığın İslamın erken döneminde ortaya çıkan örneğidir. Kilise de her iki günahı bolca işledi. Dinin talebi olan dindarlık (takva), eylemle ortaya konacak bir şeydir. Dindarlık bir ahlaki/manevi hal veya fiildir (salih amel); günlük politikada sözü edilecek (kal) bir şey değildir. Siyaset arenasında dini/İslami olan bir şey, gayet rahat bir şekilde ahlaki, akli bir dil ile fikir olarak ifade edilebilir. Dini/kutsal olandan siyasette/ticarette aleni söz edenlerin kurnazlığından veya bağnazlığından emin olamayız. Tarih bize bunu binlerce deneyimle gösterdi. Günlük siyasi parti politikalarında veya ticarette kutsal değerlerin sözünü edenler, çoğunlukla ya kurnazlardır (istismarcılar) ya da bağnazlardır (despotlar). Az da olsa samimi olanlar olabilir; ancak, İslam’a göre bir şeyin çoğu zararlıysa, o şey haramdır/yasaktır. Ülkemizde ‘Allah, İslam, Kuran’ deyip günlük siyasette ve ticarette mal/mülk, para/prestij, makam/mevki elde eden çok sayıda insan vardır.

3. Atatürkçülük
Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkenin kurtarılmasında canını dişine tırnağına takarak mücadele etmiş bir kahramandır. Daha sonra da bazı devrimler yaparak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ideolojik/kurumsal yapısını belirlemiş kurucu bir devlet adamıdır. Kanaatim odur ki, toplumumuzun neredeyse tamamı birinci sıfatıyla ona medyun-u şükran iken, ikinci sıfatıyla onu sevmeyen, yaptıklarının bazılarını yanlış bulan insanlar vardır. Bu ikinci sorun, Türkiyenin hâlâ özgürce tartışamadığı bir problemdir. Atatürk, birinci sıfatıyla herkesin, ikinci sıfatıyla da toplumun hatırı sayılır bir kesiminin saygı duyduğu, şükran hissettiği, rahmet okuduğu bir insandır. Bu figürün sembolik kapital değerini günlük/aktüel siyasi tartışmalarda ‘Atatürkçülük’ olarak kullanmak, onun üzerinden (istismar ederek) rant, çıkar, makam, mevki, prestij elde etmektir; yani ahlaksızlıktır. Atatürk, siyasette değil, günlük siyasetin üstünde, ma’şeri vicdanda ve kendisinin dediği gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olan ‘kültür’de sözü edilmesi gereken biridir. Din istismarından söz edenlerin millet ve Atatürk istismarından söz etmemeleri bir ikiyüzlülüktür. Ülkemizde ‘Atatürk, çağdaşlık, laiklik’ deyip insanları sömüren epeyce insan var.

4. Sonuç
Görüldüğü gibi bu üç unsur, aslı itibarıyla toplumun içinde/kalbinde birer değer/duygu olması hasebiyle istismara açıktır. Makyavelizmin egemen olduğu Türk siyaset arenasında kolayca kullanılıyor. Bugün Türkiye’de aktüel (real politik) siyaset büyük oranda bu üç istismara dayalı olarak yürütülüyor. Bunlar sözümona ‘idealist’ maskeli Makyavelist siyaset tarzlarıdır. İdealist olmayanlar ise (görünürde yoktur) ’iş’lerinde ‘güç’lerindeler. Ahlaka dayalı siyaset ise, dünya ufkunda da ülkemizin ufkunda da hâlâ cılız olmaya devam ediyor. 

İLHAMİ GÜLER: Prof. Dr., Ankara Üni., İlahiyat Fakültesi