Türk yargısı: Siyasal ve cinsel davalar

Türk yargısı, siyasal davalarda sanıklara ne kadar katı davranıyor ve cezaları ne kadar en üst sınırdan veriyorsa, cinsel davalarda bir o kadar yumuşak davranıyor ve cezaları o kadar en alt sınırdan veriyor
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Subayından muhtarına Mardin’in 26 “saygıdeğer” sakininin, hastanelik etmecesine 13’lük N.Ç.’ye tecavüzü. Mardin mahkemesinin “zorlamayla değil, rızayla tecavüz etmişlerdir” demesi. Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin buna katılması. Hepsi birden, galiba herkese biraz fazla geldi. Oysa geçmiş kararları bilselerdi, hiç şaşırmazlardı. Her şey yazıldığı için, ben burada meseleye biraz daha geniş bakmak istiyorum. Yargının ve özellikle de Yargıtay’ın siyasal ve cinsel davalardaki ilginç tutumunu ele alınca, şu çıkıyor.
Bu iki dava türü arasında fevkalade çarpıcı bir fark, bir de ortak nokta var. Fark: Türk yargısı, siyasal davalarda sanıklara ne kadar katı davranıyor ve cezaları ne kadar en üst sınırdan veriyorsa, cinsel davalarda sanıklara bir o kadar yumuşak davranıyor ve cezaları o kadar en alt sınırdan veriyor. Ortak nokta: Her ikisinde de Türkiye ’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeleri görmezden gelmesi ve inanılmaz bir tutucu erkek-egemen zihniyet sergilemesi. 

Siyasal davalarda çok sert
N.Ç.’ye tecavüz edenlere 4 yıl 2 ay veren Türk yargısı, bomba değil taş atanlara tam 11 yıl veriyor (Radikal, 12.03.09). Hem de yakalandıklarında “fanilaları terli” gibi “kanıt”larla. Daha geçenlerde Ayşe Berktay, Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu gibi silahı sadece polisin belinde görmüş, silahtan iğrenen aydınlar KCK davasından tutuklandı.
Diyarbakır “ana” KCK davası yıllardır aynı noktada ve tahliye yok, çünkü Anayasa Md. 90/5’in güvencesi altındaki Lozan 39/5’in açık hükmüne rağmen Kürtçe sözlü savunma yasak; ifadelere geçilemedi. Şimdi de gazetelerde haber : Hakkari mahkemesi Kürtçe savunmaya izin verince Adalet Bakanlığı Yargıtay’a yazılı olarak başvuruyor, o da Kürtçe savunmaya kapıyı kapatıyor (G. Tahincioğlu, Milliyet, 07.11.11). Dikkat, Anayasa ve Lozan’ı ihlal eden, “ihlal vardır”a karar verecek olan Türk yargısı. Bu konuda benzer karar o kadar çok ki, ben yazacak yer bulsam siz okuyacak zaman bulamazsınız. 

Cinsel davalarda çok yumuşak
Adam kadının boynuna eşarbı dolayıp tecavüz ediyor, Yargıtay 5. Ceza Dairesi, “Bağırıp yardım çağırmadığı için rızası vardır, şiddet yoktur” diyor (Radikal, 10.10.11). İzmir 11. Ağır Ceza, karısını öldüren adama “Kadın kot pantolon giymiş, tanımadığı erkeğe cilveli şekilde saat sorarak adamı tahrik etmiştir” gerekçesiyle müebbet verip 24 yıla indiriyor, sonra da adam pişmandır diye 20 yıla (Radikal, 08.11.07). Adam 15 yaşındaki öz kızını hamile bırakıyor, Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK) 25.03.03’te şöyle diyor: “Rızaya dayanan cinsi münasebet suçu vardır.” Adam 14 yaşındaki öz kızının ırzına geçiyor, yerel mahkemenin verdiği 25 yılı Yargıtay, “Direnme olmadığına göre mağdurenin rızası vardır” diyerek bozuyor. Yerel mahkeme direnince dosya YCGK’ya gidiyor. Orada yerel mahkeme haklı bulunuyor, ama biliyor musunuz oylama kaça kaç? 13’e 12! (A. Keskin, Radikal, 03.09.1999).
Adam 17’lik erkek çocuğuna Osmaniye’de bir kere tecavüz ediyor, “herkese anlatırım” tehdidiyle sürdürüyor. Yargıtay 5. Ceza’nın buradaki kararı, N.Ç. kararının ön-kopyası: Mağdurun gerçeği değerlendirme yetisi gelişmiştir, 9 ay boyunca şikayet etmemiştir, olayda cebir ve tehdit yoktur, rıza vardır. En ilginci de şu gerekçesi galiba: “15’ini bitiren çocuklarda tehdidin zor kullanmak olarak kabul edilebilmesi için, cinsel istismara uğraması nedeniyle uğrayacağı zarardan daha önemli bir zarara uğratılacağı korkusunun mağdur üzerinde oluşması gerekir” (Oya Aydın, Milliyet Ankara , 28.07.11). Bunu sanığın avukatı söylese anlayacağım da, Yargıtay söylüyor.
1988’de kurulan Çocuk İhmali ve İstismarının Önlenmesi Derneği Başkanı Av. Türkay Asma’nın dosyalarından üç olay: 1) Osmaniye mahkemesi 14 yaşındaki kıza tecavüz edenlere en üst sınırdan ceza veriyor. Yargıtay, “Mağdure, olayı derhal ailesine bildirmek yerine ilişkiye devam ettiğine göre, rızasıyla yapmıştır” diye bozuyor. 2) Adam 14 yaşındaki kıza bıçak tehdidiyle tecavüz ediyor. Yerel mahkeme, çocuğu tedaviye başlayan Hacettepe Tıp’ın “Ruh sağlığı bozulmuştur” raporuna dayanarak ceza veriyor, Yargıtay bozuyor: “Adli Tıp raporu alınmamıştır”. Yerel mahkeme direnince dosya YCGK’ya gidiyor. Karar henüz belli değil. 3) Adam kızına tecavüz etmekte. Son seferinde komşular kızı üzerine boşalmış meniyle polise götürüyor, baba tutuklanıyor. Mahkemenin kararı: “17 yaşına kadar şikayetçi olmaması normal değildir, rıza vardır.” Babaya tahliye. Dosya şu anda Yargıtay’da. 

Uluslararası sözleşmeler
Çocuk konusunda çok önemli uluslararası sözleşmeler var; onlar ne oluyor? Mesela, Türkiye’nin 10.09.11’de onayarak iç hukuk yaptığı Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi 18 yaş altı olarak tanımladığı çocuğun yargı aşamasından uzaklaştırılmasını öngörüyor. BM’nin 20.11.89’da yaptığı ve yine 1995’te onadığımız Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Md. 3, Md. 19/1 ve Md. 34’ü var. Ama yargımız bunları gözardı ediyor. Çünkü “uluslararası sözleşmeler yasaya üstündür” diyen Anayasa Md. 90/5’i gözardı ediyor. Varsa yoksa, TCK’yı biliyor ve gelip işin şu özetine varıyor: “Çocuk ortalığı birbirine katmadıysa rızası var demektir ve artık kötü çocuk olmuştur.” Yahu, 13 yaşındaki çocuğun rızası, itirazı nasıl oluyor? Bu nasıl tutucu bir erkek egemen zihniyettir?
Peki, çocuk yaygarayı basıyorsa? O zaman Türk yargısı onu, yani N.Ç.’yi kemik incelemesine gönderiyor, 13 yaş yerine 14 yaş çıkıyor. Veya üniversite raporu yerine, gelmesi aylar-yıllar süren Adli Tıp raporu istiyor. Oysa, ruh sağlığı uzmanı olmadan düzenlenen Adli Tıp raporlarını yok sayan YCGK’nın bizzat kendisi. Cinsel sapıklara 8 yıl süren davada ceza en alt sınırdan veriliyor, artırım olması gerektiği halde yok, ama “iyi hal” indirimi var. Hadiii, dosya AİHM’ye. Orasının bu sapıkların zevki yüzünden hükmedeceği tazminatı yargıçlarımız değil, biz milletçe ödüyoruz. 

Sonuç
Ben bütün bunlara “razı” olacağım da, kanıma dokunan başka iki şey var: 1) Yargıtay bizi yazılı açıklama yapıp tehdit ediyor: “Daha fazla yorum yapmanın adil yargılanma ilkelerini zedeleyeceği değerlendirilmiştir” (Milliyet, 02.11.11). Son kelimesi tam Genelkurmay e-muhtırasına uygun bu cümlenin tercümesi: Bizi eleştirmeye devam ederseniz, TCK 288’den (“adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs”) 6 ay ila 3 yıl veririz! 2) Tehditten öte, bir de alay ediyorlar: a) Kararımızı beğenmeyen itiraz etsin; b) “Medyanın bu yayınları çocukları bunalıma sokuyor; buna kimsenin hakkı yok” (Milliyet, 05.11.11). Korkarım ki yargımız, özetle “Irzına geçilmiş çocuğun davası olmaz” diyor.
www.baskinoran.com