Türkiye'de animasyon olur mu?

Türkiye'de animasyon olur mu?
Türkiye'de animasyon olur mu?

Animasyon sanatçısı Jeff Treves, animasyonun Türkiye?de gelişmemesine anlam veremiyor.

Türkiye'nin nadir animasyoncularından Jeff Treves'in, Serhat Doğan'la birlikte kotardıkları 'Cyclist', Art By Chance festivalinde
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

Bugünlerde etrafa daha dikkatli bakmak gerek. ‘Art By Chance Ultra Kısa Film Festivali’nin ‘zaman’ temalı 31 filmlik seçkisi 4 Haziran’a kadar hem dünyanın hem de İstanbul’un farklı yerlerinde bulunan dijital ekranlarda karşımıza çıkacak. Festival filmleri metro, avm, spor merkezi, kampüs, uçak, restoran, bar vb. ekranlarda ansızın karşınıza çıkabilir. Biz de buradan yola çıkarak ‘Art By Chance’ festivalinde, Serhat Doğan’la birlikte imza attıkları ‘Cyclist’ isimli kısa filmi gösterilecek Jeff Treves’le Türkiye’de animasyon sektörünü -aslında daha çok animasyon sektörünün sorunlarını- konuştuk:
Biraz sizi ve işlerinizi tanıyarak başlayalım.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar’dan mezun olduktan sonra eğitimimi Amerika’da Savannah College of Arts and Design’da tamamladım. New York’ta dört yıl boyunca baş animatörlük ve genel animasyon yönetmenliği yaptım. En son çalıştığım filmlerden biri ‘Say Can You See’ Hollywood DV/HD Festivali’nde en iyi animasyon ödülüne, klip çalışmam ‘Beg You Back’ ise 2010 Las Vegas Film Festivali’nde 30 ülkeden katılan 1000 film arasından jüri özel ödülüne layık görüldü. Bunun dışında şu sıralar ‘zaman’ temasını işleyen ‘Cyclist’ isimli kısa filmimiz Art By Chance festivalinin seçkisinde yer alıyor ve Art By Chance festivali dahilinde aynı anda 22 ülkede gösterilecek.
Sizi Amerika’daki kariyerinizi bırakıp Türkiye’ye dönmeye iten ne oldu?
Amacım zaten Amerika’da mesleği öğrenip, dönüp burada icra etmekti. Türkiye’ye döndüm ve Cengiz Zanbak’la beraber bir stüdyo kurduk. Türkiye’de animasyon piyasası, hemen hemen yok denecek düzeyde. Şöyle bir düşündüğümüzde çocukluğumuzdan beş tane Türk çizgi filmi sayamıyoruz maalesef. Bizim yapmak istediğimiz Türkiye’de en çok eksikliği hissedilen şey; karakter animasyonu.
Ne demek karakter animasyonu?
Karakter animasyonu, bizim birlikte büyüdüğümüz Donald Duck’lar, Voltran’lardır. Bu ticari kaygıyla yapılan animasyonlardan biraz daha farklı bir şey. Çünkü bu kültürel. Tabii bu her zaman Keloğlan’ı ya da Nasrettin Hoca’yı tekrar canlandırmak değil. Yeni şeyler üretmek lazım.
Peki Türkiye’deki animasyon sektörünün gidişatı nasıl sizce?
Ben Türkiye’ye döndüğüm zaman birçok insan bana hata yaptığımı söyledi. Neden diye sorduğumdaysa “Türkiye’de animasyon olmaz. Her endüstri her ülkede var olamaz” dediler. Biz maalesef biraz sonuç odaklı düşünen bir toplumuz. Ama kalıplara bağlı kalmadan, sanatsal açıdan kaliteli bir şey çıkarma amacıyla çalışırsak bence bu iş Türkiye’de olur. Bu sadece üç-beş firmanın birlikte yapabileceği bir şey değil. Çünkü bir endüstri böyle oluşmaz, çok fazla insan ve firma gerekir, bunların desteklenmeleri gerekir. Bunun için de birilerinin elini taşın altına sokması gerek.
Önce bunun eğitimini verecek okullar lazım değil mi? Bu eğitim nerede sağlanabilir?
Eskişehir’de var Çizgi Film ve Animasyon bölümü. Onun dışında Marmara ve Mimar Sinan’da da açmaya çalışıyorlar uzun yıllardır. Aslında bu çok üzücü, İstanbul gibi bir şehirde böyle bir bölümün olmaması. Ya da Türkiye’de Tahsin Özgür diye bir isim var. Walt Disney’de baş animatörlük yapmış, birçok uzun metrajda çalışmış, bu işin gerçekten duayeni. Böyle insanlar varken Türkiye’de bu potansiyelin kullanılmaması çok ilginç.
Türkiye’de yapılan reklamlara baktığımızda yurtdışındakilerle arasında bir kalite farkı var. Bu durum neden böyle?
Bu işi sanatsal anlamda yürütmek isteyenlerle ticari anlamda yürütmek isteyenlerin konumları çok farklı. Ticaretini yapan insanlar üretecek güce sahipler ama vizyona sahip değil, sanatsal açıdan bakanlarsa o vizyona sahip ama bunu üretecek güce sahip değil. En büyük problemlerden biri bu. Bir de bu iş gerçekten çok zaman, emek ve para isteyen bir iş. Yurtdışında bu işe film başına neredeyse 150 milyon dolar bütçe ayrılıyor. 500 insan üç-dört sene boyunca aralıksız çalışıyor. Türkiye’de böyle bir şey düşünebiliyor musunuz? Türkiye’de iki ayda bir film çekiliyor, çizgi filme kim üç sene harcayacak?
Aslında ölü yatırım sayılmaz, yabancı animasyonların gişe rekorları kırdığı düşünülürse...
Evet ama şöyle bir hata var ortada. Ben İstanbul’da görüştüğüm stüdyolardan hep şu cevabı aldım: “Biz uzun metraj film yapacağız!” Walt Disney bile bu işe uzun metrajla başlamadı. Önce beş dakikalık, 15 dakikalık kısa filmlerle başladı. Daha sonra dünyanın ilk uzun metrajlı çizgi filmi olan ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ geldi. Bugün Türkiye’de iş yapan stüdyoların bir dakikalık bile olsa filmlerini görebilsek keşke festivallerde.
Dünyada durum nasıl peki?
Amerika ve Kanada bu konuda başı çekiyor. İngiltere ve Fransa da başarılı. Fransızların özellikle kendilerine ait romantik bir tarzları var, görüldüğü zaman tanınabiliyor. Polonya, Çekoslavakya, Rusya, Almanya gibi ülkeler 50 yıl önce inanılmaz zor şartlarda animasyon filmler ürettiler. O ülkelerde komünizm ve yokluk içinde bu işler yapılabilmiş de bizde niye yapılamıyor? Ben bunu anlayamıyorum. Demek ki bu iş ‘Sadece Amerikalılarda para var o yüzden yapıyor Amerikalılar’ değil.
Son olarak, bir süre önce Türk Telekom Marvel’la bir lisans sözleşmesi imzaladı ve artık onun kahramanlarını uzun metraj film hariç birçok çalışmada kullanabilecek. Bunun sektöre ne yönde bir etkisi olur?
Şöyle bir yararı olabilir: Marvel, Disney ya da Warner Bros. gibi firmalar herkese karakter lisansı vermezler. Verdiklerinde de bu işi çok katı kurallar çerçevesinde kontrol ederler. Siz gidip de bir Marvel karakterini kendinizce reklama koyamazsınız. Marvel gelir ve der ki, bu karakter böyle hareket etmez ya da öyle bakmaz. Sizi sürekli denetim altında tutar. Bu da belki bize çizgi film disiplini kazandırır.