Türkiye'nin geleceği tetikleniyor...

4 Mart günü bir "tam Ay tutulması" gerçekleşecek ve bunu 19 Mart'ta parçalı bir Güneş tutulması izleyecek. Bu tutulmalar her ne kadar ülkemizden gözlenmese de Türkiye için önemli tutulmalar.
Haber: BARIŞ İLHAN / Arşivi

4 Mart günü bir "tam Ay tutulması" gerçekleşecek ve bunu 19 Mart'ta parçalı bir Güneş tutulması izleyecek. Bu tutulmalar her ne kadar ülkemizden gözlenmese de Türkiye için önemli tutulmalar. Çünkü her ikisi de ülkenin yönetimini ilgilendiren alanda gerçekleşiyor. Ayrıca Ay tutulması Türkiye'nin Ay düğümlerini tetikliyor. Ülkenin yönetimi derken devleti, hükümeti ve Cumhurbaşkanını kastediyoruz. Ayrıca bu alan ülkenin ulusal prestijini, dünya tarafından nasıl göründüğünü de simgeliyor. Bu alanın karşı noktası da geçmişimizi, atalarımızı, köklerimizi, geleneklerimizi, muhalefeti, devlete karşı olan halkı, sosyalizmi ve milliyetçiliği temsil ediyor. Gerçi bu alanlarda daha önce birkaç tutulma oldu ve milliyetçiliği acı bir şekilde deneyimledik. Şimdi de gündemimize Cumhurbaşkanlığı seçimi ve seçimlerle oturacak. Her iki tutulmanın haritalarına baktığımızda din ve inanç konusunun çeşitli vesilelerle sık sık yer aldığını görüyoruz. Öte yandan Ay tutulması ani, beklenmedik gelişmeleri simgeleyen Uranüs'ün üzerinde olacağı için sürprizlere hazır olmak gerekir.
İnanca kaçış
Her ne kadar seçimler çok önemli olsalar da, bir ülkenin ömrü düşünüldüğünde kısa vadeli dönemlere işaret ederler. Asıl önemlisi ülkenin bütününün geleceğe doğru nasıl yönlenmesi gerektiğidir. Ay tutulmasının bu bağlamda önemi çok büyük, çünkü Türkiye'nin Balık ve Başak burçlarında bulunan Ay düğümlerinin üzerinde gerçekleşiyor. Ay düğümlerinin üzerindeki hareketler bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin açılmasının göstergeleridir. Ay düğümleri kısaca nereden geldiğimizi (geçmişimizi) ve nereye doğru gideceğimizi (geleceğimizi) simgelerler. Yani bir bakıma hayatımızın ana doğrultusuna işaret ederler.
Türkiye'nin doğum haritasındaki bu ana doğrultuya baktığımızda kendine acıyan, öfkeli bir "kurban" bilinci ile bitmek bilmeyen bir kurtarıcı arayışında olduğunu (Balık), eğer yeterince teslim olursa, birilerinin ya da en önemlisi Tanrı'nın onu kurtaracağını düşündüğünü, aşırı hassas, aşırı kırılgan bir durumda durduğunu, kendisini güvenli bir inanç yorganının altında saklamak istediğini, geçmişten kalma korkuların esiri olduğunu, hayal dünyasında yaşadığını, odağını bulandırdığını, karmaşa içinde kaybolduğunu söyleyebiliriz. Bunu bir bakıma inancın güvenliğine doğru saptantılı bir şekilde kaçmak isteği olarak niteliyebiliriz. Bu tabii ki bırakması gereken geçmişi gösteriyor, çünkü geleceğe doğru ilerleyebilmek için içsel teslimiyetin dış dünyayı düzenli ve verimli hale getirmediğini, Tanrı'nın onun yerine dış dünyada bir şeyler yapmadığını, aksine Tanrı'nın bunu ondan beklediğini, çok çalışması ve üretmesi gerektiğini, geçmişi bir kenara bırakıp bugün burada yapılması gerekenlerle uğraşması ve bu dünyada verimli olmak yoluyla (Başak) kendi güvenini inşa etmesi zorunluluğunu kavraması gerekiyor.
Bu ana doğrultuya eklememiz gereken önemli bir diğer nokta da kendi haklılığını ve "doğru"luğunu herkese ispatlama çabasıdır. Geçmişten kalma bir kibir ve kendini beğenmişlikle, kendi doğrusu ile diğerlerini ikna etmeye çalışırken, kimsenin dinlemediği bir duruma düşüyor. Bir bakıma şöyle bir arayış içinde: "Eğer diğer ülkeler veya insanlar benim haklı olduğumu görürlerse, nihayet anlaşıldığımı ve kabul edildiğimi hissedebilirim." Tabii bu da diğerlerini dinlemeden, onların savlarını duymadan, sürekli kendisini ispatlama çabasına dönüyor ve gerçekler hakkında veri toplamaktan, öğrenmekten ve sağlıklı iletişim kurmaktan geri kalıyor. Kurtulması gereken geçmişi düşünürsek, bu geçmişte eskiden herkes ona sorarmış, hatta kimseye bir şey anlatması gerekmezmiş, dolayısıyla iki yönlü bir iletişim konusunda bilgisiz kalmış, şimdi de kimse onu dinlemiyor. O da bu saplantı ile iyice bağırıyor, hiç susmuyor. Asıl doğruyu bildiğini, dolayısıyla öğrenmesi gerekmediğini düşünüyor.
Fanatizm
Bir ülke tek tek bireylerden oluştuğuna göre Türkiye'de herkes neyin nasıl olması gerektiğini çok iyi bildiğini düşünerek konuşuyor. Oysa aslında doğum haritasındaki Satürn (güvensizlik)-Merkür (akıl) kavuşumu nedeniyle Türkiye aklına fazla güvenmiyor. Kendine uymayan hazır reçeteleri kendine uyduruverir. (Aslına bakarsanız aklına fazla güvenmemek iyidir. Bu özelliğin amacı bilgeliktir, hoşgörüdür. Ancak eskiden bu topraklarda yaşayan bu bilgelik henüz ülkemizde görülmüyor). Bu güvensizlikle her kafadan bir ses çıkarken iyice karmaşaya sürükleniliyor, sonra da pür dikkat 'düşünenlerin düşünceleri' dinleniyor. Bu tabloda kendine özgü, farklı düşünceleri ifade etmek neredeyse olanaksız durumda. Hangi grup içinde yer alınıyorsa sürekli onu savunmak adeta zorunlu. Ortalıkta şiddetli bir fanatizm hüküm sürüyor. Oysa Türkiye sanılanın aksine fanatik bir ülke değildir. Bağrında her türlü düşünceyi ve davranışı besleyebilecek özelliklere sahip hoşgörülü bir ülkedir. Ancak saygın olma, sözünün dinlenmesi arzusu herkesi kendi fildişi kulesine taşımış. Ortalık uygulamadan yoksun, sadece kendisinin haklı olduğunu savunan düşünceler karmaşası ile dolu. Bu durumda yapılması gereken artık susmak, hem kendi içini hem karşıdakini dinlemek, bunları anlamaya çalışmak ve yapıcı düşünceleri hayata geçirmeye çalışmaktır.
Su-toprak
Türkiye'nin doğum haritasında su elementi güçlüdür. Su arıtıcı ve iyileştirici özelliği ile kullanıldığında iyidir. Aksi takdirde bir sel gibi taşkın duygular bizi boğabilir. Kendine acımak, sürekli şikayet etmek veya Tanrı'dan bir kurtarıcı (yeni bir Atatürk) beklemek en olumsuz özellikleridir. Öte yandan toprak elementi güçsüzdür. Bu da maddi dünyada barınabilmenin gereklerinin ihmal edilmesinin ve ihmal edilen gerçeklerin talepleri yüzüne çarpmaya başlayana kadar "büyümeyi" reddetmesinin göstergesidir. Maddi dünyayla ve gerçekliğin fiziksel boyutuyla temassızlık desteksiz ve köksüz hissedilmesine neden olur. Bu durumda gerçekliğin bir başka boyutu
-hayalgücü ve ruhsallık- devreye girer. Bu hayaller ve ruhsallık, olumsuz biçimde kullanılmadıkça, kişinin ruhsal anlamda ve yaratıcı çabalarında hiçbir sınır tanımayacağını gösterir. Bunun sonucu verimli ürünlerdir.
Şimdi bu noktalar Ay tutulması ile harekete geçtiğine göre, artık kendimize acımaktan, devletin, işverenin veya yabancı ülkelerin bizi kurban etmesine ağlaşmaktan vazgeçmeliyiz. Kendi hayatımızın sorumluluğunu üstlenerek, sabırla, disiplinle, adım adım kendi geleceğimizi inşa etmeliyiz. Kısa yoldan zenginlik hayallerini unutmalıyız. Endişe ve korkuyu bir kenara atıp değişime uyum sağlamalıyız. Başkalarının işleriyle ilgilenmekten, onların neler yapacaklarını, bize neler verebileceklerini hesaplamaktan ve istemekten vazgeçmeliyiz. Harekete geçmek için başkalarını beklememeliyiz. Sürekli eleştireceğimize birbirimizi desteklemeliyiz. Her türlü düşüncemizin bölmek yerine bütünleştirmeye hizmet etmesine dikkat etmeliyiz. Hepimiz çalışmalıyız. El becerilerimizi, yeteneklerimizi geliştirmeliyiz. Bu doğrultuda önce çıraklık yapmaya razı olmalıyız. Güven duygusunu dışarıda aramamalıyız. Çok saçma ve hayalci gibi görülse bile kendi yolumuzu kendimize göre çizmeliyiz.

BARIŞ İLHAN: Astrolog