Türkiye'nin genetik zenginliği

Biyoloji dersinden hatırlarsınız, insanın yapı taşı olan hücrenin çekirdeğinde kromozom adı verilen ipliksi yapılar bulunur. Hücre çekirdeği içinde 23 çift, yani 46 adet kromozom vardır.
Haber: SERDAR SABRİ ÖZKUBULAY / Arşivi

Biyoloji dersinden hatırlarsınız, insanın yapı taşı olan hücrenin çekirdeğinde kromozom adı verilen ipliksi yapılar bulunur. Hücre çekirdeği içinde 23 çift, yani 46 adet kromozom vardır. Her bir kromozom çiftindeki, bir kromozom anneden, diğer kromozom babadan gelir. 23 çift kromozomun 22'sinde vücudumuzla ilgili değişik kodlar saklanırken, geri kalan bir çift kromozom ise cinsiyet bilgimizi saklar.
Cinsiyeti belirleyen kromozom çifti kadınlarda XX, erkeklerde ise XY ile sembolize edilir. Bir kadının yumurtası tek bir X kromozomu barındırır, bu nedenle bir kadın kız olsun erkek olsun, çocuğuna X kromozomunu geçirir. Kadın yumurtasını dölleyen sperm ise beraberinde ya X ya da Y kromozumunu getirir. Sperm X kromozomu taşıyorsa doğan çocuk kız (XX), Y kromozomu taşıyorsa doğan çocuk erkek (XY) olur. Bu anlamda doğacak çocuğun cinsiyetini baba tayin eder. Halbuki Anadolu'da kız çocuk doğurdu diye çok kadının canı yanmıştır.
Kromozom çiftleri birbirlerinden gen alışverişi yaparlar ve karışırlar. Hem annemizden hem babamızdan özellikler taşımamız bu yüzdendir. Erkekteki cinsiyet kromozomları (XY) hariç kromozom çiftleri birbirinin eşidir. Erkekteki Y kromozomu X kromozomuna göre kısa olduğundan X kromozomu ile karışmaz ve olduğu gibi bir sonraki nesle aktarılır. Bu sayede Y kromozomu incelenerek, erkek için bir soyun bireylerini kuşaklar boyunca takip etmek mümkündür. Bugün National Geographic (The Genographic Project), Family Tree DNA gibi kurumlar (posta ile gönderilen bir kit yoluyla) Y kromozumu içindeki DNA'nın analizini yapabiliyor (Y-DNA testi). Bu test sadece erkekler için yapılabilir.
Kadın için ise, hücre çekirdeğindeki anne ve babadan gelen XX kromozom çifti birbiri ile karışır, bir soyun incelenmesine imkan vermez. Bunun yerine hücrede bulunan bir diğer yapı olan ve yine hatırlarsınız, enerji sağlamakla görevli mitokondrinin içinde bulunan DNA kodlarının incelenmesi, kadın için de bir soyun takip edilebilmesini sağlar. Mitokondri, milyonlarca yıl önce tek hücreli virüs benzeri müstakil bir canlı iken, evrim sürecinde hücre ile ortak bir yaşamı tercih ettiğinden, kendine ait bir gen bilgisi barındırıyor. Mitokondri, spermde sadece kuyruk bölgesinde kuyruğu hareket ettirecek enerjiyi sağlamak için bulunur, döllenme sonrasında kuyruk dışarı atıldığından sperm yumurtaya mitokondri taşıyamaz. Böylece mitokondrideki DNA bilgisi, sadece anneden, hem kız hem erkek çocuğuna geçer. mtDNA testi hem kadın hem erkek için yapılabilir.
DNA'lar üreme yoluyla kopyalanarak sonraki kuşaklara aktarılır. Zaman zaman bu kopyalamalar sırasında hatalar olabilir ve DNA bir sonraki nesle aynen taşınamayabilir. Bu kopyalama hatalarına mutasyon diyoruz. Uzun yıllar boyunca meydana gelen mutasyonlar ve göçler sonucu insan toplulukları belli gen gruplarına ayrılmışlardır. Y-DNA ve mtDNA için ayrı ayrı ve harflerle sembolize edilen bu gruplara haplogroup denir.
Haplogroup'ların birbirleri arasındaki bağıntılara ve dünya üzerindeki dağılımlarına bakılarak genetik Adem'in, uzun yürüyüşüne 80 bin yıl önce, bugün Etiyopya ya da Sudan topraklarında bulunan bir bölgeden başladığı düşünülüyor. Havva ana ya da Havva analarımızın mtDNA'larına ilk olarak 150 bin yıl kadar önce Afrika'da rastlanıyor, 70 bin yıl kadar önce ise Afrika'dan çıkarak dünyaya yayıldı.
Avrupa yüzde 24, Orta Asya yüzde 3
Türkiye'deki Y-DNA haplogroup'ları üzerine 2003'te değişik bölgelerden 523 kişi ile yapılmış bir çalışma olan Cinnioğlu araştırmasına (http://hpgl.stanford.edu/publications/HG_2004_v114_p127-148.pdf) göre Türkiye'de görülen Y-DNA haplogroup'ları şöyledir: J (Kuzey Afrika, Ortadoğu, Güney Avrupa, yüzde 33.8), R (Avrupa, yüzde 24.0), E (Afrika, Güney Avrupa, yüzde 11.4), G (İran, Kafkaslar, yüzde 11.0), I (Kuzey ve Doğu Avrupa, yüzde 5.2), L (Hindistan, yüzde 4.2), N (Sibirya, Finlandiya, yüzde 3.9), C, Q, O (Orta Asya, yüzde 3.0), K (Pakistan, yüzde 2.5), A (Afrika, yüzde 1.0)
Bu çalışmalar her ne kadar pozitif bilimin koruyucu şemsiyesi altında, insanoğlunun son 100 bin yıllık biyolojik ve kültürel evrimini aydınlatmak temelinde yapılıyor olsa da, yanlış yorumlandığında kitleleri etiketlemek, ayrımcılığa maruz bırakmak gibi kabus sonuçlar da yaratabilir. O zaman sihirli sözcüğü hatırlamak gerekli: KARIŞMAK. XY dışındaki 22 çift kromozomun birbiriyle karıştığından bahsetmiştik, bilim insanları DNA içinde bozulmayan işaretleri, araştırmalara kaynaklık etmesi için tabiri caizse cımbızla bulup çıkardılar. Bunun dışında işler aslında karışmak temelinde ilerliyor, kadın ve erkeğin genleri karışıyor, at üstünde başlayan, lokomotiflerle hızlanan motorlu taşıtlarla baş döndürücü bir hıza ulaşan göçlerle toplumlar ve kültürler karışıyor. Kültürlerin ergime potası Anadolu bu anlamda en güzel örneklerden biri. Cinnioğlu araştırması kültürel zenginliğin temelindeki genetik zenginliği gözler önüne seriyor. Bugün Anadolu'da Orta Asya'dan gelen Oğuz geni ya da bir başkası baskın değil belki, ama anlaşılan birlikte taşınan Türk kültürü bu topraklara hakim olmuş. Göçebe Türk kültürü -bugün hatırlamakta ne kadar zorlansak da- karşılaştığı diğer kültürleri reddetmemiş tam tersine onları da içine katarak zenginleşmiş.
Osmanlı'nın 400 yıllık Pax Ottomana'sı (Osmanlı Barışı), din esaslı milletlerin sahip olduğu otonomiye dayanıyordu. Bugün ise artık Cumhuriyet döneminin, imparatorluğun çöküş yaralarını sarmak, vakit kazanmak için yarattığı resmi tarih tezleri erozyona uğradı. Tarihin bizi getirdiği bu kavşakta belli ki yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var, şimdi mesele bunun adını koymak. "İkinci cumhuriyet" mi demeli, "federatif yapı" mı, "anayasal vatandaşlık" mı, emperyal tuzaklardan uzak, uzun uzun tartışılmasını dilerim.

SERDAR SABRİ ÖZKUBULAY: BT Veritabanı Yönetimi Grubu Yönetici