Türkiye'nin sorunlu mülteci politikası

Türkiye'nin sorunlu mülteci politikası
Türkiye'nin sorunlu mülteci politikası

Türkiye ye sığınan Suriyelilerin sayısı 110 bine yaklaştı.

Suriyeli mültecilerin Ankara'nın Esad'ı devirme politikasına iliştirilmesi, bu sorunların bazılarının çözülememesi, bazılarının da 'çözülmemesi' demek
Haber: MURAT ONUR / Arşivi

Son Birleşmiş Milletler rakamlarına göre Suriyeli mültecilerin sayısı 290 bin sınırına dayandı. Sadece Türkiye’ye gelen Suriyeli sayısı Haziran’dan beri yüzde 210 oranında arttı ve ülkedeki kayıtlı mülteci sayısı 110 bine yaklaştı. Her ne kadar geçtiğimiz aylarda Türkiye’deki mülteci kamplarını ziyaret eden BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Özel Temsilcisi Angelina Jolie, Ankara’nın çabalarından övgüyle bahsetmiş de olsa, uzman örgütlere göre Türkiye’nin mülteci politikası oldukça sorunlu. Aralarında Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) de olduğu birçok kurum birbiri ardına Ankara’nın mültecilere yaklaşımındaki sorunları özetleyen raporlar yayımladı. Yöneltilen eleştiriler arasında yasal belirsizlikler, şeffaflık ve son zamanlarda iyice açığa çıkan mülteci krizinin askerileştirilmesi konuları öne çıkıyor. 

Yasal belirsizlikler 

Ankara hâlâ çatışmalardan kaçan Suriyeliler için “mülteci” ifadesini kullanmıyor ve mültecileri “Suriye vatandaşı” ya da “misafir” olarak adlandırıyor. Bu tanımlama ve süregelen yasal boşluklar Suriyeli mültecilerin Türkiye’deki durumlarının Ankara’nın siyasi takdirinde olması anlamına geliyor. Bu da Türkiye gibi bölgesinde ve dünyada etkin olma iddiasındaki bir ülke için yanlış bir tavır. Ankara yasal konuları açıklığa kavuşturmak için geçtiğimiz yıl sonunda “geçici koruma rejimi” adını verdiği bir düzenlemeyi devreye sokmuştu. Ancak geçici koruma, günü kurtarmaya yönelik bir çözüm olarak algılanıyor ve başta UAÖ olmak üzere çeşitli örgütler bu çapta uzun vadeli bir krizi yönetmede geçici korumanın yetersiz kalabileceğini belirtiyor. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalardan doğan temel yükümlülüğü olan sınırlarını mültecilere açması konusunda da son haftalarda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. En son HRW’nin yayınladığı raporda, Türkiye’nin binlerce Suriyeliyi sınırın dışında tutması ciddi şekilde eleştirilmişti. 

Şeffaflık ve erişim 

Şeffaflık konusu Ankara’ya yapılan eleştirilerin başında. Mülteci-Der, İnsan Hakları Ortak Platformu ve UAÖ gibi örgütlerin yanı sıra aralarında kamplardaki yükü hafifletebilecek yardım teklifleri yapan insani yardım örgütlerinin sayısız talebine rağmen Ankara mülteci kamplarını ziyarete kapattı. Ankara’nın bu tutumunun şeffaflık ve gözetim konularında ciddi kuşkular yaratması kaçınılmaz. Örneğin, Ağustos’ta CHP milletvekilleri Hatay’daki Apaydın kampına alınmamıştı. Eleştiriler üzerine hükümet, büyük bir ciddiyetsizlik örneği göstererek, konuyu araştırması için kendisi de AKP milletvekili olan Meclis İnsan Hakları Komisyonu başkanı Ayhan Sefer Üstün’ün başkanlığında CHP ve BDP milletvekillerini içermeyen bir heyeti görevlendirmiş ve heyet birkaç saat içinde yapmış olduğu gözlem sonucunda kamplarda herhangi bir soruna rastlamadığını belirtmişti.
Ancak uluslararası ve yerel basında çıkan haberlerdeki iddialar oldukça ciddi. Geçtiğimiz Şubat’ta Zaman gazetesi bazı Suriyeli muhaliflerin hükümet güçlerine teslim edildiğini yazmıştı. Al-Monitor haber sitesi ise “Sorunlu Suriyeli mülteciler” için özel bir kamp kurulduğunu ve bu kampın geri gönderilmeler için kullanıldığını yazmıştı. İddialar Türkiye’nin uluslararası hukukun bir şartı olan geri-gönderilmeme kuralını ihlal ettiği anlamına geliyor ve bu Türkiye’nin güvenilirliği için oldukça kötü. Bu nedenle, yardım örgütlerine kamplara düzenli giriş imkânının verilmesi kamplardaki sorunların ve usulsüzlüklerin önüne geçilmesinin tek yolu. 

Dış politika aracı? 

Daha da vahim olan bir iddia ise Özgür Suriye Ordusu’nun bazı kamplarda eğitildiğine ilişkin. Ankara bu haberleri yalanlasa da, bağımsız gözlemcilerin olmadığı, yerli ve yabancı örgütlerin kamplardan uzak tutulduğu ve tüm mülteci operasyonlarının AKP hükümetine bağlı kurumlar tarafından yürütüldüğü bir ortamda şeffaflığı ve güvenilirliği sağlamak imkânsız. Bu yüzden mültecilerin Ankara’nın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmeye yönelik politikasına iliştirilmiş bir araç haline geldiğine dair iddiaları ciddiye almak gerek.
Ankara’nın ÖSO’yu desteklemeye başlaması tabii ki hükümetin siyasi kararı ve bu siyasetin sorumluluğu başta hükümet ve Dışişleri Bakanı’nında. Ancak doğru planlanmadan uygulamaya sokulduğu artık iyice açığa çıkan Suriye’deki silahlı güçleri destekleme politikasını daha da sorunlu hale getiren temel konu, mültecilerin bu politikaya iliştirilmiş olması. Kuşkusuz hem Suriyeli mülteciler için hem de Türkiye vatandaşları için ciddi riskleri beraberinde getiren bu tutum, mülteci krizinin askerileştirilmesi anlamına geliyor. Suriye’deki karmaşanın sonucunda ne olursa olsun bu tutum Ankara’nın başını yakın gelecekte hem yasal hem de siyasi olarak ağrıtabilir.
Diğer yandan, hükümetin mülteci krizini yönetmek ile yetkilendirdiği kurumlar olan AFAD ve Kızılay, büyüyen krizin yükünü kaldıramayabilir. AFAD sadece birkaç sene önce kuruldu ve bu çaptaki bir krizle mücadele için yeterliliği tartışılır.
Türkiye’nin mülteci politikası, Ankara’nın Suriye’deki krizi iyi okuyamadığını ve tedbirsizce hareket ettiğini gösteriyor. Dışişleri elitinin inatla sürdürmek istediği bu politika sonucunda Türkiye ne Suriyeli mültecilerin ve kendi vatandaşlarının can güvenliğini sağlayabildi ne de Suriye’ye yapıcı bir şekilde müdahale edebildi. Suriye’de tampon bölgenin şu an için gündemde olmaması ve devam eden çatışmalar göz önüne alınırsa mülteci akını devam edecek gibi. Ankara’nın giderek altından kalkamayacağı bu yükü “gittiği yere kadar gider” kafasıyla çözmeye çalışmak yerine, yerli ve yabancı uzman örgütlerle birlikte çalışarak şeffaflıkla yönetmesi gerekiyor. Yukarıda özetlenen konular çözülemeyecek karmaşıklıkta değil. Ancak mültecilerin Ankara’nın Esad’ı devirme politikasına iliştirilmesi, bu sorunların bazılarının çözülememesi, bazılarının da “çözülmemesi” demek. Bu nedenle temel sorun aslında hükümetin iyi planlanmamış ve uygulamakta zorlandığı Suriye politikası. Kuşkusuz Batı ülkeleri Türkiye’nin bugüne kadar yapmış olduğu yardımları övüyor. Ancak, unutmamak gerekir ki, bölgesel çıkarlar kimi zaman temel insani sorunları gölgeleyebiliyor. Eğer Türkiye tarihin doğru yerinde olmak istiyor ve Ortadoğu’da ve İslam dünyasında demokrasinin ve ilerlemenin lideri olmayı umuyorsa, uluslararası hukuka ve hem mültecilere hem de kendi vatandaşlarına gereken saygıyı göstermeli.
* TDRP, Danışman